Dünya ekonomisinin yaklaşık % 80’ini temsil eden G-20 ülkelerinin maliye bakanları ve merkez bankaları başkanları 17 Mart günü Almanya’nın Baden kentinde toplandılar.  Görüşmelerin ardından, organizasyonun amacını tam olarak yansıtmaktan uzak bir bildiri yayımlayarak, esas sorunları 7-8 Temmuzda liderlerin de katılacağı Hamburg G-20 zirvesine bıraktılar. Esas amaç itibariyle G-20 ekonomik küreselleşmenin teşviki amacıyla oluşturulmuştur fakat gelinen noktada görülmektedir ki, küreselleşmenin en büyük savunucusu olan aktörler şimdi git gide katılaşan bir tutumla küreselleşmenin karşısında durmaya başlamakta, zamanında küreselleşmeye mesafeli duran dışa kapalı aktörler ise küreselleşmeyi savunmaktadırlar. Ancak an itibariyle ABD’de hali hazırda Trump yönetimi ile kendini gösteren ve Avrupa’da da ciddi bir zemin kazanan korumacı, dışa kapalı siyasi hareketler, küreselleşmenin önüne engeller koymaya başlamaktadır.

Son üç-dört yıla kadar hızla devam eden küreselleşme süreci, geldiğimiz gün itibariyle hem siyasi hem de ekonomik engellerle oldukça hız kaybetmiştir. Nitekim, ABD ve İngiltere gibi serbest ticareti, küresel kapitalizmi, küreselleşen dünya düzenini ısrarla ve bazı zamanlarda “zorla” dünyaya entegre etmeye çalışan ülkelerin, bugünlerde sınırlarına hızla duvarlar örmeye çalışması ve büyük uluslararası anlaşmalardan kurtulma çabası bunun en bariz göstergesidir. Üstelik Avrupa’da da bu tür siyasi hareketler halk arasında ciddi destek kazanmaya başlamaktadır. Başka bir yandan baktığımızda da, Çin gibi yüzlerce yıllık tarihinin çok büyük kısmında dışa kapalı, katı duvarları olan bir ülkenin sadece otuz yıllık bir değişim sürecinin ardından küreselleşmenin ve serbest ticaretin en büyük savunucusu olması da günümüzde geldiğimiz tuhaf durumun göstergesidir. Netice itibariyle, kapitalizmin öncüsü ülkeler kendi silahlarıyla vurulmaktan korkmaktadır ve bundan dolayı da dünya düzeni tersine dönmeye başlamaktadır.

            G-20 toplantıların öncesinde IMF, dünyanın genel ekonomik görünümü hakkında görüş ve tavsiyelerinin olduğu bir rapor yayımlar. Katılımcılara sunulan rapordan özetle bahsetmek uygun olacaktır.

            Rapora göre;

  • Küresel ekonomi “olumlu” bir hava yakaladı fakat pek çok gelişmiş ülkede yaşanan talep eksikliği sorunu devam etmekte ve hedeflenenin altında çekirdek enflasyon mücadelesi sürerken FED’in faiz artışlarının devam edecek olması büyüme tahminlerinin düşük kalmasına yol açmaktadır. Uluslararası finansal koşullar, ABD’nin faiz artırım süreci nedeniyle daha da sıkılaşabilir. Fakat genel görünümün gerçekleşebilecek politikalara göre kolayca değişebilme riski vardır.
  • Küresel ekonomik entegrasyonun ve teknolojik yeniliklerin, özellikle gelişmiş ülkelerdeki istihdam ve gelir dağılımı üzerindeki ihmal edilen, olumsuz etkilerinin artabilme riski bulunmaktadır.
  • Finansal koşulların sert bir şekilde sıkılaştırılması, gelişmekte olan piyasalardan daha fazla sermaye çıkışını tetikleyebilir. Aynı zamanda gelişmiş ülkelerde devam eden mali istikrar endişeleri sürekli hale gelip, jeopolitik sorunlara yol açabilir.
  • Gelişmiş ekonomiler ve emtia ihracatçıları için uzun vadeli beklentiler belirsizliğini korumaktadır. Pek çok ekonomide yüksek kurumsal borç yatırımları engellemekte ve takibe düşen kredi miktarının yüksek oranlarda olmasıyla, zayıf banka karlılığı kredi arzını sınırlamaktadır. Bu durum da gelişmiş ekonomilerde büyümenin önüne bir engel oluşturmaktadır.

Sunulan önerilerin özeti de şu şekildedir;

  • Büyüme ivmesinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Bunun için de talep eksiği olan gelişmiş ülkelerin parasal desteğe ihtiyacı bulunmaktadır. Özellikle, mali hareket alanı olan ülkelerin, maliye politikaları büyümeyi desteklemeli ve yapısal reformlarla güçlendirilmelidir. Maliye politikaları, hedeflenen altyapı yatırımları da dahil olmak üzere uzun vadeli büyüme potansiyelini artırmaya odaklanmalıdır. Aynı zamanda maliye politikaları sayesinde talebin artırılması cari açıklarla mücadeleye yardım edecektir. Mali hareket alanı yeterli olmasa bile, kamu gelirleri ve harcamaları büyümeye daha yardımcı olacak şekilde oluşturulmalıdır.
  • Kazançların daha adil paylaşılması gerekmektedir. Uzun vadeli büyümenin yolu; yeniliklerden, teknolojik gelişmelerden ve üretim faktörlerinin ülkeler arasında “ekonomik değişim” yoluyla verimli bir şekilde kullanılmasından geçmektedir. Kazanımların ülkeler arasında daha etkin paylaşılmasını sağlamak için, olumsuz yan etkilere maruz kalan ülkelere yardımcı olmak, eğitim vermek ve vergi-fayda sistemini hem adil hem de büyüme dostu yapmak gerekmektedir.
  • Esneklik ve uzun vadeli büyüme güçlendirilmelidir. Gelişmekte olan ülkeler bilanço açıkları hakkında planlamalar yaparken olası döviz kuru şoklarına karşı önlem almalıdırlar. Ülkenin ihtiyaçlarına uygun yapısal reformlar, potansiyel büyümeyi artıracak ve gelecekte ihtiyaç duyulan mali hareket alanının yaratılmasına yardımcı olacaktır.
  • Birlikte çalışmanın önemi kavranmalı. Güçlü, kurallara odaklı, çok taraflı bir ticaret çerçevesi, küresel entegrasyonun sağladığı faydaları ve iç politik risklere karşı olan güvenceleri en üst düzeye çıkartmaktadır. Uluslararası işbirliğinin korunması ve geliştirilmesi, uluslararası ticaretin bir büyüme motoru gibi çalışmasını ve kazançlarının geniş ölçüde paylaşılmasını sağlar. Bu yüzden uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi sağlanmalıdır.

Raporun devamı çoğunlukla küresel risklere ve yaşanan ekonomik durgunluğa karşı, dışa kapalı korumacı politik akımların risklerine değinmektedir. Rapora göre, ticaret veya sermaye hareketlerinin kısıtlanması, uluslararası ticareti engelleyecek, küresel değerler zincirinin çalışmasını bozacak, yatırımları caydıracak ve üretkenliği azaltacaktır. Bu tür politikaların uygulanmaya başlanması, diğer ülkelerin de buna karşı misillemesine yol açacak ve bu durumdan bütün ülkeler zarar görecektir.

 Gerek raporda gerek de toplantıda, Trump’ın korumacı politikalarına karşı üstü kapalı eleştiriler yapılmıştır. ABD’nin dış ticarette korumacı politikalar uygulamaya başlaması, pek çok ülkenin buna cevap vermesine yol açacak ve bir domino taşı gibi bütün dünyaya bu korumacılık yayılacaktır. Bu noktaya gelinmeden önceki son çıkış için çabalayan ülkeler olmakla birlikte, ABD ile beraber bu politikalara şimdiden ısınan ülkeler bulunmaktadır. Toplantının ev sahibi Almanya, dış ticaret fazlası veren bir ülkedir ve serbest ticaret sayesinde başta ABD olmak üzere bütün dünyaya ürün ihraç edebilmektedir. Hiç şüphesiz ABD’de ticarete karşı engel olabilecek duvarlar Almanya’yı ciddi ölçüde etkileyecektir. Aynı durum Çin için de geçerli olmaktadır.

Almanya’da yapılan bu toplantıda da bu sorun kendini bariz bir şekilde gösterdi. Toplantıdan sonra yayımlanan bildiride beklenenin aksine, serbest ticaretin korunmasına yönelik bir vurgu yapılmaması bunun göstergesi sayıldı. Bunun yerine, “Ticaretin ekonomilerimize yaptığı katkıyı güçlendirmek için çalışıyoruz” gibi net olmayan bir cümle yerleştirildi. Toplantıyı aktaran gazetelere göre, bu konuda hararetli tartışmalar yaşandı fakat ABD’nin karşı duruşu ve Japonya’nın da ABD’yi desteklemesiyle serbest ticareti destekleyici beyanlardan kaçınıldı. Fransız Maliye bakanı yaptığı açıklamada bu durumu “hayal kırıklığı” olarak nitelendirdi.

Her ne kadar ABD Hazine Sekreteri Mnuchin ABD’nin bir tür ticaret savaşını kışkırtmak istemediğini belirtse de, Trump bu konuda oldukça açık konuşmaktadır ve uygulayacağı politikaların bir tür uluslararası ticaret savaşına yol açması kuvvetli bir ihtimaldir. ABD’nin bu konudaki katı tutumu, şu aşamada hiçbir yaptırımı veya etkisi bulunmayan bir bildiriye göstermelik de olsa beyan vermeyi kabul etmemesi, kışkırtıcılıktan uzak olunduğuna dair açıklamaları destekler görünmemektedir. Üstelik başta ev sahibi Almanya olmak üzere pek çok temsilci ile ABD arasında bu konuda sıkı ikna çabaları yaşandığı aktarılmıştır.

Serbest ticaretin faydasını en çok gören Almanya’nın, daha etkin serbest ticaret uygulamaları üzerine planları bulunmaktaydı fakat Trump’ın korumacı politikaları buna müsaade etmeyecek gibi durmaktadır. Trump’ın politikaları uluslararası geniş kapsamlı anlaşmalar yerine, ülkelerle ikili olarak yapılacak ve ülkeden ülkeye göre farklı şekillerde düzenlenecek anlaşmaları destekler niteliktedir. Trump, ABD’nin ihracatını artırmak istediği için doların güçlü bir para birimi olmasını istememektedir. Bir diğer yandandan da Vergi avantajlarıyla, dünyaya dağılmış ABD kökenli şirketleri ülkeye geri döndürebilmeyi ummaktadır. Bu durum gelişmekte olan ülkelerden sermaye ve üretim çıkışının olmasına yol açabilir. Gelişmekte olan ülkelerin, ekonominin ulusulararası ölçekte durgun olduğu bir süreçte bir de böyle bir hamle ile ellerindeki yatırımları da kaybetmesi, sadece gelişmekte olan ülkeler için değil bütün dünya için olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Gitgide düşen ekonomik büyüme oranları ve jeopolitik sorunlara rağmen, zar zor toparlanan ticari ilişkiler, bu politikalar sonucunda sürdürülemez hale gelecektir. Üstelik Trump’ın planları arasında, G-20’nin ciddi uğraşlar sonucu düzenlediği, küresel finans krizini önlemeye yönelik bankacılık denetleme ve düzenleme kurallarını esnetmek de var. Hiç ders alınmamışcasına, sürekli tekrarlanan kriz döngüsünün önüne geçme çabalarının kırılması da küresel ekonomi için büyük riskler yaratacaktır.

Bunlardan dolayı G-20, koşulları iyileştirmek ve verimli kılmak yerine hiç değilse mevcut düzeni korumaya çabalayan ülkelerin ikna toplantılarına dönüşmektedir. Bu toplantıda ABD’nin serbest ticarete karşı kendi çıkarlarını ön plana koyan politikalar izleyeceği ve bu konuda katı bir tutum içerisinde olacağı belli olmuştur.

Ekonomik küreselleşme ve uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi, ciddi faydalar sağlamakla birlikte, belirli bir süreçten sonra bu düzende bazı ülkeler git gide daha da zenginleşirken bazı ülkeler de fakirleşmekte ve borç batağına girmektedir. Uluslararası serbest ticaret kavramı belli ülkelere diğerlerinden çok daha fazla fayda sağlamakta ve dengeleri alt üst etmektedir. Nitekim değişen dengelere tepki olarak katı ticaret duvarları örmek de sağlıklı bir çözüm olmayacaktır. Finansal sıkılaşmanın, yetersiz talebin ve düşük büyüme oranların olduğu bir dönemde bizim gibi gelişen ülkelere karşı koyulacak ticaret duvarları, üretimimizi ve gelişmemizi olumsuz etkileyecek, teşvik unsurlarını ortadan kaldıracaktır. Bu tür toplantılar aracılığı ile dengeyi korumak yapılabilecek en sağlıklı politika olacaktır. Türkiye gibi ekonomilerin büyüyüp gelişebilmesi için dışa açılması ve ihracat yapabilmesi gerekmektedir. Dünyada katı politikalar hâkim olmaya başlarsa Türkiye’nin gelişimi ve büyümesi de olumsuz etkilenecektir.

 

 

KAYNAKÇA

http://www.bbc.com/news/business-39315098

http://www.businessht.com.tr/piyasalar/haber/1427934-g-20-ekonomi-gundemiyle-toplaniyor

http://www.dw.com/tr/g20-maliye-bakanlar%C4%B1-bir-araya-geliyor/a-37984016

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ugur-gurses/g-20-raporunda-gelisen-ekonomilere-uyari-40395257

http://www.imf.org/external/np/g20/031417.htm

https://www.ft.com/content/3b267560-0cba-11e7-b030-768954394623