Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

11 yıldan fazla süre İçişleri Bakanlığı yaparak hala bu bakanlıkta en uzun süre görev yapan kişi olan Şükrü Kaya, Atatürk’ün bilgisine ve devlet yönetme tecrübesine önem verdiği bir kişiydi. Kaya, II. Abdülhamit yönetimine karşı mücadele etmiş, Balkan Harbi bozgunundan sonra ülkeye gelen göçmenleri yerleştirmek, topraklandırmak, iş sahibi ve üretici yapmak amacıyla kurulan Göçmenler Genel Müdürlüğü yapmıştır.

9 Mart 1883’te Ege’de İstanköy’de doğan ve 10 Ocak 1959 yılında hayata gözlerini yuman Şükrü Kaya İstanbul ve Paris Hukuk Fakültesi’nde okumuştur. İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerinden olması, Ermeni tehcirine adının karışması sebepleriyle İtilaf devletlerinin isteği doğrultusunda tutuklanarak 1919’da Bekirağa Bölüğü’nde, sonra Malta Adası’nda esir tutulmuştur. Adadan kaçarak milli mücadeleye katılmış, Birinci Lozan Konferansı‘na (20 Kasım 1922-4 Şubat 1923) giden heyette yer almıştır.

Şükrü Kaya, 1922-23 yıllarında İzmir Belediye Başkanlığı görevinde İzmir’de ilk işçi derneğinin kurulması için gerekli girişimi başlatmış ve dernek 1924 yılında kurulmuştur. 26 Haziran 1926 tarihinde kabul edilen Medeni Kanun’un hazırlanmasında Adliye Komisyonunda görev almıştır. 18 Haziran 1936 yılında CHP Genel Sekreterliği’ne getirilmiştir. 11 Kasım 1938 tarihinde Cumhurbaşkanı seçilen İnönü  Celal Bayar’dan Kaya’nın hükümette yer almamasını istemiştir.

İçişleri Bakanı iken öncelikle iskan, mübadele ve nüfus meselesi ile ilgilenmiştir. Lozan Antlaşması gereğince mübadele neticesinde gelen bir milyona yakın Türk’ün yerleştirilmesi ve mal sahibi edilmesini sağlamaya çalıştı.

Feodalizmle mücadelesi

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya 3 Nisan 1930 tarihli “Belediye Yasası” ile 1 Haziran 1933 tarihli “Belediyeler Bankası Yasası” gibi belediyeciliğe yön veren yasaların çıkmasına öncülük etmiştir. 24 Haziran 1933 tarih ve 2301 sayılı yasa ve 15 milyon sermaye ile kamu hizmetleri için gerekli parayı bulmak amacıyla Belediyeler Bankası kuruldu.

Kaya, toprak reformu meselesini sadece köylünün geçimi açısından düşünmemiştir. Toprak reformu ile aynı zamanda ağanın elinden kurtarılarak özgürlüğe kavuşturulmak istenen köylü, ağa yerine Cumhuriyeti otorite bilecek ve milli birlik pekişecekti.

Feodal unsurların halk üzerindeki etkisinin kırılmasına yönelik 19 Haziran 1927 tarih ve 1097 sayılı “Bazı Şahsın, Doğu Bölgesinden, Batı İllerine Nakillerine Dair Yasa” çıkarılmıştır. Bu yasanın öncelikli hedefi doğu bölgesindeki aşiretleri devlete bağlamak ve iskana tabi tutmaktı. 1097 nolu yasa ile tayin edilen bölge dahilinde bulunan arazinin hükümetçe lüzum görülen miktarının köylü, aşiret üyeleri, göçebe ve muhacirlere dağıtılması için “Doğu Bölgesinde Muhtaç Çiftçiye Dağıtılacak Araziye Dair Yasa” düzenlenmiştir.

14 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen İskan Yasası ile aşiret reisliği, beyliği, ağalığı ve şeyhlik gibi herhangi bir belgeye ve göreneğe dayanan her türlü teşkilat ve organ kaldırılmıştır. Ayrıca herhangi bir hüküm veya vesika ile veya örf ve adetle aşiretlerin şahsiyetlerine veya onlara atfen reis, bey, ağa ve şeyhlere ait olarak tanınmış, kayıtlı, kayıtsız bütün gayrimenkuller devlete geçirilmiştir.

Altı Ok anayasaya eklendi

Altı Ok’un anayasaya girmesi noktasında CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya’nın Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda yapılan değişiklik dolayısıyla TBMM’nin 5.2.1937 tarihli toplantısındaki söylevi ünlüdür[1]. 1937 anayasa değişikliği ile anayasamıza giren “Devletçilik” ilkesinin Ruslardan etkilenilerek uygulandığını ve bu yönüyle Rus Devrimiyle benzerlikler olduğunu ortaya koymuştur.

Halkçılık demokrasi demektir

Kaya, kuvvet ve kudretin kaynağının millet olduğu fikrini şu şekilde ortaya koyar:

“Biz akan, coşan inkılâp çağlayanı içinde birer su zerresiyiz. Güneş ziyası ile ara sıra parlayan bu zerrelerin o büyük şelalenin kütlesine katılıp gitmesi mukadderdir. Kuvvet ve kudret o küçük zerrelerden doğan çağlayandadır, millettedir.”[2]

Kaya için Halkçılığın diğer yönü toplumsal sınıflar arasında yer alan feodal sınıfın ayrıcalıklarına son vermek ve kültürel temellerini silmektir. Kaya, Köyceğiz’de Hükümet Konağı’nın bir çiftlik ağasının tarlası içinde olduğunu örnek göstererek köylünün bir karış toprağının olmadığını, ağanın yanında çalıştığını, buna karşılık ağanın çalışmadan oturduğunu dile getirmiştir.

Şükrü Kaya, Cuma Tatili Hakkında Kanunun gerekçesinde “insanın insan tarafından istismarı ve ihtiyacın karşılanamamasının kabulünü” normal karşılamamıştır.

Laiklik ve Toplumun Özgürleşmesi

Kaya, felsefi anlayışını “tarihte deterministiz, icraatta pragmatik maddiyatçıyız”[3] diyerek ortaya koymuştur. “Tarihte deterministiz” açıklamasıyla, doğanın ve toplumun belli yasalar kurallar dahilinde hareket ettiğini vurgulamıştır. “Pragmatik maddiyatçıyız” ifadesiyle teoriler arasında akıl yürütmek yerine sorunları günlük hayatın ihtiyaçları ve pratikleri içinde halletmeye öncelik vermiştir.

Kaya’nın materyalizm anlayışında dinler, “işlerini bitirmiş, vazifeleri tükenmiş, yeniden uzviyet ve hayatiyet bulamayan müesseselerdir.”[4] Kaya, laikliğin çerçevesini ve hududunu “dinin memleket işlerinde etken olmama” ile sınırlamıştır. Bu açıdan laiklik, dinin devletten bağımsızlaşmasından ziyade devletin ve toplumsal hayatın dinden bağımsızlaşmasıyla sınırlı olarak anlaşılmıştır. Ona göre dinler, “vicdanlarda ve mabedlerde” kalmalı, “maddi hayat ve dünya işine” karışmamalıydı.[5]

Liberalizmin alternatifi olarak Devletçilik

Kaya “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” sözüyle ifade edilen liberal ekonomi taraftarı değildir. Şükrü Kaya’nın devletçilik anlayışında, tarım ürünlerine ve sanayisine hükümet desteğinin olması, yerli piyasanın korunması ve gelişmesi bakımından önemlidir. 1930’lu yıllarda Türkiye’de uygulanan devletçilik ilkesinin Sosyalizmle benzerliği tartışma konusudur. Yönetici kadrolar “acaba sosyalistlik mi yapıyoruz?” sorusunu birbirlerine sormuşlardır. Şükrü Bey, yapılanın “bir çeşit devlet sosyalistliği” olduğunu açıklamıştır. Kemalist kadrolar ve Şükrü Kaya bireysel kâra değil toplum çıkarına öncelik tanımışlardır. Mutedil (Ilımlı) Devletçiliğin Sosyalizme ne kadar benzediği Kemalist kadrolar arasında tartışılmakla beraber Liberalizm konusunda düşünceler netti. Liberalizm sömürge ekonomisiydi ve Türkiye asla sömürge olmayacaktı.

Bugün Şükrü Kaya “Mason”, “Atatürk’ü İnönü ile birlikte zehirledi”, “elitist” denerek hedefe konuyor. Sebebi aslında yukarıda belirttiğimiz hususlar. Yani bağımsız, milli birliğini pekiştirmiş bir cumhuriyet yolunda çabalaması.

Derneklerimizde, sendika, partilerimizde, meslek kuruluşlarında Şükrü Kaya gibi birikimleriyle cumhuriyete katkı sağlamış kadroların resimleri yer almalıdır. Emperyalizme karşı milli birliği sağlamada tarihi kişilikler “başarma” inancımızı artıracaktır.

Not: Şükrü Kaya’nın cumhuriyetimize katkıları için “Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya” kitabımı inceleyebilirsiniz.

Adsız

[1] TBMMZC, D.5, c.16, s. 59

[2] TBMMZC,D.5, c.26, s.411.

[3] Ulus, 20 Şubat 1937

[4] Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi II Tek Partili Cumhuriyet (1931-1938), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2009, s.153.

[5]TBMMZC, D.5, c.16, s. 61.;Cumhuriyet, 6 Şubat 1937; Ulus, 6 Şubat 1937