Başkan Donald Trump’ın ABD’nin nükleer anlaşmadan geri çekildiğini açıklaması ile İran’da ve daha geniş kapsamlı düşünüldüğünde Ortadoğu’da ne gibi sonuçlar yaratacağına bakmak gerekiyor.

Bu karar Orta Doğu ve İran’a yönelik önemli riskler ve yanlış hesaplamalar üzerine kurulmuştur. ABD ve İsrail’in, İran’a ekonomik baskı yapmak suretiyle İslam Cumhuriyetini zayıflatarak siyasi bir dönüşüm yapabileceklerini hesaplamakta olduklarını söyleyebiliriz. Tabii bu hesap diğer müttefik diyebileceğimiz Sünni dünyasının lideri olmayı amaçlayan Suudi Arabistan’ın da beklentileri arasındadır. Dolayısıyla Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Trump’ın anlaşmadan çekilme kararını olumlu olarak değerlendirmişlerdir.

Peki, İran bu beklentilere nasıl cevap verecek?

İran ile ilgili olarak ABD-İsrail ve diğer müttefiklerinin beklentilerinin tam tersi durum da söz konusudur. Şöyle ki, 30 yıldır İran’a yönelik yaptırımlar rejimi değiştirmediği gibi bölgede de bir takım rahatsızlıklara ve değişimlere neden olmuştur. İran’ın, Şii Hilali içinde yer alan Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’deki etkisini derinleştirdiğini söyleyebiliriz.

İran’ın, 1980-1988 yıllarındaki Irak-İran Savaşı ve 2003-2015 yılları arasında nükleer programı nedeniyle üzerindeki baskılar ile hem Arap ülkelerine hem de emperyal güçlere karşı hayatta kalma mücadelesini iç kamuoyuna anlatarak rejimi koruduğunu da hatırlamak gerekiyor.

ABD’nin anlaşmadan çekilmesi İran için, ABD-İsrail müdahalesi ve buna karşı mücadele anlamına gelmektedir. Böylelikle milliyetçi söylemlerle ABD’ye karşı öfke artması ve İran içindeki ayrılıkçı hareketlerin ulusal birlik bayrağı altında yeniden inşa edilebilmesi muhtemeldir.

İran bundan sonraki süreçte Rusya ve Çin ile olan ilişkilerini geliştirerek hem yaptırımlara hem de olası bir müdahaleye karşı önlem alma yoluna gidecektir. Olası bir müdahale karşısında İran’ın diplomasi ile değil söz konusu devletler ile direk karşı karşıya gelebileceği ihtimali yüksek olmakla birlikte Devrim Muhafızları Genel Komutanı Yardımcısı Tuğgeneral Hüseyin Selami’nin ifadeleri de bunu doğrulamaktadır.

10 Mayıs günü İsrail’in, Golan Tepeleri’nden Suriye üslerindeki İran güçlerine yönelik roket fırlatması 2011’den beri devam eden çatışmalar içinde Suriye’ye karşı en ağır saldırılarından biri olmuştur.

AB’ye gelince, İran konusunda ABD’nin zorlamalarından rahatsız. İngiltere, İran’da önde gelen yatırımcı ülkelerden biri olan Fransa ve Almanya, ABD Başkanı Donald Trump’ın kararına rağmen anlaşmaya bağlı kaldıklarını ifade etmişlerdir. Çünkü AB, anlaşmanın çöküşü ile Orta Doğu’da yükselen tansiyonun zaten var olan çatışmaları derinleştirmesi riskini artırabileceğinden korkmaktadır.

İsrail Ordusunun ABD tarafından kayıtsız şartsız desteklendiğini ve ona saldırmanın, Washington’a saldırmak anlamına geldiğini herkes bilmektedir. Batı, nükleer programından vazgeçmesi için İran’a baskı yaparken, Suudi Arabistan veliahdı Selman’ın nükleer çalışmalar ile ilgili girişimlerine ve yıllardan beri nükleer çalışmalar yaptığı bilinen Pakistan gibi ülkelere ses çıkartmamaktadır. Bu durumdan da Ortadoğu’nun, İsrail ile Suudi Arabistan’ın egemen olduğu bir nükleer bölge haline gelmiş olduğu anlamı çıkmaktadır.

Tahran’ın atom bombasına sahip olması halinde Ortadoğu’daki dengelerin tamamen değişeceği ve diğer ülkelerin de nükleer silah sahibi olmak isteyeceğini düşünen İsrail, ABD ve Batılı ülkelerin yıllardır siyasi ve ekonomik yaptırımlarla Tahran’ı nükleer programından vazgeçirmeye çalıştığını ancak bu konuda başarı sağlamadığını savunmaktadır.

İranlıların bakış açısıyla ise İsrail bir devlet değil ama Filistin’i işgal eden ve buranın tarihsel sakinlerine zulmeden bir gayrimeşru oluşumdur. Dolayısıyla onunla savaşmak meşrudur.

İran’a müdahale olması durumunda…

ABD hemen her krizde İran’a yönelik yaptırım uygulamaktadır.  Son krizde de bu yönde bir beklenti söz konusudur. Tabii akla hemen Rusya ve Çin İran’ın arkasında olursa yaptırımların başarısız olacağı gelir. Ancak ABD tarafından Rusya’ya da yaptırım uygulanmakta ve bu yaptırımları genişletmeye çalışmaktadır. Tüm olumsuzluklara karşın İran, elindeki güçlü silahlar, petrol ve doğalgazı kullanmak suretiyle sıkıntıların üstesinden gelebilecektir.

İsrail’in Tahran’a askeri bir saldırısı karşısında Hamas ve Hizbullah İran’ın yanında yer alarak Ortadoğu’da büyük çatışmaların çıkmasına ve çok insanın ölmesine neden olacaktır. Ayrıca İran’ın saldırı sırasında Hürmüz Boğazı’nı kapatması ile ABD’nin de İsrail’in yanında savaşa gireceği de ihtimaller dâhilindedir.