Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

2026 YILI VE SONRASINA İLİŞKİN ÖNGÖRÜLER                                  

Nobel barış ödülünün dahi danışıklı verildiği, bölgesel savaşlar, sağ popülist yönetimler, nadir elementlere hakimiyet mücadelesi, silahlanma, iklim krizi, Çin, yapay zeka tartışmalarıyla geçen 2025 yılı ışığında 2026 ve sonrasını ana başlıklar altında özetleyecek olursak:

  • Süper güçler arası rekabetlerin izdüşümleri olan bölgesel savaşlarda Ukrayna, Gazze, İran ve Venezüella gündemi meşgul ederken yükselen Tayvan krizi de dikkat çekicidir.

Batının silah yağdırdığı Ukrayna’da Çin müttefiki Rusya ekonomik, askeri ve politik olarak zayıflama sürecine girerken Trump ABD lehine taraflarla masaya oturmuştur. Rusya ile yapılan görüşmelerin gerçek içeriği gizli tutulurken, Ukrayna ile nadir madenler anlaşması yapılmıştır. Trump’ın AB’ye askeri güvenlik desteğinin devam etmeyeceği hususundaki açıklamaları rahatına alışmış olan Avrupa’da şok etkisi yarattığı gibi bunun Rusya ile yapılan görüşmelerle ilgisi olup olmadığı merak konusudur. Trump’ın Grönland konusunda da ısrarlı talebi AB ile olan ilişkileri daha da bozmuş vaziyettedir. Ukrayna savaşından en büyük zararı gerilim, ambargolar, enerji darboğazı, bürokrasideki hantallık ve sosyal devlet finansmanında yaşadığı zorluklarla boğuşan Almanya görmüştür.

Gazze’deki sivillere yönelik katliamlarda demokrasi havarisi Batı sessiz kalırken, Güney Afrika’nın Lahey’de İsrail’e karşı açtığı soykırım davası devam etmektedir. Ateşkes sonrası Trump’ın Gazze planına ilişkin açıklamalarının nasıl ve ne ölçüde sonuçlanacağı muallaktır.

İsrail’in Anglo Sakson destekli İran harekâtı ülke içi istihbaratın, hava savunma sistemlerinin etkinliği, lojistik ve elektronik – siber savaşın ne derece önemli olduğu hususlarında ders çıkarılacak niteliktedir. Ortadoğu’daki müttefikleri çökertilen ve İsrail tacizi altında bulunan ve rejim bunalımı da yaşayan İran hala ABD’nin hedef ülkelerinden birisi konumundadır. Muhtemel diğer hedef ülkeler Küba, Meksika, Panama ve Kolombiya’dır.

Venezüella’da ciddi bir askeri istihbarat çalışması yaptığı anlaşılan ABD yıldırım bir harekât ile alışılagelenin tersine ülke başkanını kaçırmış ve kendi güdümünde bir yönetim ile devam edeceğinin işaretini vermiştir. Trump müdahalenin esas amacının petrol ve nadir elementler olduğunu açıkça dile getirmiştir. Çin hususunda, Maduro üzerinden de Latin Amerika’ya hatta dünyaya gözdağı verildiği anlaşılmaktadır.

Dolar dışı takas esasına göre Venezüella ile petrol alışverişinde bulunan ve yatırımları bulunan Çin’in Monroe doktrinine benzer bir politika izleyen ABD’ye karşı verdiği tepki cılızdır. Tayvan konusunda kendisine taviz verildiği konusu da ihtimal dışıdır. Tayvan’a Çin müdahalesinin ona Ukrayna tipi bir batak teşkil etmesi olası bir durum olup, bu durum Pasifikte ABD ve Çin’in direk karşı karşıya gelmesi riskini de doğuracaktır.

  • ABD güç ve kaynaklarını Pasifik üzerine yoğunlaştırıp Avrupa ve Ortadoğu’yu geri plana getirmiş durumdadır. Bu da Ortadoğu’da özellikle İsrail – Türkiye arası rekabeti tırmandırmış durumdadır. Çin – ABD arası amansız rekabette yapay zeka, çip, kuantum bilgisayar teknolojileri ön plana çıkmış durumdadır. Bu teknolojilerde erişilecek seviye derecesi süper güçlerin gözüyle özellikle silah, savunma, siber sistemler, robot, istihbarat alanlarında büyük önem arz etmektedir. Yapay zekanın kuantum bilgisayarlarda uygulanma alanı bulması bilim ve teknoloji alanında çığır açacak özellikler taşımaktadır. Bu tip devrimsel teknolojik gelişmelerin insanlık yararına kullanılması, anlaşıldığı üzere temenniden öteye gitmediği gibi yapay zekanın arz ettiği tehlikeler de pek ciddiye alınır görünmemektedir.
  • 17.yüzyıl felsefecisi Thomas HOBBES modern siyaset biliminin kurucusu olarak kabul edilir. Ona göre insanlar daima kendi zevk ve memnuniyetlerini arayan bencil hazcılardır. Hobbes’in kulaklarını çınlatan ve özellikle Avrupa’da yükselişe geçen “sağ popülizm ağırlıklı yönetimler” insan arzularının, egosunun ve özellikle iyice bencilleşmiş hazlarının esiri (Hedonizm) olduğu yeni bir çağın habercisi olarak kabul görmektedir. Bu durum Trump’ın Venezüella müdahalesindeki tarzıyla da sembolleşmiş durumdadır.

Sonuç :

Bilgisayardan, uzay, araba, çip, telefon, enerji, silah teknolojilerine kadar başta grafit, lityum olmak üzere nadir toprak elementleri teknolojinin vazgeçilmez stratejik hammaddeleri durumuna gelmiş vaziyettedir. İlginç olan yeni durum şudur ki nadir elementler üzerindeki hakimiyet neredeyse petrol hakimiyetinden daha önem kazanmıştır. Trump’ın hiçbir dolaylı söylemlere başvurmadan direk olarak bunu dile getirmesi ilginç bir örnektir.

Silahlanma için trilyon dolarlar harcanırken yapılan çevre konferanslarda iklim ve çevreyi ön plana çıkaracak girişimler etkisiz kalmış vaziyettedir. Batının Ortadoğu’daki askeri müdahaleleri, Gazze krizi ve özellikle Afrika’da yaşanan açlık, kıtlık, susuzluk çevre felaketinin genişlemesine ve dolayısıyla milyonlarca iltica, insan kaçakçılığı hareketlerinin artmasına neden olmaktadır. İklim krizini süper güçler değil ciddiye almak, eriyen buzullar nedeniyle Arktik’te açılacak su koridorlarını fırsata çevirme peşine düşmüş durumdadırlar. Haliyle Trump nezdinde Grönland ve Kanada stratejik olarak daha da önem kazanmış durumdadır. Pasifik üzerinde başta Tayvan krizi olmak üzere Çin – ABD arası amansız mücadele sonunda sadece insanlığı değil belki de gezegenimizi felakete sürükleyecek 3. dünya savaşı potansiyeli taşımaktadır.

Saygılarımla

Bekir KAVRUK                                                                                                          06.01.2026