Atlantik Güç Merkezini oluşturan birkaç ülke özellikle son 50 yıldır Avrupa’yı, Balkanları, Afrika’yı, Batı Asya’yı ve hatta Pasifiği milli çıkarlarına ve ittifaksal nüfuz beklentilerine uygun şekilde dizayn etmek istemişlerdir. Ortak çıkarlarının gerçekleştirilmesi için uluslararası platformlarda müşterek hareket etmişlerdir. Söz konusu uluslararası platformlar zaten bu misyonla görev yapar duruma getirilmiştir. Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği vb. aslında arzulanan Dünya Düzeni için birer vasıta olarak tasarlanmıştır. Sistem mimarilerinin, görev paylaşımlarının ve faaliyetlerinin ana unsuru sadece budur. Uluslararası organizasyonlarda başat ülkelerin hemen dışında yer alan çemberlerde ise yönetilebilir ya da yönlendirilebilir diğer ülkeler yer almıştır.

   Türkiye merkezli bakıldığında ise özellikle son 50 yıldır Dünya’nın bir bölümünün küresel çıkarları için milli çıkarlarımızı yok saymanın yeterince zaman ve zemin kaybına neden olduğunu söyleyebiliriz. 2016 yılında gelinen nokta bıçağın kemiğe dayandığı yer olmuştur. Atlantik kurgulu ve destekli faaliyetler ülkemizin bölünmesine bile gidebilecek bir süreci tetiklemiştir. Tehlike sinyalleri Irak’ın işgaliyle başlayan dönemde defalarca algılansa da gerekli tedbirlerin alınamadığı görülmüştür. Nihayetinde bir musibet yaşanması bin nasihatın yerini almıştır. Dostluk ve düşmanlık yapanlar biraz daha netleşmiştir.

   Artık saygın yaşam alanımıza yolculuk vakti gelmiştir. Milli odaklı dış politikaya dönmek için yeterli sebep ve gerekçe oluşmuştur. Komşu ülkelerle yeniden olumlu ilişkilerin tesisi birinci önceliktir. Türkiye ve Rusya Federasyonu’nun çıkarları ortak paydada toplanmıştır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Rusya’ya olduğu kadar Rusya Federasyonu’nun da Türkiye’ye ihtiyacı en üst seviyededir. Suriye ile ilişkiler ivedi olarak düzeltilmeli ve Esad’ı konu alan politikadan vazgeçilmelidir. İstikrarını sağlayan bir Suriye PYD/PKK ve IŞİD’le daha rahat başa çıkabilir ve Türkiye’nin güvenliğine önemli katkılar sağlayabilir. İran’la ilişkiler masa üstüne çıkarılmalı ve işbirliği esasına dayalı olarak kontrollü bir şekilde geliştirilmelidir. Irak merkezi devleti ile mezhep tabanlı olmayan kapsayıcı bir ilişki geliştirilmelidir. Azerbaycan ebedi partner olmalı ve her konuda olmazsa olmaz kılınmalıdır. ANKA Enstitüsü’nü kurduğumuz ilk günden bu yana bunları sürekli dile getirdik. Dış politikada yaşanmasını arzuladığımız dönüşümün önemli bir bölümünün gerçekleşiyor olması memnuniyet vericidir. Ama mutlak suretle arkası getirilmelidir.  Aklın yolu birdir.

   Rusya Federasyonu ile iyi ve kalıcı ilişkilerin tesisi, Türk Akımı’nın yaşama geçirilmesi akılcı hamlelerdir. Atılan doğru ve kararlı adımların savunma ve güvenlik konusunda da sürdürülmesi son derece önem arz etmektedir. Hava savunma sistemi zafiyetimizin giderilmesi öne alınabilir. Oluşturulacak ortak güvenlik ve istihbarat paylaşım mekanizması bölgenin güvenliğine ve terörden arındırılmasına fazlasıyla hizmet edecektir.

   Dış politikada milli odaklı kararlı ve cesur adımlar sürerse Atlantik ülkelerini daha saygılı davranırken göreceğimizden hiç kuşkum yok. Müteakip dönemde onlarla da bilimsel tabanlı, üretim temelli teknoloji paylaşımına odaklanacak endüstriyel ve akademik ilişkilere hazır oluruz. Kazan-kazan ilkesine hazırlarsa birlikte çalışabiliriz.

   Bugün Türk toprakları üzerinde yaşayan bizlere de düşen önemli misyon ve görevler vardır. Sadece geçmişle övünmek atıllık yaratır, uyuşturur. Artık şu an yaptıklarımızdan ve yapacaklarımızdan gurur duyma zamanı gelmiştir. Başarırsak Türkiye belki Dünya’nın geri kalanına 1923’ten sonra ikinci kez ilham verme fırsatını yakalayacaktır. Milletimize ve Atatürk’ümüze sözümüz ve borcumuz var.

      Rafet ASLANTAŞ

ANKA Enstitüsü Başkanı