YENİ KONSEPT VE TERÖRE KARŞI ÇIKIŞ ARAYIŞLARI

PKK terör örgütü şehirlerde kaybetti. Bunu en üst düzey elebaşları da artık itiraf ediyor. Şimdilerde ise Murat Karayılan’ın ağzından “Devrimci Halk Savaşı ile bağımsız Kürdistan” tehdidi yaparak, tabanına ayaktayız mesajını vermeye çalışıyor. Ancak örgütün kırsalda ve sınır ötesinde zayıflamış da olsa var olan bir kuvveti mevcut ve tehdit unsuru olmaya devam ediyor. Ayrıca, terör örgütünün imha edildiği şehir merkezlerine gereken tedbirler alınmazsa 2-3 sene sonra dönmeyeceğinin garantisi yok. Bu nedenle, ciddi bir şekilde bundan sonra terörle mücadelede neler yapılabileceği üzerinde tartışmalar yoğunlaşıyor.

Bu çerçevede gündeme “yeni konsept” olarak aktarılan güvenlik politikaları geldi. Ancak özellikle kırsalda mücadelenin öneminin aktarıldığı bu konsept çok da yeni değil. Hatırlanacağı üzere operasyonların ilk başladığı dönemde, ağırlıklı olarak kırsaldaki alanlar ateş altına alınmıştı. Kırsala hava destekli sert operasyonlar yapılırken, sınır ötesindeki terör yuvaları da jetlerle sürekli ateş altında tutuldu.

Terör örgütünün sözde öz yönetim ilanı yaptığı il ve ilçe merkezlerinde ilk operasyonlar kırsala göre daha yumuşak olarak gerçekleştirildi. Ekim-Kasım 2015 itibariyle ise bu merkezlerde sert operasyonlara geçildi. Örgüt de zaten bu dönemde dağ kadrosundaki militanlarını şehir merkezlerindeki YDG-H militanlarına desteğe gönderdi.

Örgütün şehir merkezlerinde büyük yenilgi almasının ardından Kandil’deki KCK yönetimi militanlarına şehirden çıkma talimatı gönderdi. Buna karşılık, şehir merkezlerindeki uğradığı ciddi tahribatı bombalı araçlarla yapacağı saldırılarla giderme planını devreye soktu. Özellikle büyükşehirler, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki bazı merkezler ve kırsaldaki karakollar bu tür saldırıların hedefi oldu. Dikkat çeken örgütün bu yerlerdeki saldırılarda sivil-asker-polis ayırt etmemesiydi.

İşte bu durum kamuoyuna “Terör örgütü konsept değişikliği yaptı, bu nedenle Türkiye de terörle mücadelede yeni konsepte geçiş yapıyor” haberleriyle yansıdı. Oysa güvenlik bürokrasisi terör örgütünün bu yönde taktik değişiklikler yaptığının/yapacağının tespitini aylar öncesinden yapmıştı. Çünkü, kamuoyunun çok da bilmediği ancak terörle mücadele edilen alanlarda yaşanan canlı bir süreç vardı. Bu süreçte, güvenlik bürokrasisi ve buna bağlı olarak güvenlik güçleri, bilgiye dayanan ve sürekli geliştirilen analizlerle terörle mücadelede taktiklerini yeniliyor, yeni duruma göre pozisyon alıyordu. Mücadele başladığında tek bir hedef belirlendi: Terör örgütünü Türkiye içinde eylem yapamaz duruma getirmek, marjinalize etmek. Bunun için de operasyonların başlangıcından bu yana sürekli olarak örgütün hareketleri takip edildi. Bölgeye gönderilen uzmanlar gerek şehir merkezlerindeki gerek kırsaldaki hareketliliği takip edip, örgütün saldırı taktikleri üzerinde incelemeler yaptı. Bu incelemelerin sonrasında operasyonlarda uygulanacak taktikler belirlendi ve bu taktiklere göre verilen eğitimlerle güvenlik güçleri terörist saldırılarına karşı çok sert karşılık verdi. Bu süreç halen de devam etmekte. Özetle Türk Silahlı Kuvvetleri, şimdiye kadar gerek kırsalda gerek şehir merkezlerinde teröristleri adım adım takip etti ve başını kaldırdığı her yerde ezdi.

Ancak bitti mi?

Kesinlikle hayır.

Sıfırlanabilir mi?

Uzmanların, güvenlik kaynaklarının, bu işin içindeki yetkin kişilerin hepsinin ortak vurgusu şu: Bir terör örgütü bu tür operasyonlarla sıfırlanmaz. Ancak örgüt eylem yapamaz hale getirilebilir, marjinalize edilir.

Peki bu nasıl olacak?

Bundan önceki yazılarımızda da aktardığımız gibi durum tespitleri gelip bu soruda düğümleniyor. Bu soruya biz de yanıt aradık ve ortaya çıkan öneri listesini maddeleyerek tartışmaya açalım dedik. İşte o maddeler:

İÇERİDE

  • Çözüm Süreci benzeri bir süreç yeniden başlatılmamalı.
  • Halkın örgütün baskısından kurtarılması için kamu düzenine önem verilmeli, yasalar eksiksiz uygulanmalı, örgütün adım atmasına, yeniden güçlenme çalışmalarına izin verilmemeli.
  • Terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin, gündemdeki yasal zırh ile güvence altına alınması sağlanmalıdır.
  • Halk ile teröristi ayrıştıracak istihbarata önem verilmeli, operasyonlarda da çok başarılı olunmasını sağlayan bu gücü gerekirse kuvvetlendirmeli.
  • Örgütün kırsaldaki gücüne karşı operasyonlara ara vermeksizin devam edilmeli.
  • Operasyonlardan sonra zarar gören vatandaşların zararı, bir an önce karşılanmalı, mağduriyet giderilmeli, vatandaşların örgütün bu konuda yapacağı propagandanın etkisine girmemesi sağlanmalı.
  • Belediyelerde, hastanelerde ve devletin diğer birimlerinde terör örgütüne doğrudan veya dolaylı bir şekilde istihbarat veren, yardım eden vs. memurlar/çalışanlar tespit edilmeli, bu kişilere yönelik yasal işlem başlatılmalı, gerekirse bu kişiler işlerinden el çektirilmeli.
  • Bölgede örgütün önemli militan kaynağı olan çocuklara yönelik önemli adımlar atılmalı, çocukları dağa yönlendiren terör örgütü yandaşı “öğretmenler” tespit edilmeli, gerekirse meslekle bağlantısı kesilmeli. Ayrıca bölgedeki işsiz, eğitimsiz gençlere çengel atan terör örgütü kadroları tespit edilip, etkisiz hale getirilmeli.
  • Terör örgütünün insan kaynağı olarak beslendiği alanlardan biri olan üniversitelerdeki terör yapılanmalarına yönelik gereken tedbirler alınmalı. Burada genel öğrenci kitlesi ile teröre karşı olan siyasi öğrenci gruplarının ayırdı iyi yapılarak, terör örgütüne propaganda imkanı tanınmamalı.

DIŞARIDA

Öncelikle şunu Türkiye’nin içeride yaptığı operasyonlar tedaviye büyük destek vermesine rağmen pansuman niteliğinde. Ancak terörün kaynağı Türkiye’nin dışında. Terör örgütü de, Türkiye içi kadar Suriye’nin kuzeyinde kurduğu terör kantonlarına da büyük önem veriyor. Hatta mevcut durumda, PKK terör örgütü için PYD bölgesinin güvenliği hayati önem taşıyor. Bu nedenle bombalı saldırılarla Türkiye’yi içeride oyalıyor, Suriye’deki yapısını sağlamlaştırabiliyor. Bu çerçevede;

  • Suriye ile bir şekilde irtibatın yeniden tesis edilmesi ve ABD’nin devre dışı bırakılması gerekiyor. Çünkü Suriye ile olan ilişkilerin kopuk olması, ABD’nin, dolayısıyla PKK/PYD’nin bölgedeki planlarına hizmet ediyor. Bu ilişkinin tesisi sayesinde PKK/PYD/YPG terör örgütlenmesine karşı ortak mücadelenin de zeminini oluşturacaktır. Ancak ilişkiler mevcut şekilde devam ederse olay Türkiye sınırındaki Cerablus’a dayanacak ve bu durumun Türkiye’ye tahribatı çok daha ağır olacaktır.
  • Rusya ile gerilim düşürülmeli, ikili ilişkilerin tesisi sağlanmalı, ABD’nin bölge ülkelerini parçalamaya yönelik adımlarına karşı ortak politika belirlenmesinin önü açılmalıdır.
  • İran ve Irak gibi bölgenin önemli iki ülkesi de, ABD’nin PKK terör örgütü üzerinden Kürt Kartı’nı kullanması dolayısıyla Türkiye ile ittifaka açık ülkelerdir. Bu ülkelerle Türkiye’nin bazı konulardaki hassasiyetleri korunarak yeniden güçlü ilişki kurulmalı, bu ilişki çerçevesinde PKK, PJAK gibi KCK paralel terör yapılanmasının örgütlenmelerine karşı ortak mücadele zemini oluşturulmalıdır.
  • Türkiye, bölgede halen büyük etkisi olan İsrail ile yeniden diplomatik ilişkiyi kuvvetlendirmelidir. İsrail’in attığı adımlar göz önüne bulundurularak ambargo konusunda ısrarcı olmadan, görüşmelere başlanması gerekir.

Saydığımız ilk 3 madde aslında Ankara’da yaklaşık 1,5 yıldır alttan alta konuşuluyor. Gelinen noktada ise aciliyet taşıdığına dikkat çekiliyor.

Yeni olan ise İsrail vurgusu. Çünkü bölge ülkelerini parçalayarak Irak ve Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e ulaştırılması planlanan koridorun gerçek sahipleri olarak ABD ve İsrail biliniyor. İsraille işbirliği önerisine yapılan itirazlara verilen yanıtların ortak noktası şu: “Rusya’nın müdahil olduğu bir Suriye’de yakın gelecekte bu koridor planı işlemez. İsrail de önceliği ABD’nin değil kendi güvenliğine veriyor. Bu ülkede de Türkiye ile irtibatın önemi yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Böyle bir işbirliği ile tabiri caizse düşman kutbu böleceksin, ABD’yi dolaylı olarak devre dışı bırakacaksın.”

Yani Ankara’da sadece terör örgütüne değil, arkasındaki büyük güce karşı bir mücadele planı çıkarılmış durumda.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Binali Yıldırım’ın Rus Milli Günü dolayısıyla gönderdiği mektupların, bu adımlarla ilgisi var mı bilinmez ancak önümüzdeki günlerde Türkiye’nin bölgesel işbirliği adımları atma konusunda yoğun bir gündemi olacağını düşünüyoruz.

Olmazsa…

İşte o zaman terörden çıkış yolunu değil, Türkiye’nin felakete gidişini tartışıyor olabiliriz