Bir önceki yazımızda terör örgütünün paralel devlet yapılanması KCK’nın kuruluşu ve hareket noktasıyla ilgili bilgiler aktarmıştık. Bugün KCK’nın “fikir babası” olan terör örgütünün İmralı Cezaevi’nde hükümlü bulunan lideri Abdullah Öcalan’ın KCK ile ilgili talimatları ve değerlendirmelerini aktaracağız.

PKK lideri ve KCK sisteminin en tepesindeki isim olan Abdullah Öcalan da, KCK’nın kuruluş sürecini çeşitli vasıtalar aracılığıyla değerlendiriyordu. İmralı Cezaevi’nden avukatları aracılığıyla gönderdiği ve “Kürt Sorunu & Demokratik Ulus Çözümü” ismiyle kitaplaştırılan notlarında 2003 sonrasını şu ifadelerle aktarıyordu: “Ne eskisinin Kürt’ü ve Kürdistan’ı gibi olunabilir, ne de yakın geçmişin ‘Ulusalcıları’ PKK’si, HRK’si ve ERNK’si gibi mücadele edilebilirdi. Düşman da eski düşman olmaktan çıkmıştı. Pek güvenilmese de, utangaçça da olsa, Kürt’ü ve Kürdistan’ı kabul edebilen, özgür Kürt kimliğini toptancı bir yaklaşımla reddetmeyen bir dönüşüme uğramıştı. Tüm bu tarihsel-toplumsal dönüşümlerin yeni bir Kürtlük ve PKK tanımını gerektirdiği, yeni sistem kavramları ve kuramlarına ihtiyaç gösterdiği açıktır.” (Sözünü ettiğimiz kitabın 343. sayfası)

Bu arada Öcalan’ın PKK’nın yeni atılım dönemi olarak ABD’nin Irak’ı işgali ve sonrasında bölgedeki devletlere taarruzu yıllarını göstermesi çarpıcıdır. Örgütün sırtını dayadığı gücü göstermesi açısından bu tanım önemlidir. Yine Öcalan’ın bu döneme ilişkin tespitlerinde, daha önce de aktardığımız “ulus-devlet karşıtlığını” çok fazla yer almaktadır. Hatta Öcalan işi sadece kapitalist değil, bir dönem yanaşmaya çalıştığı sosyalist devletlerdeki ulus-devlet anlayışını da reddetmeye vardırmıştır. Bu dönem, ABD merkezli söylemlerde başta Türkiye olmak üzere “ulus-devlet dönemi bitti” söylemiyle pişti olmaktadır. Yani söyleyen Öcalan’dır ama söyleten güç bambaşkadır.

İşte püf noktası sözlerden bir tanesi daha: “PKK’nin yeni dönemdeki temel görevi eski dönemlerdekinden farklıdır. (…) kazanılmış Kürt kimliğini ve özgür yaşam arzusunu demokratik ulus inşasına çevirmek durumundadır. (…) PKK’nin KCK ile ilişkisi burada önem kazanmaktadır. PKK’nin ideolojik, politik ve örgütsel gücü, KCK kapsamında yerine getirilmesi gereken görevler için yeterli olmak durumundadır.” (Sayfa 349)

‘HPG kendini kır-kent savaşına hazırlasın’

Öcalan sözünü ettiği “demokratik ulus inşası” talimatını PKK’ya verirken öyle ifadeler kullanmış ki, günümüzdeki KCK terörünün ilk sinyallerini vermiş: “Otuz yıllık deneyimden sonra savaş önderliği yani HPG de kendini bütünleşik bir kır-kent savaşına hazırlamak, gece-gündüz, yaz-kış, köy-kent, dağ-ova demeden, on binlerin aynı anda her alanda cereyan etmesi muhtemel olan savaşını geliştirmek, yürütmek ve denetlemekle yükümlüdür. KCK kapsamında yürütülse de, PKK yeni savaş döneminin ideolojik, politik, ahlaki ve karar sorumluluğunu paylaşmak durumundadır.” (Sayfa 354)

Öcalan’ın sözünü ettiğimiz kitaptaki KCK tanımlarına devam edelim: “İster bir ulus devlet çatısı altında (eğer demokrasiye bağlılığını kabul ediyorsa) ister kendi başına bağımsız olsun, Kürt halkının kabul edeceği siyasi otorite kendi demokratik özerk yönetimidir. KCK bu modelin Kürtlerin payına düşenidir.” (Sayfa 374)

Özerklik/Öz yönetim talimatı

Günümüzde terör örgütünün ve HDP yöneticilerinin dilinden düşürmediği özerklik/öz yönetim bölümleri de kitapta fazlasıyla yer alıyor: “KCK’nin demokratik ulus inşasının politik boyutunu demokratik özerklik olarak kavramlaştırmak mümkündür. Özyönetimsiz demokratik ulus düşünülemez. Genelde tüm ulus biçimleri, özelde demokratik uluslar kendi özyönetimleri olan toplumsal varoluşlardır. Bir toplum kendi öz yönetiminden mahrum olursa ulus olmaktan da çıkar. Çağdaş toplumsal gerçekliklerde yönetimsiz ulus düşünülemez. Hatta sömürge ulusların bile, yabancı kökenden de gelseler, bir yönetimleri mevcuttur. Ancak dağılma sürecine giren toplumların yönetiminden bahsedilemez. Olsa olsa dağıtan gücün kontrollü dağıtması veya sürece yayılmış tasfiye yönetimi söz konusudur. Öz örgütsüz oldukları dönemde Kürtlerin konumu böyleydi. Sadece ulus olmaktan alıkonmuyorlar, toplum olmaktan da çıkarılıyorlardı. PKK öncülüğü ve KCK politikası sadece bu süreci durdurmakla kalmadı, politik toplumdan demokratik ulus olmaya doğru bir süreç başlattı.” (Sayfa 388-389)

Yine aynı kitabın bir başka yerinde KCK’ya özerklik görevi vermektedir: “ (…)KCK, Kürt ulusal sorununun çözümünde devlet-ulusçu yaklaşımları reddederek demokratik ulusçu modeli, Kürtlerin ulus olma hakkını veya ulusal toplum olgusuna dönüşümünü demokratik özerklikle gerçekleştirmeyi esas alır.” (Sayfa 383)

Abdullah Öcalan, KCK’yı ulus-devletin karşısına seçenek olarak koyduğunu şu ifadelerle anlatıyor: “KCK, Kürt sorununda ulus devletçilikten arınmış, sadece Kürtler için değil tüm etnik ve ulusal topluluklar için geçerliliği olan demokratik ulusu çözüm modeli olarak önerme ve pratikleşmenin ifadesidir.” (Sayfa 377)

‘Kürtler KCK yurttaşı olmazsa zorla yapın’

Öcalan, Kürt kökenli vatandaşlarımıza KCK sözleşmesinde aktardığımız “KCK yurttaşı” olma görevi (!) de vermektedir: “KCK üyeliğini demokratik ulusun özgür birey yurttaşı olarak tanımlamak da mümkündür. Fakat bu üyeliği, yurttaşlığı ulus devlet yurttaşlığıyla karıştırmamak gerekir. Ulus devlet yurttaşlığı kapitalizmin modern kölelik statüsünü belirler. Kapitalist bireycilik ulus devlet tanrısına mutlak kulluğu, demokratik ulus yurttaşlığı ise gerçek anlamıyla özgür birey haline gelişi ifade eder. Kürtlerin kendi demokratik ulus yurttaşlığı KCK statüsü altında gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla KCK üyeliğine demokratik ulus yurttaşlığı kimliğini atfetmek daha uygun bir tanımlama olacaktır. Kürtlerin kendi demokratik uluslarının yurttaşı olmaları hem vazgeçilmez hakları hem de görevleridir.” (Sayfa 387)

Öcalan Kürt vatandaşlarımız örgüt ile uzlaşmasa bile, Kürtlerin KCK yurttaşı yapılmasını terör örgütüne görev kılıyor. Yani Kürt kökenli vatandaşlarımızın gerekirse zorla kurulması planlanan terör sistemine dahil edilmesini üstü kapalı ifade ediyor: “KCK kendi demokratik ulus bireylerine özgü ikili veya uzlaşmayla bu gerçekleştirilemezse tekli yurttaş kimliğini gerçekleştirmelidir. Bunun için egemen ulus devletlerin baskıcı durumlarını göz önünde bulundurarak, her bireyine uygun ebatta ve amblemli yazılı yurttaş kimliğini kazandırma görevini yerine getirmelidir.”(Sayfa 388)

‘Devlet karşı çıkarsa tek taraflı uygulayın’

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde KCK sistemiyle bir ikili iktidar yapısı öneren Abdullah Öcalan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bunu kabul etmemesi durumunda da terör örgütüne “direniş gösterilmesi” talimatını veriyor: “KCK’nin egemen ulus devletler nezdinde legalleşme sorunu vardır. Önceliği legal faaliyetlere vermesine rağmen, ulus devletin bunu kabul etmemesi Kürdistan’da ikili bir otorite ve yönetime yol açar. Devlet yönetimiyle KCK yönetiminin aynı topraklarda ve toplumlarda geçerli kılınmaya çalışılmasının gerginliğe ve çatışmaya yol açacağı açıktır. İlgili devletlere önerilen legalleşme, yasallaşma talepleri karşılık bulmazsa, tersine takip, tutuklama ve şiddete başvurulursa, açık ki KCK de kendi otorite ve yönetimi tek taraflı olarak uygulamaktan geri kalmayacaktır. KCK’nin 2005’te ilan edilmesinden beri ilgili ulus devletlerle direkt ve dolaylı diyaloglar şimdiye kadar yasal çözümle sonuçlanmamıştır. Diyalogların olumlu sonuç vermemesi halinde, önümüzdeki dönemde KCK’nin yönetim gücü ve otoritesi olarak kendisini Kürdistan’da Kürt toplumu, birlikte yaşadığı diğer halklar ve topluluklar arasında tek taraflı uygulaması kaçınılmaz olacaktır.”(Sayfa 390)

Hedef bölgedeki 4 devleti parçalamak

Peki KCK’nın hedefinde sadece Türkiye mi vardır? Bu sorunun yanıtını bir nebze yukarıda verdik aslında. Örgüt, adındaki “Topluluklar” çoğul ifadeden de anlaşıldığı gibi PKK’ya eşit veya onun altında bir oluşum değil; aksine PKK’yı da kapsayan ve sadece Türkiye’yi değil Irak, İran ve Suriye Kürtlerini de kapsamayı hedefleyen bir üst örgüt niteliğinde. Öcalan ve destekçileri “devlet olmayan devlet” gibi bir tanımlama yapmış olsalar da KCK’nın, konfederal Kürt devleti girişimi olduğu açıktır. Zaten Öcalan da KCK’nın hedefini şu şekilde aktarmaktadır: “KCK Türkiye, İran, Irak ve Suriye ulus devletleri içinde, ayrıca Irak Kürt Federe Devleti karşısında da demokratik özerk bir oluşum olarak en ideal ortak ve eşit özgür yaşam projesidir.”(Sayfa 374)

Suriye’deki PYD’ye, İran’daki PJAK’a, Irak’taki PÇDK’ya bu açıdan bakmakta fayda olacaktır. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin mücadele ettiği örgütlerden olan PYD, işte bu KCK sisteminin önemli bir parçasıdır. ABD’nin ve yetkililerinin “PYD ile PKK bir değil” açıklamaları da bu çerçevede gerçeği yansıtmamakta.

Sonraki yazımıza KCK terör yapılanmasının şehirlerde nasıl örgütlendiğiyle devam edeceğiz.