Tekeli Efe, 1899 yılında Ödemiş’in Hamidiye köyünde doğmuştur. Aslen Ödemişli’dir fakat Köşk’e yerleşmiş ve Köşk’te yaşamıştır. Milli mücadele günlerinde efe olan zeybeklerden birisidir. Yani Kuvayı Milliye Efesi’dir… Akrabası olan Yörük Ali Efe’nin daveti ile zeybek olmuş ve işgal kuvvetlerine karşı savaşmıştır… Diğer Kuvayı Milliye Efeleri gibi ne yazık ki Tekeli İsmail Efe’de unutulmuş Milli kahramanlardan birisidir…

Milli Mücadele dönemi isimsiz kahramanlarından Kuvayı Milliye Efesi, Tekeli İsmail Efe’den iki hatıra…

***

‘’Sarı Tekeli aşiretinden olan İsmail Efe, Ödemiş’in Hamit Köyü’nde (Yeşilköy) doğdu. Gençliğini dağlarda ve yaylalarda çalışarak geçirirken Yörük Ali ile tanıştı ve eniştesi oldu. Yörük Ali’nin isteği ile kendisine kızan oldu. Aydın’da Yunan Ordusuna karşı Yörük Ali Efe ile birlikte ilk kurşunu atanlardan olan Köşklü Tekeli İsmail Efe, Milli Mücadele yıllarında Aydın ve yöresinin kurtuluş yanlısı olan ünlü efelerinden birisidir…

Tekeli İsmail Efe’den geriye kalan sohbetlerimizden okurlarımıza nakletmeye çalışacağım…

Yazar Murat Sertoğlu’na Verdiği Yanıt…

 Ünlü yazarlarımızdan Murat Sertoğlu Köşk’e gelir, Tekeli Efe ile aralarında bir söyleşi geçer:

-Sertoğlu: Efe dayı, hayatınızı bana anlatır mısınız?

-Tekeli Efe: Nolcek?

-Sertoğlu: Roman yapacağım.

Tekeli Efe: Olmaz. Yazdırmam! Siz bir Efe hikâyesi yazdınız mı içine mutlaka bir de kadın koyarsınız!

Konu böylece kapanır…

Kanun Vicdanımızdı…

Tekel İsmail Efe’ye sordum bir gün:

-Efe amca, Kuvayı Milliye döneminde yasa, talimat ne vardı?

Tekeli İsmail Efe hafif gülümsedi, şu cevabı verdi:

-Bize bir tek emir geldi. O da aynen şöyleydi: Şu anda alacağınız her kararda başvuracağınız tek yer vicdanınızdır! Vicdanınıza uygun kararlar alın. Biz de vicdanımıza göre davrandık.’’[1]

***

‘’İsmail Efe seni dinlemeye, hatıralarını tespit etmeye geldim deyince memnun oldu, hay hay der gibi iskemlesini yaklaştırdı, dirseklerini ortadaki saç masaya destek yaptı.

-Ben ilk defa Yörük Ali’nin kızanı idim. Sonra ayrıldım. Düşman İzmir’e asker çıkarmış dediler. Bu haber zeybeklerin asi gönlünde bir şimşek gibi çaktı. Biz zeybekler yurt denince dayanamayız. Hürriyet için dünyayı yakarız. İşte o zaman da bunu yapmak, vatanı ve hürriyeti geri almak için ayaklandık.

-Yörük Ali Efe ile haberleştikten sonra mı bu kararı verdiniz Efe?

-Ali Efe bana, teşkilat yapalım da düşmana karşı koyalım diye haber saldı. Az sonra gelsin, görüşelim, dedi. Buluştuk. Eskiden Efem olduğu için onun ne kadar mert ve yiğit bir insan olduğunu biliyordum. Mutlaka bir şey yapabileceğine imanım vardı. Şu ölümlü dünyada zeybek de olsan paran, pulun da bulunsa, ciğerlerine çektiğin havada bile esaret olduktan sonra yaşamak neye yarar ki? Böyle düşündüm ve Yörük Ali’nin kararını yerinde buldum. Tam bu sırada o, Malgaç’ı bastı.

-Neden biraz daha önce davranmadın Efe?

-Köylere, İtalyan’lar çekileceklermiş diye bir haber geldi. Bu haberin tahakkuk etmesini bekledim. Çünkü burası önemli idi. Elimdeki kızanlarla burada karakol kurmamız ihtimal dışında değildi. Bunun için Kavaklı yaylasında bir kaç gün beklemeyi tercih ettim.

-Kavaklı yaylasındaki arkadaşların kimlerdi Tekeli?

-Horzum Oğlu Yörük Mehmet, Abdil Oğlu Mehmed, kardeşim Tekeli Mehmet… Kardeşim benim hem kızanım hem de ağamdı.

-Bu işe yarar adamlar asker değiller miydi Tekeli?

-Doğrusunu söylemek lazımsa ağam askere gitti. Çöl demedi, uzak, yakın demedi, vazifesini yaptı. En sonunda da yaralandı. Tebdil hava için geldi. Osmanlı’nın bu işlerinin sonu olmadığını gördüm. Askere göndermedim. Vebali boynuma olsun dedim, yanıma kızan aldım.

Efe burada durdu, üzüldüğü belli idi. Bunun günahını başkalarının Efe, o zaman bir ordu yenildi, fakat senin yiğit kardeşin gücünü Milli Mücadele için saklamış, eğer gitmiş olsaydı onu israf edecekti… Diyerek teselli etmeye çalıştım. Efe sözlerine şöyle devam etti:

-Malgaç baskınından sonra biz aşağıya indik. Deştiban’ı bulduk. Efe’yi sorduk. O şimdi ihtimal ki Yağderesi’ndedir dedi. Ben, ülen boyun, bosun yerinde, arslan gibi adamsın, gel sende bize katıl. Silahın var, aklın var, şerefin var, köyün, bacın, karın var dedim. Bu sözler adamın zihnine bir burgu gibi işledi. Bizimle birlik oluverdi. Ver ülen elini dedim. Çetemizin sayısı beşe çıktı.

-O zaman Yörük Ali’nin kaç tane kızanı vardı?

-Zannedersem 150 kadar. Bunların hepsi de tam manasıyla mor cepkenli hakiki zeybekti. Bir öğle ısısında Efem ile buluştuk. Kucaklaştık. Hareketimizi çok beğendi. Topluca İsabeyli köyüne geldik.

-Oraya niçin gittiniz?

-Maksadımız Nazilli’yi basmaktı. Bunu sır saklayan 2-3 kızana söyleyebildik. İsa Efe’de (Ese Efe)  rahmet olsun, bunu bilenler arasında idi.

-Nazilli baskınının, bazıları ciddi değil de bir korkutma baskını olduğunu söylüyorlar. Ne dersin Efe, hem bu baskın nasıl cereyan etti?

-Ne sayarsan say. Hakiki maksadımız düşmanı korkutmaktı. Evvela Kılavuzlar köyünden Sinekçiler’e çıktık. İaşemizi köylüler temin ediyorlardı. Bir ikindi zamanı baskın vuku buldu. Biz, Rumlar mahallesinde 10 kişilik bir çete idik. Yörük’le beraber muayyen bir bölgeyi tuttuk. Arkadaşlar arasında, Alanya’lı Deli Memed’de vardı. Kıllıoğlu Hüseyin’in bize çok faydası oldu. Baskın mahallindeki Rumlar da haylice silah varmış. Bu yüzden mukabeleleri de pek şiddetli oldu. Bir konağın merdivenleri iki defa el değiştirdi.

Gülerek ilave etti:

-Hani şu Stalingrad savaşı gibi bir şey…

-Evet!

-Bu sırada bir düşman fedaisi kılıçtan bir salip yaparak bize doğru sokuldu, bittabi canını cehenneme yolladık.

-Düşman Nazilli’yi terk ettikten sonra takibine koyuldunuz mu Efe?

-Takip ettik. Onlar yollarda açıkgöz, zengin kimi buldularsa götürüyorlardı. Bunların teşkil ettiği esir ve tutsak sayısı bir hayli kabarmıştı. Atça’dan, Sultanhisar’dan, Çiftekahve’nin dolaylarından derlenen bu suçsuz, günahsız insanların hayatından ümit kesilmişti. Biz cavuru kovalarken bunların ailelerine, kardeşlerine yollarda rastlıyorduk. Gözleri kanlar içinde bizden meded bekliyorlardı.

-Bunları kurtarmak mümkün olmadı mı İsmail Efe?

-Hayır olamadı. Düşman emniyet tertibatı alarak geri çekiliyordu. Kuvvet miktarı hakkında bir fikrimiz olmadığı için tesirli bir baskına cesaret edemiyorduk. Nihayet kuvvetini öğrenince bunu yapmağa karar verdik. Köşk dolaylarına kadar yaklaştık.

İsmail Efe, durakladı. Açık pencereden içeriye akan serin rüzgârla ciğerlerini doldurdu. Bembeyaz minaresi ile şanlı bir tarih sayfası üstüne oturan Köşk camiinin çatısına dikkatlice baktı. 25 yıl gerideki kanlı hadiseleri hatırlamış olacaktı ki ürperdi ve silkindi, ilave etti;

-Düşman eline geçirdiği rehinelerle Köşk’ten geçiyormuş. Manisa’lı Bayram Ali ismindeki Jandarma eri arkadaşları ile birlikte şuracıkta düşmana ateş açmış. Zeybekler önümüzü kesti diye korkuya ve heyecana düşmüşler. Loncada çarşı içinde kimi buldularsa süngülemişler. Bu sokaklarda 10-12 Köşk’lü şehit düşmüş. Bunlardan bir tanesinin canını Allah çoluğuna, çocuğuna bağışlamış.

-O kim Efem?

-Belki de tanırsınız. Yenipazar’da hancılık eder. Hacı Mehmed Ağa. Bu zatta süngüyü yemiş ama ölmemiş. Ölü yıkılır gibi cesetlerin arasına düşüvermiş. Soluğunu kesince cavurlar öldü zannetmişler. Yaşadığını korkudan heyecandan fark edememişler. Köşk’teki takip şiddetlendi. Eline orak, balta, tahra geçiren herkes bize katıldı. Bahçeler içine dağılan ve dörtnala koşan düşman, pek perişan bir halde kaçıyordu. Aydın’da kaldığımız zaman düşmanda mukavemet, bizde de ihtiyatlı hareket çok artmıştı. Ilıcalarda, Kepez’de önemli noktaları tutmağa karar verdik. Aramızda vazife taksimi yaptık. Bu sırada Kara Durmuş, Mestan Efe, Danişmentli İsmail Efe geldiler. Maiyetlerindeki kızanlarla birlikte mukavemet guruplarına katılıp birer mıntıkada vazife aldılar.

-Burada teşkilatın genişlediği anlaşılıyor. Kızanları sevk ve idare eden baş kimdi?

-Baş, maş yoktu. Vazife her zeybeğin cesaretine, her Efe’nin dirayetine tevdi edilmişti. Yalnız aramızda kılavuzlar vardı. Bunlar sayesinde haberleşebiliyorduk. Bu sırada Baltaköy sırtlarından top ateşi başlamıştı.

-Bu ustaca işi yapan kimdi Efe?

-Senin anlayacağın, askerlerden kalma bir top. Efelerin eline geçmişti. Biz de bundan faydalanmayı askerlerden öğrenmiştik. Bunun asıl kumandanı Hakkı Bey vardı ki bu zat elimiz, ayağımızdı. Mermiler Rum mahallesine düştükçe Efzunların yuvası bozuluyor, bizi de sevindiriyordu. Ateşten sivil Rumların çil yavrusu gibi öteye beriye dağıldıklarını dürbünlerle pek güzel seyrediyorduk.

-Öteki Efe arkadaşların bu andaki mukavemetin pek sert olduğunu anlattılar İsmail Efe, siz ne dersiniz?

-Doğru, hem de dosdoğru bir ifade. Bu kadar çeteden, zeybekten başka, Dokuzlar, kızanları ile birlikte bize katıldıkları halde birer kale gibi mukavemet ediyordu. Her pencere bir mazgal vazifesi görüyordu. Dışarıya bakan her delik birer ölüm yuvası idi. Hiç unutmam: Bunların arasındaki iki katlı bir konakta tıklım tıklım insan vardı. Rumlar arasına huruç hareketleri yaparak çemberi yarmak istiyorlardı. 8-10 kızanla kuşağı takviye ettik. Bu ölüm yuvasını sıkı bir ateş altına aldık. Kendilerinden beyaz bayrak bekledik. Fakat kurşunla, kanla mukabele gördük.

-Bu mukabelenin sonu ne oldu Efe?

-Cavur inadının sonu olur mu? Canları cehenneme gitti.

-Evet!

-Artık cavur tutunamadı, bozuldu. İkizdere’ye doğru perişan bir halde kaçmaya başladı. Ben bu baskından sonra dört kızanımla Kavaklı köyüne döndüm.

-Beş kişi idiniz, kızanlardan birisi vuruldu galiba…

-Evet, Destibaşım vuruldu. Bu savaşlarda onun da hizmeti var, ruhu şad olsun.

-Bu sırada Demirci’den ne haber?

-O, Bozdoğan’dan Ovacık yaylasına çıkmıştı. Başında 100-150 kadar kızanı vardı.

-Efe’yi andın da hatırıma geldi. O zaman şöyle bir hadise oldu: Yunan, Bıçakçılar köyünden maruf bir zengine casusluk vazifesi vermiş. Gerektikçe kumandana bizden, ordudan, halktan lüzumlu malumatı ulaştırıyormuş. Yunan makamlarının yardımını temin için de bir vesika verilmiş. Bu vesikayı fesinin hasırı arasında saklarmış. Ovacığa Demirci’nin geldiğini bu soysuz herif haber vermiş. Hatta bu yüzden bizim zeybekler bir pusuda epeyce eziyet çekmişler, sonradan düşman dayanamamış kaçmış.

-Sonra Demirci bunun hakkından gelmiş mi?

-Dur hele acele etme anlatacağım: Efem dört kola kızanlarını dağıtmış. Bu alçağı diri diri yakalayın diye emir de vermiş. Yakalamışlar. Döğe döğe Demirci Mehmet Efe’nin karargâhına getiriyorlarmış. Her dipçik yedikçe fesi yere düşüyormuş. Casus, kanayan eline, sızlayan berelenen beline ehemmiyet vermeden fesi kapıp başına geçiriyormuş. Bu halden bizim kızanlar şüphelenmişler. Ne var acaba bunun içinde diyerek ötesini berisini aramışlar. Fesin hasırı ile kumaş arasında casusluk vesikaları çıkmasın mı? Ondan sonra bu haini temizleyivermişler…

-İsmail Efe, siz Üç yol muharebesine iştirak ettiniz mi?

-Ettim. Oraya da Kavaklı’dan geçtim. Öte yüzden Gökçen Efe bize yardıma geldi. Bizim çete burada çok kuvvetlendi.

-Kimlerle?
-Köşk Değirmenci Oğlu Sarı Efe, kardeşim, Ödemişli Yanık Halil İbrahim ve arkadaşları. Hep birlikte 150 kişi kadar olduk. 15 gün içinde üç müsademe oldu. Düşman kuvvetli idi. Onlar top ve makinalı ile saldırdıkları halde biz mavzerle hatta daha ihtidai silahlarla karşı koyduk.

-Bu sırada Yörük Ali’den ne haber?

-O, bu savaşların en ağır yükünü ve mesuliyetini omuzlarında taşıdı.

-Üç Yol muharebesinden sonra Efem?

-Bundan sonra Demirci Nazilli’de, Ali Efe Sultanhisar’da oturdu. Eldeki kuvvetlerle cepheyi tutmağa uğraşıyorlardı. Biz de arada sırada vazifeler alıyorduk. Nihayet düşmana Umurlu civarında cephe tutunca biz de Çayyüzü’nde bir cephe tuttuk. Teğmen Zekai kuvvetleri yavaş yavaş nihayet hazır hale giriyordu. Ben bir müddet Çörüşlü’de oturdum. Sonra orada tutunamadık. Kızanlarım dağıldı. Yörük Ali Efe ile birlikte Yenipazar’a geçtim.

-Burada yeni bir teşkilat yapmadınız mı?

-Yörük Efe’nin bu mağlubiyet kinini ve kahramanlığını biledi. Yeniden bir şeyler tasarladığı belli idi. Bana da akıncılık vazifesi verdi.

-Bunu Sancakdarın Ali Efe’de yapmış. Bu ne demek Efe, senden de dinleyelim?

Güldü. Bu vazifenin ağırlığını, cesaretinin derecesini anlatmak istemeyen bir tevazu içinde:

-Bu çok güç bir iştir denir. İçinde siyasi mülazahalar da vardır. Bakınız size bunu biraz olsun açayım: Düşman Umurlu bozgunundan sonra işi sıkı tuttu. Yalnız cepheyi kuvvetlendirmekle kalmadı, aynı zamanda Türk halkını da kazanmaya uğraştı. Köylülere rahat oturun, siz mesud, kahraman, zengin, medeni Yunanistan’ın ayrılmaz bir parçasısınız. Ürünleriniz her zaman para edecek, dininize itikad ve ibadetinize kimse karışmayacak, hayatınız refah içinde geçecek yalnız hükümetimize ve sizin hükümetinize sadakatinizi ispat ediniz. Yollu tatlı mülayim cahil halkı avlayıcı sözler sarf ediyorlardı. Hatta bu arada köy imamlarından bir kaç tanesini bile avlamışlardı. Bunlar vasıtası ile halka asayişin yerinde, mal ve can emniyetinin mahfuz olduğunu telkine uğraşıyorlar, en yakın zamanda Türk ordusunu tepeleyeceklerini, içerideki mukavemeti mutlaka bertaraf edeceklerini söylüyorlardı. İşte bizim vazifemiz, bütün bu sözleri, emekleri, telkinleri boşa çıkarmak, alınan bütün tedbirleri aksatmaktı.

-Bu vazifeyi kolay bulmadığımı söyleyebilirim Efe.

-İyi düşünüyorsunuz. Bu vazife, düşman içinde yapılacaktı. Her an pusular arasından geçecektik. Her an karşımıza çıkabilecek tehlikeler vardı. Yağmuru, yaşı, kışı, açlığı, uykusuzluğu her şeyi hesap ederek adım atmak gerekti. Bunun için Ali Efe, arkadaşları çok dikkatle seçti. Bir gün akına hazırlanırken, düşman nehrin Sultanhisar yakasında pusu kurmuş dediler. 15 kişilik müfrezemiz, Menderes’i yüzerek geçerken bir yaylım ateşine tutulduk. Düşmanla çıplak müfreze arasında bir su üstü muharebesi başladı. Akıncılık vazifesinin ilk adımında bu hadise gözümüzü fal taşı gibi açtı.

-Reis Fettah Bey de bu vazife verilirken Ali Efe ile beraber mi idi?

-Evet.

-Akıncı arkadaşların kimlerdi Efe?

-Ali Efe’nin dayısı Kelesli Molla Hasan, Tire’li Hacı Halil, Yağlarlı Murad Bey

-Bu akınlar beklenen faydayı getirebildi mi Efe?

-Fazlası ile… Bir defa düşmanın asayişi ihlal edildi. İkincisi palavraların mahiyeti anlaşılmış oldu.

-Sizin Ödemiş yüzüne de bir akın yaptığınızı söylediler, bu nasıl oldu?

-Akıncılık sırasında dört Yunan esiri yakalamıştım. Bunların vereceği ifade o vakit mühim görülüyordu. Onları Çine’ye götürdüm. Balyanbolu nahiyesinde bizim kuvvetlerin, düşmanı tazyik ettiklerine dair bir haber geldi, bende onlara katıldım. Balyanbolu yaklaşınca borazanlarıma sahte hücum borusu çaldırdım. Düşman kuvvetli birliklerle idi. Zeybekler bu hilenin çok muvaffak olduğunu söylediler. Ertesi gün Keles’e geçtik. Oradan da düşmanın kaçmış olduğunu gördük. Kaymakçı’da düşmandan eser kalmamıştı. Bu akınlar onları çok ürkütmüştü. Nihayet 50 kadar kızanımla Adagide’ye, Bademli’ye gittim. Orada da 8-10 kızanı ile İzmirli İsmail Efe’yle karşılaştık. İsmail bana, Ali Bey çetesinin de burada olduğunu söyledi. Üçümüz birleştik. Yunan kumandanına kesin uyarı yazdık. Yerli bir Rum ile gönderdik.

-Neler söylediniz Efe?

-Cavur kumandanı! Türk’ün hakkından gelecek kuvveti Allah henüz kürrei arzda yaratmadı. O, Allah ki bizimle beraberdir, sizinle değil. Çabuk teslim olunuz, eğer olmazsanız perişan edeceğiz. Size 4 saatlik mühlet! Dedik. Düşman bu ültimatomu alınca Adagide bucağını boşaltmış.

-Köşk baskını nasıl oldu Efe?

-Ben Köşk deresine dönerken, Yunanlılar 300 tane Türk’ü Köşk camiine doldurduklarını, bu zavallıları ateşe vermek üzere olduklarını haber aldım. İçim sızladı, beynim attı. Çalakamçı Köşk civarındaki tepeleri tuttum. Köyün etrafında düşman devriyeleri vardı. İkindiye doğru alaturka saat 10’da baskını yapmağa, bu vatandaşları kurtarmağa karar verdim. Dürbünle vaziyeti tespit etmeğe uğraşıyordum. Minaredeki nöbetçi pek dikkatli idi. Caminin etrafını dolaşan devriyelerde bir ivedi, bir telaş göze çarpıyordu. Belki de benim hücum için kararlaştırdığım saatten önce camiyi ateşleyeceklerdi. Ben düşmandan önce davrandım, borazanlarıma emrettim. Hücum havası çalmaya başladı.

Efe’nin burada gözleri yaşardı, mendili ile kuruladı ve sözlerine devam etti…

-Kızanlarım tozu dumana katarak birer kaplan gibi düşmanın üstüne atıldılar. Bir kurşunla, minaredeki gözcüyü devirdik. Köyde bir hercümerç başladı. Beklenmeyen bu baskın cavur da ve Müslüman da şaşkınlıklar husule getirdi. Çığlık heyecan müthişti. Camideki halkın gözleri korkudan yerinden fırlamıştı. Bir hamlede caminin kapısını ve pencerelerini tuttuk. Halkı boşalttık. Karışıklığı önlemek, ölümü azaltmak için halka sakin ve soğukkanlı olmalarını tavsiye ettik. Dizlerinden derman kesilen bu zavallı hemşerileri dar sokaklardan geçirdik. Köşk deresine doğru yollanmalarını temin ettik. Bizde takibe koyulduk. Fakat düşman, kendisini çabuk toparladı. 2,5 saat sonra mukabil hücuma geçti. Bu sefer de kasabayı biz boşalmağa mecbur kaldık, köyümüz yanmadı.

-Bu yenilgiden sonra nasıl toparladınız Efe?

-Köyden dışarıda, şu hâkim tepede durdum, düdük çaldım, kızanlarım toplandı. Onların teşkilatı muazzamdı. İhtiyat kuvvetleri daima imdada hazır bulunuyordu. Yunanlılar bizden çabuk davrandılar. Baskın için seçtiğimiz mevzileri bizden önce tutup, topları ile çevremizi keşif bir ateş altına aldılar. Fakat cavur bizim hazırlığımızdan daima endişe duydu. Ona asla rahat yüzü göstermedik. Bir saat sakin uyku bile uyutmadık. Öyle anlar oldu ki, karavanasındaki zıkkım çorbayı, zeybeklerin kurşunu ile birlikte yedirdik. Köşk’te düşman bozgunu, büyük çözülme ile feci bir hal aldı. Ordular Afyon’dan akarken biz de bir kaç damla halinde onlara katıldık. Bu sel cavuru Akdeniz’e kadar apar topar yuvarlayıp götürdü.

-Yörük Ali Efe ne oldu?

-Onunla Torbalı’da buluştuk. Sonra da hükümet beni Efe’nin maiyetinde bıraktı. Sultanhisar’da oturduk. Bir sene kadar vazife halinde bekledik. Düzenlik oldu, silahımı teslim edip, Köşk’e yerleştim.

Efe’ye bir sual daha sordum:

-Gerekirse Efem, genç iken yaptıklarını yarın da göze alabiliyor musun?

Munis sarıgözleri açıldı ve şöyle dedi:

-Eskileri gölgede bırakacak destanlar yazacağım.’’[ 2]

***

Milli Mücadele günlerinde efelenmiş, işgalcilere karşı milletimiz için fedakârca savaşmış isimsiz kahramanlardan Tekeli İsmail Efe’mizin, anma günlerinde hatırlanması ümidiyle…

[1] Köşklü Tekeli İsmail Efe ve Bir Söyleşi-Mustafa Çezik ( Efeler-Ersal Yavi-Aydın Valiliği İl Özel İdaresi Yayını No:3 1991)

[2] Efelerden Haber-Kemal Özkaynak.2/9/1945

* Fotoğraf arşiv: Yenipazar Yörük Ali Efe Evi Müzesi