4 Nisan Çarşamba günü Suriye zirvesi Ankara’da Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin katılımıyla gerçekleşmiştir. Bölgesel rakip olarak görülen üç ülkenin cumhurbaşkanları, Suriye ile ilgili çarpıcı bir birlik gösterisinde bulunmuşlardır. Zirve’de, Suriye’deki çatışmaların sona erdirilmesi, barışın tesisi ve Suriye’nin toprak bütünlüğü vurgusu yapılmıştır.

ABD’nin, politik ve jeopolitik bir güç mücadelesi haline gelen Suriye’yi parçalamak ve Türkiye dahil olmak üzere Ortadoğu ülkelerinin sınırlarını yeniden dizayn etme niyetinden rahatsızlık duyan Türkiye-Rusya-İran liderlerinin el sıkışması, var olan gerginliği tetikleyerek ABD-Fransa-İngiltere öncülüğünde Suriye’ye yönelik bir saldırıya dönüşmüştür. Bu ittifak, Batı’ya karşı bir duruş olmakla birlikte özellikle ABD tarafından üçlü zirvede saf dışı bırakılma şeklinde algılanmıştır.

Kimyasal silah kullanmak insanlık dışı bir harekattır. Ancak net kanıtları ortaya koymadan yapılan müdahale uluslararası hukuk kurallarına aykırı bir durumdur. Her ne kadar Suriye’ye yapılan saldırı Esad’ın kimyasal silah kullandığına yönelik gösterilmiş olsa da temel nedenleri gözden kaçırmamak gerekmektedir.

ABD’nin bölgede (Afganistan, Irak dahil) gözle görülür güç kaybının telafisi ve İsrail’in güvenliğinin sağlanması bölgede kaosa neden olmaktadır. Bölgede Rusya ve İran’ın güçlenmesi, Suriye rejiminin muhalifleri etkisiz hale getirmesi ABD’nin dolayısıyla Fransa ve İngiltere’nin Suriye’yi kaybedeceği anlamına gelmektedir. Tabii bu ülkelerin iç siyasette yaşadıkları sıkıntının dışa vurumu olduğu gerçeği de unutulmamalıdır.

ABD Başkanı Trump’ın iç siyasette sıkışmış olması, açılan davalar nedeniyle hem Pentagon hem de kamuoyu nezdinde olumlu imaj yaratma çabası olduğu nettir.

Fransa, I.Dünya Savaşı sonrası kendine bırakılan bölgede hakları olduğunu düşünerek geri kalmak istememekle birlikte bölgenin şekillenmesinde kendini önemli bir aktör olarak görmektedir.

İngiltere, tarihsel rolü, Rusya ile tarihsel rekabeti, Rus oligarklarının kara para akladıkları ülke olması, istihbarat örgütlerinin mücadelesi, Brexit kararıyla sıkıntılar yaşamakta olması İngiltere’nin saldırı ittifakına dahil olmasının nedenlerindendir.

İç politikada sıkıntılı durumda olan üç liderinde iç politikalarına yönelik eylemde bulunduklarını söyleyebiliriz.

Saldırı Noktaları

Hava saldırısı Şam, Hama, Humus, Dera, Süveyda‘daki askeri tesislere yönelik yapıldı. Saldırılarda Humus ilinin Kuseyr bölgesinde Hizbullah güçleri, Dera’da ise 89. Tugay olarak bilinen İran güçlerinin hedef alındığı görülmektedir. Saldırı noktalarından birisi de Suriye-Lübnan-İsrail arasında yer alan Süveyda. Söz konusu saldırı üzerine sürecin değişmeyeceği ancak durumun daha da karışık bir hale geleceği yönünde ifadelerle İran’dan tepki gelmiştir.

Lübnan’daki Hizbullah örgütünün genel sekreteri Hasan Nasrallah, “bu saldırılarla İsrail, İran’a karşı savaş başlatmıştır ve bu saldırılara karşı Şam’ın yanındayız” mesajını vermiştir. İsrail-Suriye sınırında teyakkuz durumu söz konusudur. Çünkü İsrail ile Filistin arasında yaşanan çatışmayı gölgelemek amacını taşıdığı da söylenebilir.

İran yaptığı açıklamada bu saldırının bölgesel sorunlara neden olacağını ifade etmiştir. Bu ifadeden yola çıkarak İran’ın, destek verdiği milis güçleri ile Yemen veya Irak’ta misilleme yapabileceği de ihtimaller dahilindedir.

Hafız Esad döneminden beri İran-Suriye ilişkilerinin devam etmesi ve İsrail’in kendine yönelik tehdit olarak algılaması bu saldırılarda İran’ın hedef alındığını net bir şekilde göstermektedir. Amaç, saldırı yapmak suretiyle, İranlı milisleri engelleyerek güçlü durumda olan Hizbullah’ı zayıflatmak ve Lübnan’da 6 Mayıs 2018’de yapılacak seçimlerde Hizbullah’a yapılacak yardım konusunda İran’ı zor duruma düşürmek. Zaten saldırı öncesi Rusya ve İran ekonomik olarak zor duruma düşmüştü. Kısacası dolaylı yol izlenerek, Suriye üzerinden Rusya ve İran’ı ekonomik olarak zor duruma düşürmeye çalışmaktadırlar.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye, bir çıkmaz durumunda. Bir yandan PKK/PYD ile mücadelesinde Rusya ile işbirliği yaparken diğer yandan da Esad yönetiminin sona erdirilmesi konusunda ABD ile işbirliği içinde görüyoruz. Nihayetinde her iki devlet de küresel bir güçtür. Bu nedenledir ki, ulusal çıkarlarımız yanında önceliğimiz konusunda net olmalıyız. Güven problemine neden olmamak gerekiyor.

Türkiye, Rusya ile birlikte Suriye’de etkin oldu. Bu nedenle Rusya ile ilişkilerimizin devamlılığını göz önünde bulundurarak dikkatli davranılmalıdır.

Rusya-Türkiye ve İran birlikteliği Orta Doğu’da güvenliği sağlamak bakımından önem taşımakla birlikte Ortadoğu’daki politikalara farklı bir boyut kazandırmıştır.

Bölgede yaşananlar İslam dünyasının parçalanmışlığının bir sonucudur. Türkiye-Rusya-İran arasında gerçekleştirilen işbirliği genişletilmeli ve Çin, Irak, Lübnan, Ürdün ve hatta Suriye’yi de içine alacak bir ittifak kurulmalıdır. Kuşkusuz bugün içinde bulunduğumuz coğrafyanın konjonktürel dönüşümleri bunu gerektirmektedir.

Sonuç olarak 2011 yılından itibaren devam eden vekalet savaşları sona ermiş olup, güçlerin direk alana inerek Ortadoğu’yu paylaşım mücadelesi başlamıştır diyebiliriz.