RUSYA Savunma Bakanlığı sözcüsü Igor Konaşenkov çok ilginç ve dikkat çekici bir açıklama yaptı: “SDG (Ağırlıklı olarak PYD ve bazı Arap aşiretleri S.P.) militanları Rakka’dan Deyrezor’a sevk edilerek IŞİD saflarına sokuldu. Kuzeyden Deyrezor’a gelen PYD savaşçılarının hiçbir engelle karşılaşmadan IŞİD’e katıldıklarına dikkat çekmek istiyorum. ABD askerlerinin de bulunduğu bu bölgeden Suriye Ordusuna iki kez saldırı düzenlendi. (Aydınlık, 22 Eylül 2017)

Durumsal Farkındalık

Aydınlık’ta 3 ve 4 Mayıs 2017 günlerinde “SCCB Böyle Çöktü” adıyla iki bölümden oluşan bir makale kaleme aldım. Birinci bölümden bir kesiti önemine binaen hatırlatmakta yarar görüyorum:

“Türkiye’nin 25 Nisan 2017’de Sincar ve Karaçok’ta terör örgütüne ağır darbe indirmesinden sonra Rusya resmi bir açıklama yayımladı: “Moscow is deeply concerned by these actions. The Turkish Military has acted here against the Kurdish forces that are genuinely combating terrorist groups, above all ISIS, on the ground. (Moskova derin endişe içindedir. TSK burada, başta IŞİD olmak üzere terörist gruplarla ciddi bir mücadele veren Kürt güçleri hedef aldı!) Koskoca bir devlet PKK/PYD’nin bölge ülkelerini parçalamak için ABD’nin kullandığı bir maşa olduğu hâlâ anlamadıysa…”

Ancak hayat öğreticidir. Jeopolitik ve strateji iyi kurgulanırsa, kolay kolay yanılmaz. Bölgedeki çıban başı geçici bir oluşum olan IŞİD değil, emperyalizmin stratejik maşası olan PKK/PYD’dir. ABD bu nedenle Kuzey Suriye’de 15 civarında önemli askeri üs tesis etmiştir. 60 bin kişilik bir askeri birliği donatacak silah ve teçhizat bu nedenle PKK’ya teslim edilmiştir. Rusya da, İran da bu gerçekten sonsuza dek kaçamaz! Etrafında dolaşma manevraları ile hedeflerine ulaşamaz! Önünde sonunda bu konuda bir karar vermek zorunda kalacaktır. Çünkü bölge ülkelerinin manevra alanını daraltmak isteyen ABD ve İsrail, PKK/PYD’ye dayanarak askeri ve siyasi hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadır.

PYD’yi Yanımıza Çekebilir miyiz?

Daha geniş bir kapsamda değerlendirirsek, KCK’nın Türkiye, Suriye, İran ve Irak kolları olan PKK/PYD/PJAK/PÇDK ve Peşmerge emperyalizmin sahaya sürdüğü terörist/askeri kuvvetlerdir. ABD Senatosu, ABD Savunma Bütçesi’nden 36 bin peşmergeye sadece maaş için 365 milyon dolar tahsis etmiştir. Senato kararına göre, ABD Suriye’de 30 bin, Irak’ta 36 bin kişilik ordu kuracaktır. Bu yapılanma, ABD yasalarına kadar giren ciddi bir boyut kazanmıştır. Konu bu kadar açık ve ortada iken, “Biz PYD/PKK’yı yanımıza çekmek için böyle davranıyoruz!” demenin hiçbir anlamı ve inandırıcılığı kalmamıştır.

Ateş düştüğü yeri yaktığı için Başkan Esat durumun farkındadır. Şunu söylüyor: “Suriye üzerinden bir bölge ve dünya savaşı yaşanıyor. Dostlarımızın nasihatlerini dikkate alırız ama son söz Suriye’nindir.” Silahlar patladığına göre gerçekten de bir savaşın içindeyiz. Savaşta sadece üç grup vardır: Dost, düşman ve tarafsız! Dördüncü bir grup yoktur. Elinde ABD silahı ile Suriye’de silahlı eylemler yapan PKK’yı “tarafsız” olarak değerlendirenler, en basit tanımlamayla savaşın doğasını kavrayamamıştır. Ancak başından beri söylediğimiz stratejik zorunluluklar Deyrizor’da bütün aktörleri tavır almaya mecbur etmiştir. Kural değişmez: “Dost mu, düşman mı, tarafsız mı?” Rus Askeri Sözcü’ye göre “PYD, IŞİD ile bütünleşmiş ve ABD askerlerini de içine katarak Suriye Ordusu’na iki kez saldırmıştır. Eğer, Rusya ve İran, askeri olarak Suriye Ordusu’nu destekliyorlarsa, savaşın mantığı ve yönetimine göre PYD düşmandır. Bunun dışında bir değerlendirme yapmak muharebe sahnesinde büyük ve ciddi zafiyete yol açar. Süreç, maalesef bir Rus Korgeneralin öldürülmesi ile sonuçlanmıştır.

Savaşın Gereğini Yapmak

Sakarya Savaşı öncesine Mustafa Kemal Paşa bütün tepkileri göze alarak, Komutanlara, “Savaşın gereğini yapacağız!” talimatını vermiş ve Ordu’yu 120 km. geri çekmiştir. Düşmanın Ankara kapılarına dayanması riskini göze almıştır. Türkiye, Rusya, İran ve Suriye, eğer gerçekten bir savaş veriyorlarsa, savaşın gereğini yapmak zorundadır. Bunun ilk adımı dost, düşman ve tarafsız kuvvetleri ortak ve doğru olarak belirlemektir.