Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) Devlet Başkanı Şi Jinping, ortaya attığı yeni kavramlarla Batı’nın tekelinde olan siyaset ve uluslararası ilişkiler kuramlarını temelden sarsıyor. Batı’nın 300 yıldır ana hatlarını çizdiği uluslararası konsept ve doktrinler artçı şoklarla sarsılıyor. ABD tipi “Yeni Dünya Düzeni (New World Order-Novus Ordo Seclorum)” en azından psikolojik açıdan can çekişiyor…

Yeni Küreselleşme

Başkan Jinping yepyeni bir küreselleşme teorisi ortaya atıyor. Bu yeni yaklaşımın olumlu ya da olumsuz dünya çapında yansımaları olacağı anlaşılıyor. Bu konudaki tartışmalar giderek şiddetleniyor… Bu yeni düzen, ülkeleri baskı ve zorlama ile değil, ikna ederek ve inandırarak içine katmak istiyor.

Buradaki en temel değişim, “müttefikler” yerine, “dostlar” ve “ortaklar” kavramlarının kullanılması! Diğer bir önemli yenilik ise “farklılıkların göz ardı edilmesi” ve “ortak, benzer, birleştirici öğelerin öne çıkarılması!” En temel ikna gerekçesi, birlikte kazanmak ve birlikte yükselmek! Aynı zamanda, Soğuk Savaş jargonu olan, “Dostum olmayan düşmanımdır!” söyleminin artık geçerliliğini yitirdiği ve çağdışı kaldığı da özellikle vurgulanıyor.

Yeni Bir Ses, Yeni Bir Nefes

ÇHC yeni bir küreselleşme senfonisi çalıyor… Ve de seyirciler yavaş yavaş sahnedeki yerlerini alıyor. Asrın dev projesi olan, “Yol ve Kuşak” bu radikal değişim ve dönüşümün temel parametreleri ve ipuçları konusunda önemli mesajlar veriyor. Emperyalist Batı ülkelerinin dünyaya yayılımının en önemli işareti askeri üs ve tesisler oldu. Güvenlik garantileri ile ilgili ülkelere girdiler. Güvenlik kaygılarını öne çıkararak silah alımlarını teşvik ettiler. Böylece katma değer yaratmayan, belirli bir süre sonra demode olan silah platformlarına devletler büyük kaynaklar ayırmak zorunda kaldı. Bu durumun ekonomilere olumsuz yansımaları oldu. Ayrıca yerleşen Batı ülkesi, kendi çıkarlarını esas alan siyasi ve ekonomik dayatmalarla koşulları daha da ağırlaştırdı.

Bu konuda Türkiye güzel bir örnektir. ABD, İncirlik, Sinop ve diğer bölgelerde üsler kurdu. Hizmet dışına çıkaracağı askeri platformları Türkiye’ye verdi. Yeni sistemler için ise fahiş fiyatlar talep etti. Asla teknoloji transferine izin vermedi. Ayrıca milli bir savunma sanayinin gelişimine engel oldu. Böylece ekonomik ve teknolojik gelişmenin önüne set çeken sahte bir ittifak kuruldu.

ÇHC ise askeri üslerle değil, fabrikalar, üretim ve alt yapı tesisleri ile bir ülkeye giriyor. Sanayi tesisleri yapılması için krediler veriyor. Böylece gezegenin daha önce tanık olmadığı yeni bir anlayış giderek etkisini artırıyor. ÇHC, tarihin derinliklerindeki kesitleri örnek alarak yeni sistemi olgunlaştırıyor. O dönemde küresel ticaretin ana arterleri olan tarihi ipek ve baharat yollarının güvenli olduğu dönemlerde güzergâhtaki bütün ülke ve toplulukların zenginleştiğini ileri sürüyor.

Hangi açıdan bakarsak bakalım, bu yeni durum ABD’nin “Yeni Dünya Düzeni”ni temelden sarsacak dinamikleri de bünyesinde barındırıyor. Hangi sistem kazanırsa, o ülke dünyadaki lider ülke olacak. ABD’nin kolayca teslim olacağını beklemek fazla gerçekçi olmaz. Bu nedenle, her yeni küresel düzen, yaşamak için faaliyetlerine stratejik boyut da kazandırma zorunda! Ayrıca, dünya çapında faaliyet gösteren, IMF, Dünya Bankası gibi ekonomik örgütler de bu oyunun vazgeçilmez bir parçası!

Muhtemel ÇHC de bu durumun farkında. Cibuti’de ilk deniz aşırı askeri üssünü kurdu. Küresel gücün en önemli işareti olan Deniz Kuvvetleri ile güç intikal (power projection) vasıtalarına önemli yatırımlar yapıyor. Batı denetimi dışında küresel finansman merkezleri kuruyor. Önümüzdeki dönemde bu rekabetin giderek kızışacağını kolaylıkla söyleyebiliriz.

Ya bizim ülkemiz!

Türkiye stratejik bir karar vermek zorunda! ABD’nin “Yeni Dünya Düzeni” içinde hem borç batağına saplandı hem de bölünme tehdidini yakından hissediyor. ÇHC’nin yepyeni düzeninde geniş ufuklar açılmasına rağmen gümrük duvarlarını açarak üretim yeteneğini geliştirebilir mi? Yoksa Türkiye bu gelişmelerin faydalı yansımalarına gözünü kapamadan, kendi özgün modelini mi yaratmalı?