Dünya ekonomisinde 2008 yılındaki büyük krizin ardından dillendirilmeye başlanan, ikinci büyük dip ne zaman gelecek? Aslına bakarsanız bence oyun çoktan bitti ama oyuncular ısrarla ikinci perdeye geçmekten kaçınıyor.

İyimserlik adı altında süreç yönetirken, kimi zaman terör, kimi zaman siyasi figürler, kimi zaman bölge savaşları, kimi zaman da kısır tartışmalardan medet umuyorlar. Çünkü herkes biliyor ki, oyunun ikinci perdesi tamamıyla trajedi…

İşte bu faturayı kimse üstlenmek istemiyor. Esasen ekonomiyi tüketim üzerinden oluşturdukları fotoğraf içinde senaryonun sonu en başından belliydi. Nitekim üretilen katma değerin on katı büyüklüğündeki sanal ekonomi, önce ‘işler yolunda’ görünümü verirken, herkesin eli kirlendi.

Bu süreçte küçük bir azınlık gelen parayı teknoloji yatırımları ve üretim ekonomisi için finansman olarak kullandı. Yüksek enerji fiyatları da buna dâhil. Lakin kimileri de gelen paranın etkisiyle kendileri güçlü hissettiler. Paranın onları iliklerine kadar sömürmek adına değil, güçlerinden dolayı kendilerini bulduğunu sandılar.

Aslında senaryonun sonu belli. Dünya çok büyük bir ikinci krize ve son perdeye koşuyor. Bu süreçten de kimi nasıl çıkacağını, kimin nasıl ders çalıştığı belirleyecek. Fakat bugün..

IMF, iki perde arası fars yapıyor. Minik bir bilgi vereyim. Farsın tam tanımı şöyle: Komedinin sanat yönü az, kaba bir türü. Bağımsız olmadan önce, eskiden tiyatrolarda perde arası gösteri olarak sergilenirdi.

İşte IMF’nin son raporu aynen bu özellikte. Ne bir estetiği, ne bir geçerliliği var ve son derece kaba… Ne diyor IMF Ekim 2017 tarihli Finansal İstikrar Raporu’nda? Dünyada yükselen borçlanmanın, düşük büyümeyle birlikte, küresel finansal bir riski kapıya getirdiğini…

Özellikle hanehalkı borçlarının artmasının, bir bankacılık krizini de tetikleyebileceğine dikkat çekiliyor. Bu borçlanmaya da merkez bankalarının izlediği genişlemeci politikalar neden olmuş. Bak, bak, bak…

Nasıl tespit ama? Dedim ya, senaryonun sonu belli. Domates ektiğiniz yerden patates çıkmaz. Bunun en acı örneklerinden biri de biziz. Aslında belki de IMF, kabullenilmiş çaresizliği deklare ederek, kaybettiği kredibilitesini, kriz sonrasında yakalama ihtimaline oynuyor. Çünkü itibarı yerlerde.

Lakin en ucuz maliyetle parayı sunup, karşılığında siyasi taviz kopardığı için yine birilerinin kaçınılmaz adresi olabilir. Ne kadar övünseler de… Bu onların sorununu çözer mi? Ne zaman çözmüş ki? Ama siyasetçiler süreç geçiştirmede yaratıcıdırlar. Ama hesap etmedikleri bu kriz diğerlerine benzemiyor. Sonuçları tahminden çok ağır olabilir. Krizin de, para için IMF’nin kapısına gitmenin de…

Peki tüm bu fotoğraf içinde Türkiye’nin durumu ne? Arife tarif gerekmez. Yeterince açık anlattığımı düşünüyorum, ama yine de IMF’nin raporunda yasak savmak adına sunulan önlemleri paylaşıyım:

“…politika yapıcılar daha iyi finansal regülasyonlar ve denetimler kurmalı, dış finansmana bağımlılığın azaltılması ve esnek döviz kuru rejimi gibi enstrümanlarla yüksek borçlanma risklerini azaltmalı…”

Ekonomiyi daha çok denetim dışı bırakmanın ötesine geçip, inisiyatife bağlamış, dış finansman yakalamasa da, ümidi kesmeyerek varlık fonu adı altında düyun-u umumiye sinyali vermiş, olmayan döviziyle de borçlanmasına borçlanma katmak için takla atmaya hazır Türkiye’nin durumu sizce ne olabilir?

Bence pek parlak görünmüyor. Ama daha kötüsü şu: Halen sorunlarını kabul etmiyor ve bu nedenle de acı da olsa çözümleri konuşmuyor. Israrla Alice Harikalar Diyarı’nın kötü bir kopyasını sergiliyor ki, bu IMF’nin farsından da sabır zorlayıcı.