Barzani’nin kısa süre içinde bozguna uğratılması bize unuttuğumuz yalın bir gerçeği tekrar hatırlattı: Jeopolitikte alan kuvvettir. O alanda kim varsa, belirleyici olan odur! Eğer bir kriz coğrafyasında bölge ülkeleri bütünleşik bir strateji geliştirmeyi başarırsa, ortaya yenilmez bir güç çıkar. Bu durumda “Kuvvet Çarpanı” prensibi işler. Yani toplam güç, ilgili ülkelerin yeteneklerinin toplamına değil, çarpımına eşit olur. Kürdistan’ın dağıtılması sürecinde inisiyatifi ele geçiren bölge ülkelerinin koca koca devletleri nasıl çaresiz bıraktığına hep birlikte tanık olduk.

Irak Dersleri

Türkiye, İran, Irak ve hatta Suriye’nin (Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Erzurum konuşması: Bu konuda Suriye ile temas halindeyiz!) Kürdistan’ı bozguna uğratmak için bir araya gelmesi bütün dengeleri altüst etti. Türkiye ve İran mükemmel bir uyum içinde ve olağanüstü yetkinlikte bir politika izleyerek Irak Hükümeti’ni arkadan destekledi. Böylece toprakların meşru sahibi olan Irak’ın, sınırları içindeki gayrimeşru girişimlere müdahale hakkına bütün dünya saygı göstermek zorunda kaldı. ABD’nin resmi açıklamaları tam bir zırva idi. Kışkırttığı Barzani hukuk dışı askeri girişimlerde bulunurken, Irak Hükümeti’ne diyalog çağrısında bulunuyordu. Ama zor oyunu bozdu. Irak silaha karşı silah koydu. Batı’nın peşmergeleri arkalarına bile bakmadan kaçtı. ABD, deyim yerindeyse madara oldu.

Barzani’nin yanlış hesabı Bağdat’tan döndü. Kaçak Başkan, ABD’nin müdahale edebileceğini zannediyordu. Ama jeopolitik, strateji ve uluslararası dengelerden bihaber gecekondu Başkan ince ayrımı kavrayamamıştı. ABD, tecrit edip yalnızlaştırdığı ve yalana da dayalı olsa hukuken suçladığı çaresiz bir ülkenin üzerine çullanıyordu. Şimdi ise karşısında kapı gibi bir bölgesel ittifak duruyordu. Ve bu ittifak dev gibi Avrasya güçlerine dayanıyordu. Ayrıca ortada bir hukuksuzluk vardı ve bunun tartışmasız müsebbibi Barzani idi. Koşullar radikal derecede değişmişti ama Barzani hâlâ 2003 yılında kalmıştı. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oldu! Şimdi Kürt halkından çalıp kendi yakınlarına ve aşiretine dağıttığı paraların hesabını verecek!

Aslî Aktörler

Barzani krizinin çözülmesi sürecinde başrolleri bölgenin en önemli iki ülkesi olan Türkiye ve İran oynadı. Her aşamada Irak’ı doğru olarak yönlendirdiler. Bu iki ülkenin bir araya geldiğinde nasıl büyük bir etki yarattığını bütün dünya gördü. Rusya Barzani’ye karşı çıktı ama Putin bu büyük hesaplaşmada umut veren karakter oyuncusu olmanın ötesine geçemedi! Dev gibi ülkeler ABD’ye karşı açık bir tavır takınamadan Türkiye-İran ikilisinin arkasına saklandı. Bu sorunda teorik arka planı anlamak isteyenler, “Türkiye İçin Jeopolitik Rota” kitabımı inceleyebilirler. Bu büyük başarı Avrupa ülkelerine de cesaret verdi. Alman devlet televizyonu ARD, ABD-PKK aşkını mercek altına aldı. PKK’ya destek veren Alman solunu açıkça suçladı. Fransa’nın acemi ve güdümlü Başkanı Macron, olayın doğasını pek kavrayamamakla birlikte Türkiye ve Rusya lehine açıklama yapmak zorunda kaldı.

Sonuç

İçinde bulunduğumuz koşullarda Türkiye açısından en öncelikli görev, komşu ülkelerle el ele, kol kola, gönül gönüle, kalp kalbe gizli gündemi olmayan, dayanışma ve işbirliğine dayanan sağlıklı bir atmosfer tesis etmektir. İşte ancak bu durumda bölge ülkelerinin ağırlık puanları hem batıda hem doğuda hem de dünya genelinde belirgin bir şekilde artar. Bölge meselelerinin çözümünde en önemli aktörler olurlar. Final sözlerini PYD eski Eş Başkanı Salih Müslim’e bırakalım: “Türkiye’nin Rusya ile ortak hareket etmesi tabii ki bize zarar verir ama Türkiye’nin Suriye ile işbirliğine yönelmesi bizi felç eder!” Hem içeride hem de dışarıda emperyalizmin yardakçılarının felç olacağı yeni bir döneme girdik…