Türkiye ve müttefikleri olan Rusya ve İran altın bir vuruş yaparak İdlib harekâtını 7 Ekim 2017 günü başlattı. Bu harekâta Suriye’nin de dâhil olduğunu tereddütsüz söyleyebiliriz. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir soru üzerine, “Rusya üzerinden Suriye ile irtibatta olduklarını” ifade etti. Her nehir önünde sonunda denizle buluşur. Dolaylı irtibatın kısa süre sonra doğrudan irtibata döneceğine hep birlikte tanık olacağız.

Niçin altın vuruş!

Eğer bu harekât için Avrasya bloku geç kalsaydı ya da kendi içinde anlaşmazlığa düşseydi, ABD bütün gücü ile İdlib’e müdahale edecekti. Teröristlerin gözdesi IŞİD Özel Temsilcisi Brett Mcgurk, “Türkiye’yi bu bölgede El Kaide’ye yardım etmekle suçlayarak” süreci başlatmıştı. ABD’nin kara gücü olan Afrin kantonundaki PKK bu maksatla kullanılacaktı. Emperyalistler Akdeniz’den önceki son durağa ulaşmış olacaktı. Ayrıca Fırat Kalkanı (FK) harekât alanı batıdan ve doğudan kuşatılacaktı. Afrin’deki PKK unsurlarının Özgür Suriye Ordusuna (ÖSO) saldırmak için hazırlıklar yaptığını biliyoruz.

Öte yandan İdlib, Suriye’deki en hassas ve kritik bölgedir. Çünkü Suriye rejimi bir Uzlaşma Kanunu çıkardı. Bir bölgedeki teröristlerin istedikleri başka bir bölgeye geçmelerine izin verdi. Çünkü Suriye bir öncelik sırasına göre sorunlarını çözmek istiyordu. Bu kapsamdaki toplam terörist ya da silahlı muhalifin yüzde 67’si İdlib’e geçti. İdlib’ten teröristlerin temizlenmesi Suriye rejimine rahat bir soluk aldıracağı gibi Türkiye’yi büyük bir göç dalgası tehdidinden de koruyacaktır. Bölgede 1,5-2 milyon insanın yaşadığı tahmin ediliyor.

Yeni Dönem

Olayların başladığı Mart 2011 ile Rusya’nın askeri olarak müdahale ettiği Eylül 2015 arasındaki dönemi “Birinci Dönem” olarak kabul edebiliriz. Eylül 2015 ile Halep’in rejim güçlerinin eline geçtiği Aralık 2016’ya kadar geçen süre “İkinci Dönem”dir. Aralık 2016 ile İdlib harekâtının başladığı 7 Ekim 2017 arasındaki zaman dilimi “Üçüncü Dönem”dir. İdlib harekâtı ile birlikte “Dördüncü Dönem” başlamıştır. Çünkü bu harekât ile Türkiye fiilen Avrasya Bloku’na katılmıştır. FK Harekâtı sırasında karışık mesajlar veren Rusya, İran ve Suriye bu harekâtın ortağı olmuştur. Bu gelişme savaşın genel seyrini önemli ölçüde etkileyecektir. Türkiye-Suriye arasındaki buzların kısa süre içinde eriyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bundan böyle emperyalist Batı ve kullandığı güçler Avrasya’nın birleşmiş ve kenetlenmiş duvarına çarpacaktır.

İdlib-Afrin İlişkisi

Türkiye’nin İdlib’i Afrin’den bağımsız olarak değerlendirdiğini düşünemeyiz! İdlib’e yerleşecek olan TSK/ÖSO unsurları Afrin’deki PKK/PYD unsurlarını güneyden kuşatmış olacaktır. Böylece tüm yönlerden çembere alınan PKK/PYD’nin manevra alanı iyice daralacaktır. Ayrıca PYD’nin bütün yayılma koridorları her yönden tıkanacaktır. İdlib harekâtından sonra Afrin’in de çatışmasızlık bölgelerine dâhil edilme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Avrasya Bloku bütünleştikçe PKK/PYD gerçeği daha iyi anlaşılacaktır.

İdlib harekâtı ile Türkiye, Rusya ve İran arasındaki silah arkadaşlığı derinleşmiş, Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler dolaylı yollarla da olsa fiilen başlamıştır. Türkiye’nin çok doğru olarak tespit ettiği gibi, Kuzey Irak ile Kuzey Suriye tek bir cephedir. Bu iki bölgede yaşananlar birbirinden asla bağımsız değildir. Emperyalist sistem bu iki bölgeyi bir ve bütün olarak düşünmek zorundadır. Çünkü birinden vazgeçtiği anda bütün proje çıkmaza girer. Avrasya Bloku ve bölge ülkeleri bu gerçekten kaçamaz! Kuzey Irak’taki olumsuz gelişmeler, Kuzey Suriye’deki olumsuz gelişmelerin habercisidir. Bu nedenle Avrasya Bloku iki bölge için bütünleşik stratejiler geliştirmek zorundadır.

Türk tarihine giren bir başarı öyküsü olan FK Harekâtı’ndan çok önemli dersler çıkaran Türkiye ve TSK bu harekât ile bölgedeki bütün suni dengeleri alt üst edecektir. TSK ve Mehmetçik’e inanıyor ve güveniyoruz. Gelen haberlere göre TSK’nın ayak seslerini duyan silahlı muhalifler hızla El Nusra’dan (HTS) ayrılmaya başlamıştır…