Facebook
Facebook
Twitter
Visit Us
Google+
Google+
http://ankaenstitusu.com/daragacindan-ozgurluge-kahraman-bir-kadin-gulten-tilki/
YouTube
YouTube

Erkek egemen bir toplumda ailede evin bireyleri tarafından, sosyal hayatta çevre tarafından, resmiyette ise devlet eliyle kanunlar ve kurallarla ezilmiş bir kadın olmak, bu yetmezmiş gibi anne olmak ve üstelik bütün bunları bir savaş ortamında yaşamak ve savaş ortamında kadın olmanın zorluklarına katlanmak doğaldır ki kolay kolay üstesinden gelinemeyecek bir yük getirir insanın omuzlarına. Savaşın belki de en berbat ve acımasız yönü sivillere ve genellikle de kadınlara yönelik tarafıdır. Yakın dönemde eski Yugoslavya’da, Bosna-Hersek’te, Kosova’da, Arnavutluk’ta, hemen ardından Afganistan ve Irak’ta savaşın kadınlara yüklediği ağır ve insanlık ayıbı yük hala belleklerdedir. Kıbrıs’ta ise bilinenin aksine “Erkek sadece cephede, kadın her cephede savaşmıştır.”

resim1

Bu çalışma bu bağlamda esasında hep göz ardı edilen, unutulan, ön plana çıkartılmayan, çıkartılamayan,  zaman zaman yok kabul edilen genelde Kıbrıslı Türk kadınlarının mücadelesini, direnişini, acılarını yansıtmak amacıyla kaleme alınmış bir deneme olarak değerlendirilebilir. Bir toplum için yoklukların, baskının, korkunun, göçlerin yanında, var olma mücadelesinin umutla, canla başla verildiği, dayanışmanın birlik duygusunun her zamankinden daha çok hissedildiği ve sergilendiği bir dönemdir bu ve her milli mücadele tarihi isimsiz kahramanları barındırır bağrında. Tarihte kahramanlar denilince hep ön cephede çarpışanlar ya da erkekler akla gelmektedir. Çünkü savaşçılık, cesaret, güç ve korkusuzluk, yani gözünü budaktan esirgememe erkek cinsiyete çocukluktan itibaren yüklenen geleneksel toplumsal cinsiyet özelliklerindendir. Milletlerin var olma savaşında kadınlar da zaman zaman ön cephede yer almalarına rağmen, daha çok arka planda görünmez bir şekilde, erkeklere destek veren güçler olarak tanımlanmışlardır. Çünkü kız çocuklarına, geleceğin kadınları olma yolunda, çocukluktan itibaren daha çok ev içi sorumluluklar verilerek, anlayışlı, şefkatli, sabırlı, fedakâr tutum ve kişilik özellikleriyle,  yetişmesi hem telkin edilir hem de davranışlarına az ya da çok bu yönde müdahale edilir. Bu durum geleneklerin insan davranışları üzerinde, sosyal ilişkilerde, hayatın her safhasında etkisini hissettirdiği ve sınırlandırdığı, cemaat tipi sosyal yapıların ve küçük sosyal çevrelerin görünümüdür. Özellikle konumuz olan zaman diliminde Kıbrıs Türk toplumunun sosyo-kültürel özellikleri, taassup bir aile yapısı ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının, bu güne göre yoğun olduğu bir süreci göstermektedir.[1] Bu sebepten olsa gerek milli mücadelelerin erkek kahramanları bilinir de kadın kahramanları anılmaz bile.

Önce Ayios Georghios gemisinin Baf yakınlarında adaya EOKA adına silah boşaltırken yakalanması ve ardından İngiliz istihbaratının EMAK ile ilgili bilgilere ulaşması ve ardından adada bir şeyler olacağı yönünde hareketlenmesinin ardından 1 Nisan 1955 günü EOKA giriştiği eylemlerle varlığını ilk defa deşifre eder.[2] Makarios’la 25 Mart[3] akşamı mı yoksa 1 Nisan akşamı mı olsun tartışmalarından sonra o gece Kıbrıs’ta yer yerinden oynar, Gece 03.00’de elektrikler kesilir, daha sonra da bombalar patlar, makineli tüfekler rastgele ölüm saçar, çeşitli işyerleri, İngiliz bankaları havaya uçurulur. Genel Valilik, Müsteşarlık Dairesi, Wolseley Kışlası’nda bulunan Ortadoğu İngiliz Kara Kuvvetleri Genel Karargâhı ve radyo istasyonu da patlamalardan nasibini alır. İngilizlerin o gün içindeki zararları yaklaşık olarak 60.000 Sterlin civarındadır.[4] Markos Dragos ve dört adamı radyo istasyonunu basıp içeride bulunanları etkisiz hale getirirler ve binayı havaya uçururlar. Markos Dragos’un grubunda radyo istasyonunu havaya uçuranlardan birisi olan Panayiotis Papanastasiou o gün yaşadıklarını “31 Mart 1955’i 1 Nisan 1955’e bağlayan gece Lefkoşa’daki evde Markos Dragos’un yanında toplanan 4 kişiden birisi de bendim. Geceyarısı bize saat 00.30’da radyo istasyonuna saldırabileceğimiz haberi geldi. Her tarafı dikenli tellerle çevrili ve 1 Rum ve 1 Türk tarafından korunmakta olan istasyona doğru derhal harekete geçtik. Dikenli tellere yaklaştık ve Markos elindeki aletle telde bir delik açtı ve hepimiz binaya doluştuk. Muhafızlar etkisiz hale getirildi ve telefon hatları da kesildi. Patlayıcıları binanın değişik yerlerine yerleştirip cihazların üzerine benzin dökerek ateşe verdik. Ortaya çıkan zarar çok büyüktü.” diyerek aktarır. Larnaka’da Mahkeme, Valilik ve polis karargâhı da bombalanır.

Öte yandan Yunanistan hükümetinin ve Kıbrıs Rumlarının Birleşmiş Milletlerde diplomatik yoldan bir sonuca varamaması şiddet ve terör yoluyla emellerine ulaşma gayretine dönüşür. Bu konuyla ilgili olarak bilinmesi gereken husus ise Kıbrıs Rum lideri Başpiskopos Makarios ve George Grivas’ın Kıbrıs milliyetçisi değil, Yunan milliyetçisi olduklarından,  gayeleri iki toplumlu bağımsız bir devlet kurmak değil, Kıbrıs Türklerine hiç yer vermeyen Enosis (Yunanistan’la birleşme) ve adanın Yunanlaştırılmasıdır. Yunanistan’ın büyük desteğiyle 1955 yılı ortalarında kuruluşunu tamamlayan EOKA (Ethniki Organosis Kibriyon Agoniston) tedhiş örgütünün siyasî lideri Makarios, askerî lideri ise Yunanistan iç savaşı sırasında “X” kod adıyla bir yeraltı örgütü kuran[5] ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra örgütü aşırı uçta partileştiren George Grivas’tır. “Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü” olarak adlandırılan bu örgütün ulusal kavramıyla kastettiği Elen düşüncesi ve Enosis fikrinden başka bir şey değildir. 1950 yılı başında adanın nüfus çoğunluğunun Rumlarda olduğunu ileri sürerek adada bir halk oylaması yaptıran ve daha sonra da Birleşmiş Milletlere müracaat eden Yunanistan bu müracaatının reddedilmesi üzerine[6]  Kıbrıs adasının silahlı mücadeleyle Yunanistan’a bağlanması yönünde girişimlere başlar ve EOKA tedhiş örgütünü kurdurur.

İngilizler yanında Türkleri de adadan atmak ve ortadan kaldırmak niyetinde bulunan EOKA’nın kasabalarda teşkil ettiği ve polis arabalarına saldırı düzenlemek, askeri birliklere, askerlere, askeri kamplara saldırmak ve İngiliz İstihbarat Servisi’ne mensup olanları öldürmeye yönelik çalışan kasaba gruplarının yanında sadece İngilizleri ve Türkleri katletmeye yönelik olarak kasaba ve köylerde diğerlerinden bağımsız çalışan ve özellikle el bombası ve yakın dövüş konusunda eğitim gören grupları da faaliyetlerini iyice hızlandırırlar. Aynı gün adanın pek çok bölgesinde Digenis[7] imzasıyla ilk EOKA bildirileri dağıtılır ve tedhiş hareketinin nedenleri ve EOKA’nın amaçları ilk defa açıklanır;[8]

 “Hürriyetimizi kendi elimizle ve kanımız pahasına da olsa kazanmağa hazır olduğumuzu bütün dünyaya göstermemiz zamanı gelmiştir. Yirminci asırda insanların hürriyetlerini temin için kan akıtmaya mecbur bırakılışından dünya diplomasisi utanmalıdır…”

Kıbrıslı Türklerin EOKA Karşısındaki Mücadeleleri

EOKA’nın önce İngilizlere, daha sonra da Türklere ve kendilerine yardım edip destek olmayan Rumlar da dâhil bütün ada insanına karşı giriştiği terör ve tedhiş hareketleri karşısında Kıbrıslı Türkler de önce çok küçük çaplı ve bölgesel örgütlenmelerin içerisine girmeye ve kendilerini ellerinden geldiğince Rum saldırılarından korumaya çalışırlar.[3] Aynı örgütlenme ve teşkilatlanma faaliyetleri hemen bütün köylerde yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Kıbrıs Türk Mukavemet Birliği isimli teşkilatlanma konusunda sağlıklı bilgi olmamakla beraber bu oluşumun da fazlaca etkili olmadığı ve Kıbrıslı Türkler tarafından oluşturulan mahalli ve yetersiz bir teşkilatlanma olduğu düşünülmektedir.

Aynı günlerde kendi aralarında örgütlenmeye çalışan ve bir şeyler yapmanın gerekliliğine inanan Kıbrıslı gençler Türkiye’de de böyle organizasyonların içine girerler ancak bunlar son derece etkisiz ve duygusal çabalardan öteye gitmez. Siyaset sahnesinde Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Raif Denktaş’ın liderliğinde haklarını savunma mücadelesine girişen bu insanlar siyasi, kültürel, sosyal gelişmelerin yanı sıra askeri alanda da Türk insanının yazgısıyla doğrudan ilgili bir başka çalışmanın içerisine girerler. Özellikle EOKA terör örgütünün ortaya çıkmasıyla birlikte bütün ada sathında Türkler üzerinde yoğunlaşan saldırılar Türk gençlerinin kendi aralarında gizlice teşkilatlanmalarına sebep olur ve teşkilatlanmaya giden adım da böylece atılmış olur. Kendi aralarında iptidai usullerle teşkilatlanan bu gençler ilk etapta Karaçete isimli teşkilat bünyesinde toplanırlar;[9] ancak yapılanlar Türk bölgelerinde yaşayan tek tük Rum aileleri taciz etmekten ileriye geçmeyen disiplinden uzak hareketlerdir. Karaçete’yi oluşturanlar ise daha çok kasaplardır. EOKA’nın tedhiş, terör, baskı ve yıldırma hareketlerinin Türkleri de hedef alarak öldürmeye varan şiddet hareketlerinin baş göstermesi üzerine Dr. Fazıl Küçük’ün gayretleriyle Volkan kurulur; ancak küçük merkezlerde ve özellikle köylerde mahalli örgütlenmeler de devam etmektedir. Adını “Var Olmak Lazımsa Kan Akıtmamak Niye“[10] ifadesinin baş harflerinden aldığı iddia edilen Volkan teşkilatının ilk nüvesi Dr. Fazıl Küçük tarafından 1955 yılı Nisan ayında arkadaşı Şakir Özel’le beraber atılır. Parti Başkanı olması münasebetiyle teşkilatın faaliyetlerini perde arkasından idare eden Dr. Küçük bir yandan siyasal faaliyetler yaparken bir yandan da Kıbrıs Türk halkını teyakkuz durumunda tutarak onları bilinçlendirmeye çalışır ve hürriyet mücadelesinin meşalesini de böylece ateşler.

EOKA mensuplarına göre ise Volkan’ın ve daha sonra da TMT’nin kuruluşunda Kıbrıslı Türkleri cesaretlendiren ve arkalarında duran İngilizlerdir. Rumlara göre İngilizler, Volkan teşkilatını desteklemeseydi adada azınlık durumunda bulunan Kıbrıslı Türklerin EOKA’ya karşı bu şekilde karşı koyması mümkün olmazdı. Bu şekilde örgütlenme çabaları içine giren Volkan örgütü bir yandan da dağıttığı bildirilerle varlığını gerek Rumlara ve gerekse Kıbrıslı Türklere duyurmaya çalışır ancak henüz ciddi bir organizasyon söz konusu değildir. Grivas’a göre ise Volkan üyeleri gizlice Türkiye’den gelmiş genç Türk subayları ve İngiliz istihbarat görevlileri tarafından eğitilirler. Ancak bir süre sonra Kıbrıs Türk halkına moral ve motivasyon kazandırmak amacıyla Volkan teşkilatının ilk bildirileri de kamuoyuyla buluşmaya başlar.

Öte yandan Kıbrıslı Türkler arasında Türklük bilinci ve kendini müdafaa etme konusunda kıpırdanmalar böylece daha bariz şekilde görülmeye başlar. 1 Nisan 1955 tarihinden itibaren Kıbrıs’ı tam manasıyla kan gölüne çeviren ve başta Valilik, Müsteşarlık Dairesi ve İngiliz Genel Karargâhı olmak üzere Lefkoşa, Mağusa, Larnaka ve Limasol’da bombalar patlatıp radyo istasyonunu ateşe veren ve sokaklarda ihtilal beyannameleri dağıtan EOKA lideri Grivas birçok adamı öldürüldüğünden, tutuklanıp hapse atıldığından veya idam edildiğinden örgütünü yeniden toparlayabilmek için yeni planlar hazırlamaya başlar.[11] 16 Ağustos 1956 tarihindeki 10 günlük bir suskunluk dönemi haricinde o güne kadar silahlarını hiçbir şekilde susturmayan Grivas pek çok militanı Kıbrıs ve İngiltere’de hapse atılınca siyasi çözüm arayışlarına destek olmak amacıyla 14 Mart 1957’de “İngiltere ve Kıbrıslıların hakiki lideri Başpiskopos Makarios arasında yeniden müzakerelere girişilmesini kolaylaştırmak için Başpiskopos serbest bırakılır bırakılmaz bütün faaliyetlerimizi muvakkaten durdurmaya hazırız.“ diyerek sözde mütareke ilanında bulunur; ancak, Dr. Fazıl Küçük bunu aldatmaca olarak nitelendirir. Volkan örgütlenmesi sonrasında teşkil edilen örgütlerden birisi de 9 Eylül’dür. Karaçete mensuplarıyla mukayese edildiklerinde daha eğitimli ve bilgili gençlerden kurulu olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde 9 Eylül ismi Kıbrıslı Türkler tarafından özellikle seçilmiş, önemli bir tarihtir. Çünkü gerek İzmir’in Yunan’dan temizlenip kurtuluşu ve gerekse 1571’de Kıbrıs’ın fethi sırasında Lefkoşa’nın fethi hep aynı tarihte olur.

VOLKAN Örgütlenmesi ve Gülten (Tuncel) Tilki

EOKA’nın 1 Nisan 1955 tarihinden itibaren Kıbrıs adasında silahlı mücadeleye girmesi ve hemen ardından İngilizlere, Türklere ve kendilerine yardım ve yataklık etmeyen Rumlara karşı giriştiği kıyım ve terör ortamında Kıbrıs Türkleri de nefsi müdafaa mücadelesine girmişlerdir. Bu dönemde karşımıza çıkan insanlardan birisi de Gülten (Tuncel)[12] Tilki’dir. Kendisinden önce vefat eden erkek kardeşinin ismini aile ona vermiştir; ancak ne genç kızlığını yaşayabilir ne de düzenli olarak okuluna devam edebilir. Kıbrıslı Türklerin kendilerini korumaya yönelik teşkilatlanma faaliyetleri sırasında bir anda kendisini tam da çatışmaların içerisinde bulur.

Tıpkı EOKA’nın Rum kızlarını kendi kanlı teşkilatına aldığı gibi, 1955–57 sürecinde adada etkin olan Dr. Fazıl Küçük’ün kurduğu Volkan teşkilatı da görev yapmak isteyen herkesi olduğu gibi özellikle Lefkoşa’da Viktorya Kız Lisesi öğrencisi genç kızları Rum terörüne karşı can ve namuslarını koruyabilmek amacıyla bu Türk direniş örgütüne almakta ve onları Rum bölgelerinde ve özellikle de EOKA terör örgütünün faaliyette bulunduğu yerlerde bazen ajan, bazen kurye olarak kullanmaktadır. Söz konusu genç kızlar bir yandan okulda eğitimlerine devam ederken bir yandan da istihbarat çalışmaları yapmakta, kendilerine verilen görevler doğrultusunda özellikle EOKA ile ilgili bilgi ve belge toplamakta ve fotoğraflar çekerek üstlerine ulaştırmaktadırlar.

Türk nüfusun adada son derece az olduğu ve Rumlara karşı mücadelenin güçlüğü göz önüne alınacak olursa Kıbrıs Türklerinin bu mücadelesinde yaşlı genç ayrımı göz edilmeksizin gönüllü ve cesur bütün insanlardan istifade yoluna gidilir. Zaman içinde Kıbrıs Rum toplumunun ileri gelenleri de bu olup bitenleri eleştirmek yerine susmayı ve daha sonra da desteklemeyi tercih ederler. Çünkü aynı günlerde bu sözde halk hareketinin liderlerinin EOKA saldırılarını desteklemeyen ve İngiliz yanlısı hareket eden Rumları da katledeceği ortaya çıkar.[13] Öte yandan Amerikalıların aldıkları istihbarat bilgisinde bu olaylar sırasında EOKA mensuplarının “muhtemelen” adadaki askeri tesislere saldırmayacakları, sabotajda bulunmayacakları, buna karşılık adadaki bazı komünist unsurların İngiltere’nin NATO içindeki müttefikleri arasındaki itibarını hırpalamak amacıyla İngiliz üslerine saldırabilecekleri belirtilmektedir.[14]

Bununla birlikte adadaki İngiliz idaresi ise her şeyin güvenlik güçlerinin kontrolü altında bulunduğunu ve önünde sonunda EOKA yeraltı örgütünü ortadan kaldıracaklarını belirtmektedirler.[15] Atina Radyosu ise “Özgürlük ancak kan ile alınır.” çığırtkanlığıyla olanları körüklemeye devam eder ve Kıbrıs Radyosu adını kullanır.[16] Atina Radyosu’nda görevli hemen bütün spikerler ellerinden gelen tüm çabayı göstererek gün boyu EOKA’ya bağlı direniş gruplarını kışkırtmaya yönelik konuşmalar yaparlar. Böylece Kıbrıs’ta yeni bir dönem de başlayacaktır;[17]

 “…1 Nisan 1955’te EOKA’nın başlamasıyla Kıbrıs’ta durum geniş yankı ve endişe yarattı. Çünkü sömürge idaresi terör hareketine hazır değildi. 1 Nisan 1955’e kadar İngiliz sömürge idaresi 4 plan önermişti; Winston Planı, Jackson Planı, Macmillan Planı ve Heading Planı. İngiliz hükümeti, Rumlar ve Türklerle bu planları müzakere ederken Rumlar EOKA’yı geliştirerek, genişleterek güçlü bir kuruluş haline getirdikten sonra faaliyete geçti. İngiliz gafil avlandı…”

1 Nisan 1955 günü başlayan EOKA tedhiş ve terör hareketleri özellikle 1963’e kadar geçen dönemde yüzlerce masum ve silahsız Kıbrıslı Türk insanının da hayatını kaybetmesine, binlerce Kıbrıslı Türk’ün de evlerini terk etmesine neden olacaktır. Bu durum Kıbrıs Türklerinin Kuvayı Milliye Mücadelesi olarak adlandırılan özellikle 1955-1963 dönemi göz önüne alındığında Sakarya Muharebesi öncesinde İngiliz yazar Ann Bridge’in “Devrim Yolu” olarak adlandırdığı Küre Dağları’ndan kağnılarla silah ve askeri malzeme taşıyan fedakâr ve kahraman Türk kadınlarının takındıkları tavırdan pek de farklı değildir. Gülten (Tuncel) Tilki de Viktorya Kız Lisesi’nden arkadaşları Ayfer Hasan, Ümran Behiç, Selma Hasan, Sevim Ülfet’le Lefkoşa’da Ortaköy Spor Kulübü’nün lokalinde İttihat ve Terakki’den başlayarak yeraltı teşkilatlarında olduğu üzere silah, bayrak ve Kur’an üzerine yemin ettirilerek teşkilata alınır ve Lefkoşa’da toplantılara katılmaya başlar. Bu toplantılar genellikle Lefkoşa’daki Yenicami, Sönmezler ve özellikle Çetinkaya spor kulüpleri gibi herkesin kolayca bir araya gelebileceği ve genellikle şüphe çekmeyen yerler olduğu gibi zaman zaman okullar ve cami ve mescitler de karargâh ve toplantı yeri olarak kullanılır. Örneğin Gülten Tilki’nin bu tip toplantılara katıldığı yerler arasında Lefkoşa’da bulunan Ortaköy spor kulübü binasıyla Kıbrıs adasının minaresiz tek camisi olma özelliği taşıyan Ortaköy Camisi de bulunmaktadır. Öte yandan kişisel çıkarları için yaşadıkları toplumun geleceğine yönelik yanlış hareketlerde bulunan ancak ne yaptıklarını bilmeyenler de vardır ve gerek Kıbrıs Türk toplumunu, gerekse TMT’yi rahatsız etme noktasına gelmişlerdir;[18]

 “…Lefkoşa’da Ortaköy semtinde oturduğumuz dönemde mahallede ‘Kara pazarcı’ dediğimiz birisi vardı. Rum tarafından getirdiği malları bize pahalı bir şekilde satmaya çalışırdı. Karaborsacılık yapardı yani. O yüzden ‘Kara pazarcı’ derdik ona. Fakat zamanla baktık ki sadece karaborsa ile uğraşmıyor. O zaman daha TMT teşkilatı yeni yeni kuruluyordu ve biz Volkan’ı biliyorduk. Ne zaman Volkan üyesi gençler bir yere giderler Rumlara tepki göstermek için bir bakarsın bütün Rumlar orada ve hazır bekliyorlar. Bir sefer böyle, iki sefer böyle olunca şüphelenmeye başlanıldı kendisinden. Bir seferinde yine böyle Rum tarafına duvarlara yazı yazmaya gideceklerdi gençler ama gidince bir de bakarlar ki her taraf Rumlarla kaynıyor. Canlarını zor kurtarırlar. En son seferde ise bir grup EOKA üyesinin Kızılbaş’taki köprüden geçeceğini öğreniyoruz ve gençler orada bunları beklemeye başlıyorlar. Ancak ne gelen var, ne giden var. Meğerse Karapazarcı Hasan durumu derhal yetiştirmiş Rumlara. Baskın boşuna oldu yani. Bunun üzerine artık bu adama bir ders verme zamanı geldi diyerek gençler bunu bir güzel patakladı ve mahalleden kovdu…”

Özellikle 1955–1974 sürecinde Kıbrıs Türklerinin EOKA terörüne karşı verdikleri mücadelede özellikle Doğan Türk Birliği, Yenicami, Çetinkaya, Baf Ülkü Yurdu, Ortaköy gibi pek çok spor kulübü son derece önemli rol oynamaktadır. EOKA’ya karşı alınacak her türlü savunma tedbirleri, her türlü toplantılar ve önemli kararların alındığı yerler bu spor kulüpleridir. Bu bağlamda Lefkoşa’da bulunan Ortaköy spor kulübünde yemin ettirilen Kıbrıslı Türk genç kızlar da Volkan teşkilatına alınırlar ve kendilerine kuryelik, istihbarat, istihbarata karşı koyma, silahlı mukavemet, propaganda gibi psikolojik harp ve gerilla harbi bağlamında çeşitli görevler verilir. Örneğin zaman zaman Lefkoşa’nın en tehlikeli bölgesi olarak nitelendirilen ve EOKA’nın eli kanlı adamlarından Nikos Sampson’un pek çok masum insanı öldürmekle övündüğü Uzunyol’a, Baf Kapısı’na, ayrıca Rumların ve özellikle EOKA mensuplarının toplandıkları bölgelere giderler, İngiliz üslerinde casus olarak çalışırlar ve EOKA’nın nerelere baskın yapacağını öğrenip kimsenin dikkatini çekmeyecek şekilde görevi tamamlayarak geri dönerler. Ancak o dönemde gerek EOKA’nın şiddet eylemlerine, gerekse İngiliz idaresinin yanlı politikasına karşı protesto eylemleri ve gösteriler düzenlenir;[19]

 “Olayların patlak verdiği o dönemde Lefkoşa’da Ortaköy’ün içinde oturuyorduk. Mağusa milletvekili olan, çok iyi görüştüğümüz, konuştuğumuz ve devamlı yardımını gördüğümüz Dr. Hasan Adnan Güvener vardı. Kendisi Dr. Küçük’ün adamıydı. Bir gün Ortaköy’de oturduğumuz mahalleye geldiler, bizi bir yerde topladılar. Bu toplantılar genellikle spor kulüplerinde oluyordu. ‘Bizimle çalışacak kimler var? Cesur, gözü pek adam lazım bize.’ dediler. Ayfer Hasan, Selma Hasan, 30 Ağustos 1957 akşamı Küçük Kaymaklı’da bir patlama sonucu hayatını kaybeden 9 Eylül yeraltı örgütü liderlerinden Ulus Ülfet’in kız kardeşi Sevim, Ümran Behiç vardı, ben vardım. Bizi görevlendirdiler. Diğer mahallelerden başkalarını da seçtiler ve buluşma yerimiz olan Kuruçeşme’deki okuldan seyyar hastaneye çevrilen yere gelmemizi emrettiler. Toplantılarımızı hep hiç kimsenin ilgisini çekmeyecek yerlerde yapardık. Bazı akşamlar da Ortaköy Spor Kulübü binasında toplanır, gençlerin ne yapacaklarını, görevlerinin ne olduğunu anlatırlardı bizlere. Hepimizin konumumuza uygun değişik görevleri olurdu. ‘Yarın Uzunyol’a gideceksiniz, Baf Kapısı’na gideceksiniz. Ne konuşurlar, ne yaparlar? Hangi köyü basacaklar? Öğrenmeye çalışın.’ derlerdi. O zamanlar henüz TMT kurulmadığı için yerinde Volkan vardı.

Yaptığımız mitinglerde ‘Ya Volkan Ya Ölüm.’ ‘Ya Taksim Ya Ölüm.’ diye bağırır, ‘En Büyük Desteğimiz Anavatan, Onlara Güvenimiz Tamdır. Hürriyet İmtiyaz Değil Haktır. Hakkımız Çiğnenirse Tarih Üçüncü Bir 9 Eylül Görmeğe Hazırlansın. Esaretten Bıktık Usandık. Türk Öldürülür Fakat Mağlup Edilemez. Yaşasın Volkan, Kahrolsun EOKA.’ şeklinde pankartlar taşırdık. Bir gün aynı şekilde Doktor’dan bize görev geldi. Baf Kapısı’nda bir fotoğrafçı dükkânına gitmemiz emredildi. Fotoğrafçı dükkânına girdik. Rumca konuşuyoruz; ancak bizi devamlı oralarda gördüklerinden bizden şüphelendiler. Hemen bölgeyi terk etmemiz emredildiğinden bisikletlerle bölgeden çıktık; ancak onlar da peşimize düştüler. Fotoğraf stüdyosunda bulunan bir papaz ve adamları Digomo yoluna kadar, şimdiki Ortaköy İlkokulu’na kadar bizi takip ettiler. Ben ve yanımdaki arkadaşım değişik istikametlere yöneldik. Arkadaşım ara sokaklara dalarken ben de o köşede bulunan bir İngiliz’in evine girdim. Derken diğer arkadaşların yardımlarıyla kurtulduk. Ertesi gün Rum gazetelerinde daha önceleri olduğu gibi yine bizimle ilgili yazılar vardı.”

Volkan teşkilatının yeni yeni ortaya çıkmaya başladığı dönemde EOKA üyeleri de hemen bütün ada sathında silahlanmakta ve kendilerine potansiyel tehlike olarak gördükleri Türkleri de yakın takibe almaktadırlar. Ancak henüz organize olamasalar da istihbarat ve takip faaliyetleri Kıbrıs Türkler için de geçerlidir.[20] Gülten (Tuncel) Tilki de bu kapsamda yaklaşık 8 ay boyunca mükemmel İngilizce ve Rumca bilmesi sayesinde İngiliz askeri özerk bölgesindeki Agrotur ve Dikelya İngiliz askeri üslerinde hayatını tehlikeye atarak casusluk yapar, istihbarat çalışmalarına katılır ve topladığı bilgileri Volkan karargâhına ulaştırır. EOKA kuşatması altındaki köylerden sağlıklı haber alınabilmesi, farklı karargâhlara haber iletilmesi, hasta ve yaşlılara ilaç ve gıda yardımı ulaştırılması gibi farklı görevler de hep bu genç kızlar vasıtasıyla yapılmaktadır. Bu arada bu tip faaliyetlerde görev alan Rum ve Türk kızlarının genellikle bisikletli olması yüzünden İngiliz idaresi ise 27 yaşın altındaki herkese bisiklete binme yasağı getirmek zorunda kalır.

Resim2

Bugün Güney Kıbrıs Rum Yönetimi topraklarında kalan ev 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından İngiltere’ye bırakılan Agrotur ve Dikelya özerk askeri üsler bölgesinde de zaman zaman casusluk görevleri yapan Gülten Tilki zaman zaman ölüm tehlikeleri de atlatır. Gülten (Tuncel) Tilki kendisine verilen pek çok tehlikeli görev dışında adanın Yunanistan’a ilhakını önlemek ve Kıbrıs Türklerinin sesini duyurmak amacıyla yapılan mitinglere de katılır ve bu mitinglerde bütün Kıbrıslı Türkleriyle birlikte “Ya Volkan Ya Ölüm. Ya Taksim Ya Ölüm.” diye sloganlar atar, ayrıca “En Büyük Desteğimiz Anavatan. Yaşasın Volkan, Kahrolsun EOKA.” şeklinde pankartlar taşır.

Öte yandan Yunanistan destekli ve tamamen profesyonel ve gerilla harbi konusunda uzman askeri personel tarafından yönetilen EOKA karşısında 1958 yılından itibaren Türkiye’nin devreye girmesi ve dönemin Adnan Menderes hükümetinin meşru onayı ve direktifleri sonrasında tamamen profesyonel ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subaylar idaresinde kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı’nın devreye girmesinin ardından Volkan teşkilatı da tarihteki yerini alacaktır. Gülten (Tuncel) Tilki de ailesinin bütün bireyleri gibi TMT için mücadele etmeye başlar ve kendisine verilen görevleri kahramanca yerine getirir.

Gülten (Tuncel) Tilki bu tehlikeli görevlerden birinde bir gün EOKA’nın toplanma merkezi olarak bilinen bir fotoğraf stüdyosunda istihbarat çalışması yaparken kendisinden şüphelenen bir papaz tarafından yakalanmaktan bir İngiliz’in evine sığınarak kıl payı kurtulur. Ertesi gün Rum gazetelerinde fotoğrafı yayımlanmıştır ve aranmaktadır. Adadaki İngiliz idaresinin esasen EOKA tedhiş örgütüne yönelik olarak uyguladıkları sıkıyönetim kapsamında üzerinde tek bir merminin bulunması bile idam sebebidir ve sokağa çıkma yasağının uygulandığı saatlerde sokağa çıkan, sıkıyönetim uygulamalarına muhalif girişimlerde bulunan herkes son derece ağır bir şekilde cezalandırılmaktadır. Kıbrıslı Türkler bir yandan Karaçete, Volkan, Dokuz Eylül gibi teşkilatlarla EOKA’ya karşı mücadele ederken 27–28 Ocak 1958 tarihinde Lefkoşa’da EOKA faaliyetlerine göz yuman İngiliz idaresine karşı da bir gösteri düzenlenir ve İngiliz idaresinin yanlı siyaseti protesto edilir. Tek gayeleri ‘Taksim’ lehinde gösteri düzenlemek olan Kıbrıs Türklerine karşı İngiliz askerlerinin tepkisi son derece sert olur;[21]

resim3

“Hiçbirinde silah yoktu. Türk bayraklarını almış, ‘Ya Taksim, Ya Ölüm’, ‘Taksim İsteriz.’ diye haykırıyorlardı. Hepsini bir ümit, bir heyecan sarmıştı. Volkan gibi taşmışlardı. Taksim olacak, Türk askeri Kıbrıs’a çıkacaktı… Enosis mitingi yapan Rum gençlerine yumuşak davranıp tahammül edebilen İngiliz sömürge güçleri çıldırmış gibiydi. Ellerindeki gaz bombalarını göstericilerin üzerine atıyorlardı. Yüreklerindeki inançtan başka silahları olmayan Türkler daha bir çelikleşti, dinçleşti. Ne yağan şiddetli yağmur, ne de sömürgecilerin gaz bombaları onları durduramazdı. Gözleri yaşarmıştı ama dağılmıyorlardı. İngiliz sömürgeciler daha da öfkelendiler… Kalkanlarını aldılar, zırhlı araçlarını çıkardılar. Makineli tüfeklerini kurdular… Zırhlı araçları ve landroverleri büyük bir hızla kalabalığın arasına daldı. Araçlardan biri Şerife Mehmet ninenin üzerine üzerine gitti. Birden kemik sesleri yankılandı. Bir dakika sonra da Mehmet Ahmet’i çiğnediler… İngiliz sömürgeciler makineli tüfeklerini çıkarıp kurdular. Onlar ateş ediyor, kalabalık yürüyordu. Ve yere yığıldı Halk Sineması’nın önünde terzi İbrahim Ali. Sırtladı arkadaşını dülger Sermet Kanatlı ile kunduracı Mustafa Ahmet. İngiliz sömürgeciler arkalarından ateşe devam ettiler. Arabaları kalbura dönmüştü. Vücutlarına giren mermiler ile bombaların çıkardığı gazı teneffüs ederken son nefeslerini ‘Taksim’ sözcüğünü haykırarak verdiler…” 

İngilizlerin ifadesiyle ‘ellerinde taşlar ve şişeler bulunan binlerce Türk genci’[22] Atatürk Meydanı’nı saatlerce kuşatırlar. İngiliz askerlerinin araçlarını ‘vahşi kurtlar gibi’[23] Kıbrıs Türklerinin arasına sürmeleri sonucu Lefkoşa’da Mora köyünden 50 yaşındaki Şerife Mehmet,[24] İbrahim Ali, Mustafa Ahmet,[25] Sermet Kanatlı, 1912 Zeytinlik (Alifodez) doğumlu 8 çocuk babası Mehmet Ahmet Bondigo hayatını kaybeder. Mağusa’da ise amelelik yapan 1930 Boltaş (Litrangomi) doğumlu Safer Muharrem ve yine Mağusa’da amelelik yapan 1912 Mağusa doğumlu Fuat Yusuf hayatlarını kaybeder.[26] Kalabalığın dağılmaya başladığı bir anda[27] göstericilerin üzerine askeri aracın sürülmesiyle tırmanan olayların yaşandığı o gün Lefkoşa’daki gösteriye katılanlar arasında Gülten (Tilki) Keser de vardır.[28]

Adanın dört bir tarafından gelmiş binlerce sivil Kıbrıslı Türk’ün katıldığı bu yürüyüş bir anda kana bulanır. Bu gösteride en başta yürüyenlerden birisi de Gülten (Tuncel) Tilki’dir. Ancak ne acıdır ki kalabalığın gösterinin sonunda sessiz bir şekilde dağılmaya başladığı bir anda İngiliz askerlerin göstericilerin üzerine Land Rover araçlarla saldırması sonrasında olaylar iyice tırmanır ve 7 Kıbrıslı Türk hayatını kaybeder. Hala bilinmeyen bir nedenle bölgede güvenliği sağlamakla görevli İngiliz binbaşı askerlere ‘Ateş.’ emri verir. Ardından askeri araçlarla kalabalığın içine dalarlar ve yüzlerce insan arabaların altında kalarak ezilir. Bu arada Tuncel Tilki de pek çok gibi yere düşmüştür. İngiliz askeri cipi parmaklarının üzerinden geçer ve bugün dahi parmaklarında o günün izlerini acıyla taşımasına neden olur. Gözlerinin önünde masum insanların İngilizlerce öldürüldüğünü görünce hemen doğrulur ve beline sardığı Türk bayrağını çıkararak sallamaya başlar. Diğer elinde ise gaz bidonu vardır ve arkadaşlarıyla Girne Kapısı yakınlarında bugün Tekke Bahçesi Şehitliği olarak bilinen noktadaki Ford Garajı denilen yeri ateşe verirler. Lefkoşa’da tam bir kargaşa ve panik havası söz konusudur. Şehir adeta kan gölüne dönmüştür ve öfkeli insanlar İngilizlere ait nöbetçi kulübeleri, araçlar, NAAFI[29] denilen askeri kantinler de dâhil olmak üzere İngilizlerin askeri merkezlerini tahrip ederler. Lefkoşa sokakları hakkını ararken katledilen masum insanların kanlarıyla sulanmıştır ve İngiliz askerlerine muazzam bir tepki vardır. Olaylı iki günden sonra İngilizler mitingde çektikleri fotoğrafları gazeteler aracılığıyla yayımlayıp onu da kara listeye alırlar ve hakkında ölüm emri verirler. 27 Ocak 1958 günü Lefkoşa’da olaylar devam ederken Gülten Tilki’nin akrabası olan ve Kıbrıs’ta Inspector Fox (Müfettiş Tilki) olarak bilinen polis müfettişi Mehmet Sait Tilki de ona “Kızım bu İngilizler seninle ilgili bazı planlar içindedir. Ortada fazla görünme.” deyince Tarihi Büyük Hamam’da iki gün saklanmak zorunda kalır. Geceleyin yalnız kalmasın diye de süt ninesi de onunla birlikte orada gecelemek zorunda kalır. Bundan sonraki 2 yıl ise onun için tam bir ıstırap haline dönüşür. Aynı gece acilen İngiliz sıkıyönetim mahkemesi resimlerden tespit ettiği 4 genç kızı gıyabında idama mahkum etmiş ve bunu resmi gazetede de yayımlamıştır. Bir yandan Kıbrıs Türkleri için mücadele ederken bir yandan da yakalanmamaya çalışır, ta ki 21 Nisan 1960 gününe kadar.

Ne okuluna devam edebilmiştir ne de huzurlu bir hayatı olmuştur. O günden kalan tek hatırası ise İngiliz askeri aracının parmaklarının üzerinden geçerken bıraktığı izlerdir. 21 Nisan 1960 günü evlenmek üzere Larnaka’dan gemiyle İskenderun’a gidecektir ve geminin kalkmasına az bir süre kalmıştır; ancak onun pasaportunu kontrol eden EOKA’cı polis ondan şüphelenmiştir. Pasaportu, kimliği ve bileti elinden alınır ve ardından ve “Burada bekle.” denilince tahta iskelede gergin bir bekleyiş başlar. Tuncel Tilki başlangıçta gayet rahattır; ancak onu tanıyan bir Türk gümrük görevlisi “Kızım seni tutuklayacaklar. Hemen geminin içinde bir yerlere saklan.” deyince pasaportsuz, kimliksiz ve biletsiz bir şekilde gemiye koşar ve geminin makine dairesinde bir gres yağı varilinde saatlerce hiç kıpırdamadan saklanır. Gümrük alanında müthiş bir hareketlilik başlar. Silahlı Rumlar, İngilizler ve gümrük görevlileri köşe bucak her yerde onu ararlar; ancak saatler geçmesine rağmen bulmaları mümkün olmaz. Gemi uzun zaman hareket edemez, gemideki yolcularla tartışmalar başlar. Pek çok yolcu gemiyi terk eder, iş bir anda ülkelerarası bir skandala dönüşmeye başlar. Rumlar da, İngilizler de tam anlamıyla alarma geçmişlerdir; ancak bütün aramalara rağmen bulunamayınca da gemi İskenderun’a doğru hareket eder. Neredeyse 10-12 saatlik bir arama faslından sonra gemi hareket edince gecenin karanlığında saklandığı makine dairesindeki varilden sessizce ve gizlice çıkar. Üşümüş, yorgun, aç ve heyecanlıdır. Kendisini gemiden birisinin jurnallediği düşüncesiyle diğer yolcuların bulunduğu güverteye değil, güvertedeki cankurtaran sandallarının birinin içine saklanmayı planlar. Uzun ve gergin bir bekleyişin ardından yine de yakalanma korkusu içindedir ve kamara yerine gizlice güvertedeki cankurtaran sandallarına tırmanıp İskenderun’a kadar 17 saat sürecek bir yolculukta aç susuz orada saklanır. Grasso (gres yağı) bidonunda saatlerce saklandığından çok pis durumdadır, karnı acıkmıştır, korkmuş ve üşümüş bir haldedir. Buna rağmen direnir, saklanır ve anavatan Türkiye topraklarına İskenderun’da ayak basar. Böylece o günden beri yaşamakta olduğu Türkiye’ye pasaportsuz ve kimliksiz olarak girmiş olur;[30]

 “…Sarayönü’nde büyük bir miting olacaktı. İngiliz askerleri Land Rover araçlarla miting alanındakilerin arasına daldılar. Arabalarıyla gelişigüzel bir ileri bir geri giderken 3-4 kişiyi gözlerimizin önünde ezip şehit ettiler. Bu arada ben de yere düştüm, İngilizler ellerime basıp geçtiler. Belimde Türk bayrağı sarılıydı, bir elimde de gaz bidonu vardı. Orada Büyük Hamam’a saklanıp daha sonra Girne Kapısı’nı hemen dönünce Rumların meşhur Ford Garajı’nı yaktık. İngilizler, bizim isimlerimizi bulamayınca miting sırasında çektikleri fotoğrafları gazeteler ve televizyon aracılığıyla yayımlayıp bizi de kara listeye aldılar ve hakkımızda ölüm emri verdiler. Hatta ben bundan (28 Ocak 1958 gösterilerinden) yaklaşık 2 yıl sonra evlenmek üzere Larnaka’dan gemiyle İskenderun’a gidiyordum.

rsim4Hiç unutmuyorum 21 Nisan 1960 günüydü. Geminin kalkmasına az bir süre kalmıştı ve benim pasaportumu kontrol eden polis ‘Burada bekleyin.’ diyerek gemiden indi ve kendi binasına girdi. Başlangıçta hiç şüphelenmemiştim; ancak beni tanıyan, soyadını şimdi hatırlayamadığım Larnaka gümrük bölgesinde çalışan rahmetli Mustafa Dayı ‘Kızım seni tutuklayacaklar. Hemen geminin içinde bir yerlere saklan.’ deyince pasaportumu ve kimliğimi bırakıp geminin içinde grasso (gres yağı) variline saklandım. Geminin çıkışına İngilizler müsaade etmezken Rumlar da benim peşime düşmüşlerdi. Geminin makine dairesinde saatlerce hiç kımıldamadan ve neredeyse hiç soluk almadan bekledim. Beni bulamayınca mecburen gemiye müsaade ettiler; ancak bu sefer de acaba beni gemidekilerden birisi mi jurnalledi düşüncesiyle akşam karanlığında varilden çıktığımda güverteye ve kamaralara değil, güvertede asılı cankurtaran filikalarından birinin içine saklandım. Gelip beni buluncaya kadar da geminin hareket etmesi gerektiğinden ben de canımı kurtardım. Neredeyse 1.5-2 günlük maceralı, heyecanlı ve zorlu bir yolculuktan sonra anavatan topraklarındaydım; ancak aç, yorgun, üşümüş ve makine yağlarıyla berbat bir durumdaydım. İskenderun’da Türk topraklarına ayak basıncaya kadar yerimden kıpırdamadım; ancak Türkiye’ye pasaportsuz ve kimliksiz, yani kaçak olarak gelebildim.”

resim5

Silahlı Rumların bütün aramalarına rağmen geminin makine dairesinde gresyağı varilinin içine saklanan ve neredeyse 13 saat boyunca oradan çıkmayan Gülten Tilki bütün aramalara rağmen bulunmayınca silahlı Rumlar da mecburen geminin limandan ayrılmasına müsaade ederler. Gecenin bir yarısında larnaka limanından ayrılan ve İskenderun’a doğru yola çıkan gemide Gülten Tilki de saklandığı gresyağı varilinden sessizce çıkar ve kendisini gemiden birilerinin jurnallediği düşüncesiyle herkesin bulunduğu salonlar yerine gizlice güverteye gelerek cankurtaran filikalarından birinin içine saklanır. Yaklaşık 17 saatlik bir yolculuk sonrasında İskenderun limanına geldiklerinde neredeyse 30 saattir aç susuz ve perişan haldeki Gülten Tilki de herkesle birlikte karaya ayak basar; ancak ne kimliği, ne bileti ve ne de pasaportu vardır ve bu durum “kırık Türkçesiyle de” birleşince uzun süre polis sorgusunda da kalmasına neden olacaktır. Uzun soruşturmalar sonucunda gerçek durum ortaya çıktığında artık serbesttir; ancak hakkında verilen idam cezası nedeniyle uzun süre Kıbrıs adasına dönemeyecektir. Bugün Türkiye’nin Kıbrıs’a en yakın noktası olan Anamur’da eşi Nazmi Bey’le mutlu bir hayat sürmekte olan bu güzel, cesur ve kahraman kadını Kıbrıs toprağını vatan yaptığı için ben çok seviyorum ve hürmetle ellerinden öpüyorum çünkü o benim biricik annem.

Sonuç

Kıbrıs Türk kadınları Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na kadar geçen süreçte “Erkekler cephede, kadınlar her yerde savaştı.” sözünü doğru çıkartırcasına kimi zaman Nene Hatun, kimi zaman Elif Bacı olmuş ve tıpkı Anadolu’daki Milli Mücadele’de olduğu üzere kendilerine verilen görevi en üst dereceden ve başarıyla yerine getirmişlerdir. Anadolu’da Milli Mücadele’ye destek veren Dr. Esat Bey’in karısı Faika Esat’tan başlayarak her cephede görev almışlardır. Bu kadınlar hiçbir zaman ün, nam, paye peşinde koşmamışlar, aldıkları talimatları ve emirleri eksiksiz yerine getirmenin gururu ve kıvancı içerisinde ve görevi yerine getirmenin hazzıyla köşelerine çekilmişler, tıpkı ettikleri yeminde olduğu üzere her şeyi kendileriyle birlikte mezara götürmeye hazırdırlar. Kimi zaman aşçı, kimi zaman terzi, kimi zaman silah taşıyan ve Kıbrıs’ta “Bereketçi” olarak adlandırılan insanlardan telsiz operatörüne, istihbarat sorumlusuna kadar kadınlar hayatın her alanında erkeğiyle omuz omuzadır. Bu kadınlardan birisi de Gülten Keser olmuştur ve kendilerine görev tevdi edildiğinde tereddütsüz kabul etmiş ve ölümü göze alarak verilen her görevi başarıyla tamamlamıştır. Bu insanların üstün gayretleriyledir ki bugün yaşadıkları toprak vatan olmuş ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını almıştır.

Kaynakça

  • Arşiv Kaynakları
  • ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) Arşivi
  • Government of Cyprus, Review of Events in Cyprus 1955–1957, Lefkoşa, 1958.

 

  • Basılı Kaynaklar

ALİCİK, Hasan, Kıbrıs Türk Ailesi, Lefkoşa, Işık Kitabevi Yayınları: 56, 2009

CRAWSHAW, Nancy, The Cyprus Revolt, George Allen and Unwin Press, London, 1978.

DRUŞOTİS, Makarios, Karanlık Yön EOKA, Galeri Kültür Yay., Lefkoşa, 2005

FOLEY, Charles, Guerilla Warfare and EOKA Struggle; General Grivas , Longman Yay., Londra, 1964

GRİVAS, Georgios, EOKA Mücadelesi Tarihi 1955-1959, Lefkoşa, 1972.

THUBRON, Colin, Journey Into Cyprus, Middlesex, 1986

  • Makaleler

GÖKDEL, M. Ali, “İngiliz Sömürge Zincirlerinin Kırıldığı Gün,Güvenlik Kuvvetleri Dergisi, Mart 1998, Sayı 34, Lefkoşa, s. 1.

HATZİVASSİLİOU, Evanthis, “Cold War Pressures, regional Strategies, and Relative Decline: British Military and Strategic Planning for Cyprus 1950-1960”, The Journal of Military History, Ekim 2009, Cilt 4, Sayı 73, s. 1150.

  • Süreli Yayınlar

Halkın Sesi

Ortam

Hürriyet

Güvenlik Kuvvetleri Dergisi

  • Sözlü Tarih Çalışmaları
  • Volkan üyesi Gülten Tilki ile 18 Mayıs 2003, 16 Nisan ve 15 Ağustos 2004 tarihinde Anamur’da kendi evinde yapılan görüşme.
  • TMT üyesi merhum Kemal Sahilboylu ile 15 Temmuz 2003 tarihinde Girne’de yapılan görüşme
  • TMT üyesi Aydın Samioğlu ile 29 Kasım 2004 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.
  • TMT üyesi Hüseyin Feridun Tilki ile 15 Kasım 2013 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.
  • Volkan kurucularından merhum Kemal Mişon ile 11 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.

F- Diğer Kaynaklar

Türk Cemaat Meclisi Sosyal İşler Dairesi, Şehitler Albümü, Lefkoşa, 19 Mayıs 1963

[1] Hasan Alicik, Kıbrıs Türk Ailesi, Lefkoşa, Işık Kitabevi Yayınları: 56, 2009, s. 178–231.

[2] Makarios Druşotis, Karanlık Yön EOKA, Galeri Kültür Yay., Lefkoşa, 2005, s.70-71.

[3] Adaya gizlice gelmesinden sonra 10 Ocak 1955 tarihinde Makarios’la bir görüşme yapan Grivas burada eylemlere başlamak için daha erken bir tarih isterken, Makarios ise 25 Mart tarihini uygun gördüğünü açıklar. Bunun üzerine Grivas ise harekete geçmelerinin ertelenmesinde bazı sıkıntılar bulunabileceğini belirtir ve bir an önce eyleme geçmek ister; “…1- Harekât ve faaliyetlerimizi o tarihe kadar gizli tutamamak tehlikesi ve muvaffakiyetin %90’ını teşkil eden sürpriz yapma imkânlarının tehlikeye düşmesi, bütün bu hükümet daireleri muhafaza altında olmadığına, hatta askeri kamplardaki emniyet tedbirleri pek ehemmiyetsiz olduğundan geceleyin buralara kolaylıkla yaklaşmak imkânlarını haiz olduğumuza göre hükümetin şimdiye kadar bize karşı emniyet tedbirleri almamış olması. 2- Pek lehimize olan bu kış mevsiminin yağmur, kar ve fırtınalı havalarından istifade etmeliyiz. Aynı zamanda bütün hareket ve faaliyetlerimizi saklayacak olan gecelerin uzunluğundan istifade etmeliyiz.”  İngiliz askerleri tarafından Trodos Dağları’nda yapılan Haziran 1956 tarihli “Lucky Alphonse/Şanslı Alfonso” isimli harekatta yakalanmaktan bir köpeğin havlaması sayesinde kurtulabilen Grivas’ın EOKA faaliyetleri başta olmak üzere Makarios ve Yunan yetkilileriyle yaptığı görüşmeler de dahil 250.000 kelimelik günlüğü de ele geçirilir. Grivas’ın kimliğini İngilizlere jurnalleyen ve satan ise bir EOKA mensubu olan Paschalis Papadopoulos olmuştur. Her ne kadar Grivas yakalanamasa da EOKA’nın stratejileri, uyguladığı taktikler, personel ve silah gücü, kasaba ve köylerdeki örgütlenmeleri, EOKA mensubu Rumlar, ayrıca yardım ve yataklık edenlerle EOKA’nın para kaynakları, suikast, kundaklama, sabotaj girişimleri ve bunlarla ilgili takip ettiği yol gibi örgütün yavaş yavaş da olsa tepe noktasına kadar her türlü bilgi artık İngiliz istihbaratının elindedir ve özellikle 1956-1959 sürecinde EOKA ve Grivas için çember gittikçe daralmaktadır. Bununla birlikte neredeyse bütün yazışmalarını özel kuryeler vasıtasıyla yapan ve bazen günde ortalama 20 direktif kaleme alan Grivas’ın bu kadar temkinli ve tedbirli davranması nedeniyle yakalanması hiç de kolay olmayacaktır. Örneğin 1957 yılında yakalann EOKA’nın alt birim liderlerinden birisi sadece kendisine bizzat Grivas tarafından kaleme alınmış EOKA mücadelesini anlatan 30-50 civarında mektup aldığını kaydetmektedir. Halkın Sesi, 28 Ağustos 1956.

[4] Kıbrıs’taki İngiliz idaresi tarafından basılan yıllık rapordan (Annual Report) istifade edilerek hazırlanmış 3 yıllık değerlendirme raporu. Government of Cyprus, Review of Events in Cyprus 1955–1957, Lefkoşa, 1958.

[5] Charles Foley, Guerilla Warfare and EOKA Struggle; General Grivas , Longman Yay., Londra, 1964, s. 109

[6] Evanthis Hatzivassiliou, “Cold War Pressures, regional Strategies, and Relative Decline: British Military and Strategic Planning for Cyprus 1950-1960”, The Journal of Military History, Ekim 2009, Cilt 4, Sayı 73, s. 1150.

[7] Yunan döneminin efsanevi halk kahramanı. Digenis kod adını  “Nom de Guerre”  Şövalye ve asillerin harp için aldıkları takma isim” olarak alan Grivas eylemlerine başlar. Colin Thubron, Journey Into Cyprus, Middlesex, 1986, s.24-25.

[8] Halkın Sesi, 2 Nisan 1955.

[9] Hüseyin Feridun Tilki ile 15 Kasım 2013 tarihinde Girne’de yapılan görüşme.

[10] Kemal Mişon ise böyle bir şeyin söz konusu olmadığını belirterek ‘Hep bunlar yalan. İsmi Volkan. O kadar. İnanma sen. Burada ne kadar yalan duyarsan inanma. Ben, yani ne Denktaş bilir, ne hiç biri bilmez.’ diyerek bu konuda her şeyi kendisinin bildiğini ileri sürer. Kemal Mişon ile 11 Temmuz 2003 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.

[11] Georgios Grivas, EOKA Mücadelesi Tarihi 1955-1959, Lefkoşa, 1972, Ek. s.10-14.

[12] Kendisinden önce doğan erkek kardeşinin ölmesi ve dönemin zor şartları içerisinde babasının yeni bir nüfus kağıdı çıkarma konusunda zorluk yaşamasının ardından o kimlik kendisine verildiğinden her ne kadar resmi kimliğinde ismi “Tuncel” olarak geçse de onu herkes “Gülten” ismiyle tanıyıp bilmektedir. Bu çalışmada her iki isime de yer verilmiştir.

[13] CIA Archive, Nationalist Violence on Cyprus File, Current Intelligence Weekly Review, Copy No.133, SC No. 02037/55, 14 Nisan 1955 tarihli rapor.

[14] CIA Archive, Nationalist Violence on Cyprus File, Current Intelligence Weekly Review, Copy No.133, SC No. 02037/55, 14 Nisan 1955 tarihli rapor.

[15] CIA Archive, Nationalist Violence on Cyprus File, Current Intelligence Weekly Review, Copy No.17, OCI No. 5253/57, 17 Ekim 1957 tarihli rapor.

[16] Lawrence Durrel, a. g. e., s. 205.

[17] Aydın Samioğlu ile 29 Kasım 2004 tarihinde Lefkoşa’da yapılan görüşme.

[18] Volkan mensubu Gülten Keser ile 15 Ağustos 2004 tarihinde Anamur’da yapılan görüşme.

[19] Gülten Tilki ile 18 Mayıs 2003 tarihinde Anamur’daki evinde yapılan görüşme.

[20] Bu olay sonrasında olup bitenleri Dr. Fazıl Küçük’e anlatmak üzere muhtar, şirket sahibi birkaç ileri gelenle beraber yola çıkılır ve Dr. Küçük’e ‘Biz bunun ceremesini çekmeye hazırız ama demeyesiniz lider olarak bize haber vermediniz. İşte geldik ve size anlattık. Eğer silah varsa bize veriniz. Zor durumdayız.’ denilerek durum anlatılır. Ancak Mehmet Ali Tremeşeli’nin ifadesine göre Dr. Fazıl Küçük kendilerini dinler, devamlı olarak sigara içer ve sonra ‘Benim size söyleyecek tek şeyim gidin o silahları aldığınız yere atın da başınızı beladan kurtarın.’ olur. Yine Mehmet Ali Tremeşeli’nin ifadesine göre Dr. Küçük’e ‘Biz liderimiz olarak sana durumu bildirdik ama bu emrini kabul etmemize imkân yok. Bizim başımız zaten belada ve biz başımıza geleceğe razıyız.’ cevabı verilir. O silahlar geri verilmez ve daha sonraki faaliyetlerde ‘çok işe yarar.’ Mehmet Ali Tremeşeli’den aktaran Ortam, 24 Nisan 1992.

[21] M. Ali Gökdel, “İngiliz Sömürge Zincirlerinin Kırıldığı Gün,Güvenlik Kuvvetleri Dergisi, Mart 1998, Sayı 34, Lefkoşa, s. 1.

[22] Nancy Crawshaw, The Cyprus Revolt, George Allen and Unwin Press, London, 1978, s. 276.

[23] Halkın Sesi, 28 Ocak 1958.

[24] Kıbrıs’a Anadolu’dan ilk silah naklini gerçekleştirenlerden birisi olan, ayrıca İngilizlerin oluşturduğu Komandolar polis gücünde de çalışan Kemal Sahilboylu da Moralıdır ve Şerife Mehmet’i de yakinen tanımaktadır. Kemal Sahilboylu ile 15 Temmuz 2003 tarihinde Girne’de yapılan görüşme

[25] Mustafa Ahmet,  1940 Lefkoşa doğumludur ve kunduracıdır. Türk Cemaat Meclisi Sosyal İşler Dairesi, Şehitler Albümü, (Söz konusu albüm Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneği yayını olarak 2 cilt halinde Kasım 2001 ve Ekim 2002 tarihlerinde yeniden yayımlanmıştır.), Lefkoşa, 19 Mayıs 1963

[26] Hürriyet, 29 Ocak 1958.

[27] Nancy Crawshaw, a. g. e., s. 276.

[28] Bu araştırmanın yazarının annesi olan Gülten Tilki bugün bile kollarında ellerinin üzerinden geçen İngiliz askeri araçlarının izlerini taşımaktadır. Öte yandan aradan neredeyse 50 yıl geçtikten sonra, bugün Kıbrıs Rum kesiminde yaşamayı tercih eden bazı sözde aydınlar tarafından bu olaylarda hayatını kaybeden Kıbrıs Türklerinin TMT tarafından katledildikleri yönünde akıl ve havsala sınırlarını ciddi ölçüde zorlayan ithamlarda bulunulmaktadır. Gülten Tilki ile 16 Nisan 2004 tarihinde Anamur’da kendi evinde yapılan görüşme.

[29] “Navy, Army, Air Field Institution” kelimelerinin baş harflerinden oluşan bu tesis adada görev yapan İngiliz askerleri için bir çeşit orduevi olmanın yanında askeri kantin olarak da hizmet vermektedir.

[30] Gülten Tilki ile 16 Nisan 2004 tarihinde Anamur’da kendi evinde yapılan görüşme.