Başbakan Binali Yıldırım ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in Londra ziyaretlerindeki vurgu işbirliği temelliydi. Peki bu nasıl bir işbirliği olacak? Esasen Trump görüşmesine kilitlenen medyamızda, bu meselenin üzerinde fazla durulmadı.

Öncelikle kamuoyuna söylenen vurguyu bir temizleyelim. Ayrıca buna bizim ekonomi yönetimi inandıysa da, saflıklarına yansınlar. Londra Borsası ile Türkiye arasında, ülkemiz lehine bir sermaye akışı beklentisi mümkün değil.

Şimdi gelelim gerçek meseleye… Ama önce bir beyanatı paylaşmakta yarar var. Açıklamayı yapan Londra merkezli Bluebay Varlık Yönetimi’nin Gelişen Piyasalar Kıdemli Stratejisti Timothy Ash. Ash, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ilişkinin son 10 yılda hiç olmadığı kadar yakın olduğunu söyledi. Çok romantik, ama gerçekçi değil.

Elbette buna gerekçe olacak Brexit’ten AB’ye kadar uzanan çizgide birçok gerekçesiz gerekçeyi de saydı. Ama meseleyi gerçekten anlamak için İngiltere’nin bizden çok önce körfez sermayesine göz dikerek katılım bankacılığı konusunda çalışma yaptığını bilmek gerekiyor.

Dünyada parasal genişlemenin sonlanması ve ardından FED’in önce genişlemeyi sıfırlayıp, sonra faizi arttırma sürecine girdiği konjonktürden beri İngilizler bu konuya özel kafa yoruyor.

 

Muhtemeldir ki Türkiye ile İngiliz kurnazlığı içerisinde ilişkili gözükerek körfez sermayesi noktasında daha etkin olabileceklerinin hesabını yapıyor olabilirler.

Öte yandan Türkiye’nin bu alanda ne kadar söz sahibi olduğu başlı başına bir tartışma konusu. Özellikle Merkez Bankası’nın son açıkladığı net hata noksan raporunda, son dört yıl içinde yüzde 80’lik bir azalma olduğunu dikkate alırsanız fikriniz olur.

Körfez sermayesinin inşaat sektörü üzerinden çekilmek istenmesi, gelen oranları bir kenara koysanız bile ciddi tartışmalı bir konu. Tüm bunlardan şu anlam çıkmasın. Türkiye bu sermayeyi çekme konusunda çok başarılı ve İngilizler de bundan faydalanmak istiyor. Hayır…

İngilizler, hatta esasen küresel sermaye yapısı zaten bu parayı hortumlamanın ana caddesini kurmuşlar, yan sokakları da açarak ihtimal güçlendirme peşindeler. Risk azaltıyorlar, ihtimalleri çoğaltıyorlar. Peki bu para çekilebilirse Türkiye’ye ya da İngiltere’ye mi kalacak?

İşte bu konuda da ciddi şüphelerim var. ABD Nevada’da oluşturulan yeni yapıyı bu noktada dikkatle incelemek gerekiyor. Londra ve New York da dâhil, dünya bankacılık sisteminin aşama aşama taşındığı Nevada, muhtemelen bu paraların fiili anlamda buluştuğu yer olacak.

Geçen sene duyduğumuz haberleri hatırlayalım. Bazı Türk işadamlarının Nevada’ya paralarını yönlendirdiği haberlerini hatırladınız mı? Durun sadece bizdekiler değil. 28 AB ülkesinin en zenginlerinden İsviçreli yatırım şirketlerine kadar herkesin trilyonlarca doları buraya yönlendirdiğine ilişkin satırları da mı anımsamadınız?

Peki ya Rothschild Ailesi’nin Reno’da açtığı ofisi de mi ıskaladınız? Nevada paranın yeni adresi ve yeni vergi cenneti olarak ortaya çıkıyor. Ayrıca uzak noktada paranın toplanması da, savaş oyunlarının kokusunu ortalığa salıyor.

Meseleyi buradan okumazsanız, ancak kendinizi darı ambarında zannedersiniz. Geçtiğimiz günlerde sohbet etme fırsatı bulduğum bir stratejist dostum da Bitcoin konusundaki fikirlerini sormamın ardından Nevada’ya dikkat çekti. Türkiye’nin bu konuda mutlaka ders çalışması gerekiyor.

Bu arada ABD’nin 33. eyaleti olan Nevada’nın en büyük şehri hangisi? Las Vegas… Ne yalan söyleyeyim; yılların kumar ekonomisinin aktörlerine de ancak bu yakışırdı.

İşin latifesi bir kenara çöl iklimine sahip bir coğrafyada para neden buluşuyor? Bu soruyu kendinize sormuyorsanız, gerçekten ekonomi de, dış siyaset de konuşmuyorsunuz demektir.