Merkez Bankası yılın son enflasyon raporunu açıkladı. Buna göre yılsonu enflasyon hedefi yüzde 8,7’den yüzde 9,8’e revize edildi. Çok küçük bir artış gibi gözükse de, sapmanın yüzde 12 civarında olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

Ayrıca bu bir ortalama değer. Yine raporda, bu oran aralığının tavan noktasının yüzde 10,3 olabileceğine de vurgu yapılıyor. Yine bu hedeflemelerin iyimserlik içerisinde yapıldığını da unutmamak gerekir.

Peki, her şey bir yana, öngörüyü yüzde 9,8’lik orana yükseltmek ne anlama geliyor? Öncelikle faizlerde siyasetçilerin beklentisinin aksine düşme olmayacağının göstergesi. Zira keşke düşse temennimi belirttikten sonra, ısrarla tersi söylense de doğrusunu hatırlatacağım.

Faizler yükseldiği için enflasyon olmaz. Enflasyon yükseldiği için faizler artar. Çünkü enflasyon bir faiz maliyetidir. Bu konudaki kavganın ve ısrarın kesilmeyeceğini düşünürsek, maliyet hesaplamalarında bunun yaratacağı gerilimi de dikkate almak şart.

Enflasyonda beklentinin yükseltilmesi aynı zamanda dövizde, bilhassa dolarda da beklendiği gibi bir gevşeme olmayacağının ifadesidir. Biliyoruz ki artan enflasyonun içerisinde dolar maliyetinin rolü, azımsanacak ölçüde değil. Kısa vadede 200 milyar dolar bulamayacağımız gibi, ödemeler nedeniyle dolar talebi de olacağından bu trend devam edecektir.

Ayrıca FED ya da Avrupa Merkez Bankası kararları gibi yan faktörlerle artacak dolar maliyetinin, enflasyonun üzerinde ikinci bir maliyet baskısı yapacağını da hatırlatmak gerekir.

Enflasyon raporunun anlattığı bir diğer konu ise, zam furyasının devam edeceği gerçeği. Vatandaş ısrarla zam yapanın kasap ya da pompacı olduğunu zannetse de, iktidar cebimizden para çekme arzusunu arttırarak sürdürecek. Üstelik bunları da gelir kaygısı gözetmeksizin, yüksek ihtimalle yine dolaylı vergiler üzerinden gerçekleştirecek.

Bir diğer başlık ise piyasalardaki daralma ve tüketicinin gerek nakdi, gerekse kredi düzeyinde alım gücü kalmayacağından, artan üretici maliyetlerin piyasadaki fiyatların üzerine yansıtılmasında zorluk yaşanacağı.

Bu da reel sektörün, yani üretici kesimin sermaye erimesini hızlandıracak bir sorun olarak önümüze gelecektir. Bu süreçte üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki makasın açıldığını görebiliriz. Elbette işten çıkarmaların da buna ilave olacağını unutmadan.

2018 yılında, bir sonraki yıl seçim olacağını ve elde avuçta ne varsa, hesapsızca ortaya döküleceğini düşünürseniz, buradan da ekstra bir enflasyon baskısı gelme ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Kısaca şu hedef sapması, yarının bugünden daha zor olacağını ve borçları azaltmamız gerektiğini net bir biçimde anlatıyor. 2018 ve 2019’a ait düşme eğilimli beklenti ise tam bir hayal ürünü. Ama o da bize bir şey anlatıyor: Merkez, halen Beştepe’den korkuyor.