Ülkemizde tartışmasız ihtiyacımız olan üretimdir. Hemen dipnot koyayım: Satılabilir üretim bundan daha önemlidir. Yani imal ettiğinizi satamıyorsanız, sattığınızdan para kazanamıyorsanız o da kayda değer bir faaliyet olmaktan çıkar. Çünkü sürdürülemez.

Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra tekrar konuya dönersem, organize sanayi bölgeleri (OSB) bu anlamda ölçek ekonomisi yaratmak, üreteni teşvik etmek bakımından çok kritik bir role sahiptir. Nitekim bununla ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyenlere işadamı Mehmet Kaban tarafından kaleme alınan bir kitabı öneririm: “Türkiye’nin Kurtuluş Reçetesi OSB’ler”…

Özetle AVM yapmak yerine, bu alana yatırım yaparsak ekonomik kalkınma adına neler elde edebileceğimizi net bir biçimde anlatıyor. Fakat OSB sistemi gerçekten doğru çalışıyor mu? Esasen bu soruyu da tartışmaya açmak gerekiyor.

Geçtiğimiz hafta sonu Beylikdüzü’ndeki İstanbul Beylikdüzü Organize Sanayi Bölgesi’ni bu gözle dolaştım. Üç alt kooperatiften oluşan bu OSB, her haliyle nerelerde hata yaptığımızı haykırıyor.

Daracık sokaklar, dip dibe fabrikalar, sokakta bekletilen kimyasallar, bu nedenle oluşan güvenlik zafiyetleri bir tarafta, arabesk imar fotoğrafı öte tarafta… Öncelikle hatırlatalım, son derece ciddi teşvikler verilen bu alanlarda hedef ne? İhracat temelli üretimin gerçekleştirilmesine katkı sağlamak. OSB’lerle sunulan avantajın en önemli gerekçesi kim ne derse desin bu.

Peki, o zaman fabrikalara sunulması gereken avantajların göbeğinde iş merkezlerinin anlamı ne? 6 emsal, 16 – 20 katlı binaların inşaatları devam ediyor. Bu ofislerde neyin üretimi yapılacak? İçinde özel okullara kiraya verilmiş yerler bulunuyor. Dikkatinizi çekerim mesleki eğitim kurumlarından bahsetmiyorum. Bildiğiniz anlı şanlı, özel okullara kiraya verilen yerler var.

Restoranların, cafelerin, bankaların yanına fabrikaya da izin vermişler görüntüsünün anlamını çözemedim. Kritik soru şu: Bu alandaki böylesi işletmeler de OSB’lere sunulan olanaklardan yararlanıyor mu? Şüpheniz bile olmasın. O zaman sormak lazım: Hangi gerekçeyle?

Kooperatifçiliğe inanan bir gazeteciyim. Ama acaba burada kooperatifçilik ne kadar ortak menfaatlerin hayat bulması için oluşturulmuş bir yapı? Örneğin OSB’lerin doğal başkanı olan İstanbul Valisi bunları da inceledi mi? Hepsini geçtim; İstanbul Valisi aylık katıldığı rutin toplantılarda, benim kısıtlı bir sürede gördüklerimi görmüyor, bunları sormuyor mu?

Bence zaten valilerin mülki amir olarak atanmasında bir sıkıntı var. Şehirlerinin rutin ve günlük işleri içerisinde bu yükü valiye yüklemek haksızlık. OSB’nin bulunduğu noktadaki en büyük mülki amire, yani kaymakama yetki vererek bu düzenlemeyi hayata geçirmek, gördüğüm birçok sorunu kısa sürede aşmaya yarayabilir. Çünkü kaymakamın görev alanı orası…

Şu yanlış anlamaya mahal vermek istemem. Türkiye’deki tüm OSB’ler iyi de, sadece Beylikdüzü’ndekinde mi sıkıntı yaşanıyor? Hayır; ülkedeki OSB’lerde bir tarafta devlet çok büyük olanaklar sunarken, öte tarafta çoğu zaman OSB yönetimleri işi emlakçılığa (!) dökmüş vaziyette. Ünlem koyuyorum; çünkü gerçek emlakçıların buralara girmesi de pek mümkün değil.

Tıpkı rezidans sisteminde olduğu gibi, teknokentlerde oduğu gibi, iktidarlar müteşebbisi desteklemeye çalışırken, fahiş metrekare fiyatları ve karşılanamaz isteklerle buraların yönetimi üreteni dövüyor.

Bu konuya mutlaka el atılması şart. OSB nasıl olmalı diyorsanız; saatlerce anlatmayacağım. Ankara Malıköy’de bir örneği var. Anadolu Organize Sanayi Bölgesi… Hatta bir de isim önereyim: Bu OSB’nin de başkanlığını yürüten, aynı zamanda Organize Sanayi Bölgeleri Derneği eski Başkanı olan Hüseyin Kutsi Tuncay.

Kendisini zamanında TV programımda konuk etmiş ve bu modeli de Türkiye ile paylaşmıştım. Özel bir organize sanayinin, üstelik devlet kaynağı, hatta kredi kullanmadan, borçlanmadan, üniversiteyi işin içine sokarak, kendi enerjisini üreterek, Ankara’daki Çelik Kafes’in fiyatına bu işin doğru nasıl kurgulanacağını merak edenlere anlatsın.

Ben doğrusunu bildikten sonra, yanlışı daha çok gözüme batıyor. OSB’leri rant kapısı olmaktan çıkarmak, doğru düzgün yönetilmesini sağlamak, bir kaç kişinin çiftliği olmaktan kurtarmak zorundayız.

Aksi takdirde kaşıkla verilen, kepçeyle gidiyor; sanayici buraya geldiğine pişman ediliyor; üretirken yorduğumuz için ihracat pazarlarında da mecali kalmıyor. Kırılan kırılsın, darılan darılsın. OSB’ler memleket meselesidir. Çok net söylüyorum: OSB’leri emlakçılardan (!) kurtarın.