FIRAT KALKANI KALKAN OLDU MU?

  Harekâtın politik ve askeri değerlendirmesine geçmeden önce şehitlerimize rahmet, gazilerimize şifalar diliyorum. Askerlerimiz son derece olumuz politik ve demografik koşullarda başarılı bir harekât icra ettiler.  

   Ne oldu?

 29 Mart 2017 tarihinde yapılan MGK Toplantısı sonrasında kamuoyu ile paylaşılan bir açıklamayla alt değerlendirmelerine girmeden Fırat Kalkanı Harekâtı’nın sonuçlandığı duyuruldu. Böylesine önemli bir harekâtın bitişi böyle mi duyurulmalıydı?

  24 Ağustos 2016’da Harekât başlarken güçlü bir söylemle ilân etmiştik. İsmi bile hepimizi gururlandıran harekâtın haklı gerekçeleri politik ve askeri hedeflerle açıklanmıştı. Ne denmişti: “Operasyonun amacı Türkiye tarafından tehlike olarak görülen terör unsurlarını temizlemek, sınır hattının ve bölgedeki halkın güvenliği sağlamak ve kontrol altına almak ve göç sorununu yok etmek için IŞİD, YPG ve Suriye Silahlı Kuvvetleri güçlerinden sivillerin güvenliği dolayısıyla tamamen temizlenmesi hedeflenen Güvenli Bölge oluşturmak.” Harekâtın diğer önemli hedefinin ise “PYD’nin bölgedeki sözde kantonları birleştirerek otonom bir yapı kurma hedefini bitirmek” olduğu ifade edilmişti.

  Askeri hedefler arasında bulunan yerleşim yerleri politikacılar tarafından bile bir bir zikredilmeye başlanmıştı. Alışılmamış bir yöntemdi bu ve son derece riskli bir süreci başlatıyordu. Kontrol altına alınması gereken bölge 5 bin km²’lik alan olarak matematiksel ifadeyle açıklanıyorsa o bölge içindeki ara ve nihai hedefler de söylenebilir diye mi düşündüler bilemiyorum ama uygun değildi. Neden mi? Eğer siz bir askerî harekât yapıyor ve hedeflerinizi ele geçirilecek bölgeler/yerleşim yerleri olarak kamuoyuna ilan ediyorsanız oraları ele geçirmeniz/kontrol etmeniz gerek. Binlerce yıllık Türk Askeri Tarihi’nde ne zaman somut hedef söylendiyse o hedef büyük oranda ele geçirilmiştir. Başarılamayacaksa da nedenlerini dönüp milletinize izah etmeniz gerekir.

  Bu durumlara düşmemek için askeri hedefin detayları (ara hedefler/nihai hedefler, vb.) kamuoyuyla paylaşılmaz. Bunlar bilmesi gereken prensibine göre ifade edilir. Koşulların değişmesi olasılıklarına bağlı olarak ihtimalat planları hazırlanır. Kamuoyuna açıklanacak askeri hedef genel hatlarıyla ve muğlak ifadelerle sınırlandırılır. Bunları politikacıların açıklaması uygun olmaz. Nihai hedef olarak El Bab ve Menbiç yerleşim yerlerini söylerseniz gidip almanız ya da kontrol etmeniz gerekir. Ya da neden başaramadığını açıklamanız gerekir. Buradaki sıkıntı politik söylemlerden kaynaklanmıştır. Askeri birliklerimizle ilgisi yoktur.

    Fırat’a ve Türkiye’ye Kalkan Olmak:

   Şimdi gelelim resmin okumasına: 24 Ağustos 2016’da başlayan harekâtın Komutanı Özel Kuvvetler Komutanıydı. Bu durum da çok alışılmış bir uygulama değildi. Bilinen konseptimizde Özel Kuvvetler özel işler yapardı. TSK için diğer bir alışılmadık uygulama ise eğitilen ve donatılan ÖSO’nun zırhlı birliklerin önünde öncü piyade olarak görevlendirilmesiydi. Ne kadar iyi niyetli olursa olsun bu uygulama harekât boyunca sağladığı faydanın yanında bir handikap olarak da görüldü.

  Harekât başlangıçta son derece süratli gelişme gösterdi. Arazi ve sınıra yakın olmanın avantajıyla ilk hedeflere kolayca el atıldı. Cerablus sonrasında hız kesse de bu durum anlaşılabilirdi. Harekât alanı terör unsurlarınca kirletilmiş ve tuzaklanmıştı. Belirsizlik fazlaydı. Dikkatli ve tedbirli ilerlemek gerekiyordu. Bir yandan da dışarıdaki politik alan tepkileri ölçülüyordu. El Rai (Çobanbey) ve Dabık’ın ele geçirilmesi sonucu tüm gözler daha önce hedef olarak açıklanan El Bab’a çevrilmişti. Ancak El Bab IŞİD terör örgütünün karargâh ve mühimmat deposu olarak kullandığı ileri kalelerinden biriydi. Özellikle eski hastanenin de yer aldığı Akil Tepe’yi tahkim etmişlerdi. Meskûn mahal muharebeleri yapısı itibarıyla zaten zordur. Tehditin cinsi, nereden çıkacağı öngörülemez, buna bir de yerleşim yerindeki sivilleri gözetmeyi ve hatta diğer yandan onlara da potansiyel terör unsuru olabilecekleri için fazladan dikkat sarf etmeyi eklerseniz zorluğun düzeyini biraz algılayabilirsiniz. Burada önemli kayıplar verdik. Lojistik sıkıntılar yaşandığı yönünde -içimize gömdüğümüz- bilgiler kamuoyuna yansıdı. Sonrasında kuvvetlerimizin takviye edilmesi, ÖSO’nun görevinin sınırlandırılması ve TSK’nın alışık olduğu kuvvet yapısına ve teşkiline geçilmesi ve bilinen harekât uygulama konseptine dönülmesiyle El Bab’da kontrol sağlanabildi. Şehitlerimize bir kez daha rahmet diliyorum.

  Sırada daha önce ‘açıklanan hedef’ Menbiç vardı. Siz hedefinizi çok önceden açıklarsanız, o bölgede niyetleri olan başkaları da devreye girer ve hazırlık yaparlar. Tam da öyle oldu. Menbiç’te bir anda PYD, ABD, Rus, Suriye bayrakları görülmeye başlandı. Her biri başka bir bölgede boy gösterip buraya sakın gelme dediler.

 Aylardır anlatıyoruz. Gücünüz milli güç unsurlarınız kadardır. Hedeflerinizi de planlarınızı da, söylemlerinizi de ona göre ayarlamalısınız.

   Tarafların Durumu Nedir? Biz Neredeyiz?

  Bir de koşullar açısından harekât alanına bakalım. Bölgede durum gerçekten karışmıştı. Sahnede oyuncu sayısı artmıştı. Aslında bunlar başlangıçta da görülebilirdi. Şimdi taraflara ve son dönem hamlelerine bakalım:

  *  ABD Suriye nüfuz alanında kalabilmek ve masaya daha güçlü oturmak için net hareketlere başladı. Hatırlarsınız Pentagon kaynaklı bu net hareketlerin geleceğini Trump’ın göreve gelme sürecinde birçok kez dile getirmiştik. ABD’nin Suriye topraklarında kalabilmesi için kullanacağı ana unsur PYD/YPG’dir. Bunu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adıyla maskelemektedir. Bu projede Katar, Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı Arap devletleri finans kaynakları olarak kullanılacaktır. Başlangıçta Türkiye’den de askeri ve politik fayda sağlanması düşünülmüştü. Şimdi bu durum muğlak ve pazarlığa açıktır. ABD son dönemde bölgedeki su kaynaklarına el atmakta ve askeri üslerinin sayısını artırmaktadır. Bölgeyi Kürt gruplara devretme niyeti açık olarak ifade bulmaktadır. Tabka Barajına yapılan helikopterli hava indirme harekâtında ana kuvvet olarak Kürt unsurlarını kullanması durumu açıklıkla ortaya koymuştur. Kuvvet teşkilindeki bu yöndeki tercih; yapılması öngörülen Rakka Harekâtının kuvvet yapısının da bir işaretidir. 

    * Rusya Federasyonu (RF) Suriye’de kalıcıdır. Tartus Deniz Üssü’nü takviye etmiş, askeri kazanım hanesine kara ve hava unsurlarının da yer aldığı Lazkiye Üssü’nü eklemiştir. Suriye RF için askeri ve diplomatik alanda profesyonel olarak çalışılan bir nüfuz alanıdır.

 * Suriye çökme noktasından sıyrılmış, askerî harekâtını önemli ölçüde savunmadan taarruza dönüştürebilmiştir. Harekât bölgesinde sektör sektör kontrolü sağlamaktadır. Son dönemde Fırat Kalkanı harekât alanının güneyinden ilerleyerek Deyrizor’a el atması çok önemli bir hamledir. Ülkenin büyük bölümünde kontrolü sağlamak niyetinde olduğunu göstermiştir. Bunu gerçekleştirinceye kadar PYD/YPG unsurlarına karşı göreceli hoşgörülü bir tutum izlemektedir.

 *  İran Irak’ta var olan etkisini Suriye’de de muhafaza etmek için savaşın başından bu yana Suriye’ye askeri ve politik destek vermektedir. Suriye- Lübnan uzanımında Hizbullah ve diğer bazı Şii unsurları vasıtasıyla sağladığı etki alanı hakimiyetini korumak istemektedir. Suriye harekât bölgesinde dikkate alınması gereken girdiler yapabilmektedir.

  * Yukarıda belirtilen tarafların birleştikleri ortak nokta ise Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekâtı’nı sona erdirmesi ve Suriye’den çıkmasıdır.

     Türkiye Açısından Durumu Okumak

   Türkiye cephesinden bakarsak durum oldukça karmaşıklaşmıştır. 2011’den itibaren yapılan yanlışların giderilmesi için ne kadar çaba harcasak da faturaları çıkmaya başlamıştır. Fırat Kalkanı Harekâtı durumu biraz düzeltmiştir. Boşaltılacak alan kontrollü olarak Suriye’ye devredilmelidir. Harekâtın başlangıç maksatları ve hedefleri ulaşıldığı kadarıyla muhafaza edilmeye çalışılmalıdır.  Terör unsurlarına karşı güvenlik Suriye ile birlikte sağlanmalıdır. Bundan sonra konuya asla ve asla iç politika gözlüğüyle bakılmamalıdır. Devlet aklına dayanmak zorundayız. Bizim için tüm jeopolitik arenada ana tehdit unsurları ve bölgeler belirlenmelidir. Yeniden sağlıklı analizler yapılmalıdır. Sürece milli nitelikli düşünce kuruluşları da katkı sağlamak zorundadır. Dış kaynaklı kuruluşların değerlendirmelerini tercüme ederek analiz yaptığını sanmak doğru değildir.

    –  Rakka dipsiz bir macera olabilir. Tekrar ifade etmemiz gerek Rakka harekâtında yer almak ABD’nin PYD/YPG ve diğer Kürt yapılarına bakış açısını değiştirmeyecektir. Onlara 1991’den bu yana yatırım yapmaktadır. Pentagon net hareketler yapar. Yaptığı yatırıma sahip çıkar. Kendimizi kandırmayalım.

   –  Suriye’deki muhalif grupların birbiri ile anlaşması bile mucizedir. En uygun yollardan biri sistem içinde siyasallaşmaları olacaktır. Bir ya da birkaç parti kurabilirler.

    –   Sonraki dönemde Suriye’de bizim için en önemli alan Afrin olmalıdır. Afrin’de istemediğimiz bir yapı doğrudan Milli Güvenliğimize kastedebilir. Hatay, İskenderun, Mersin, Kıbrıs riske girer. Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgede dönülmez kayıplar yaşayabiliriz. Afrin’de kontrolün sağlanması için Suriye ve RF ile net ve sonuç getirici bir süreç başlatmalıyız. Dışişleri Bakanlığı’na çok iş düşüyor. İnisiyatif almalı, TSK ile koordineli ve etkili çalışmalı.  

  İhtiyaç duyulursa farklı bir isimle yeni bir harekât yapılabileceğinden bahsediliyor. Politik belirsizlikler, birliklerin yıpranması, lojistik stokların kritikliği, Almanya ile gerilen ilişkilerin özellikle tanklarımızın idamesine etkisi vb. düşünüldüğünde Suriye ve Irak’ta sonuç getirmeyecek askerî harekâtlardan uzak durulması gerekmektedir. Maliyet-etkinlik ve fayda-zarar analizleri yapabiliriz değil mi? Üstelik Ege adalarıyla ilgili sessiz kayıplarımız, Süleyman Şah Türbesi’nin durumu ortadayken.

  Sadece Devletin bekası ve ulusal çıkarlarımızın peşindeyiz. Tarihin her şeyi not ettiğini unutmayalım. Hesapsız davranışlardan kaçınalım.

 

  Saygılarımla.

 

  Rafet ASLANTAŞ

  ANKA Enstitüsü Başkanı