Eğer askerseniz, askerliğin esaslarına göre yaşarsınız. Kıyafetiniz, görünüşünüz, tıraşınız askeri nizama göre olur. Aksi hal cezai işleme tabi tutulmanıza sebep olur. Eğer polisseniz, aynı şekilde polisliğin esaslarına göre yaşarsınız. Eğer savaş sporları mensubu iseniz. Yaptığınız savaş ya da savunma sporunun esaslarına göre yaşarsınız. Kıyafetiniz ve davranışlarınız o sanatın-sporun esaslarına aykırı ise oradan uzaklaştırılırsınız. Bu manada askerlik, polislik gibi resmi görevler dışında, kültürel, sosyal ve geleneksel töreleri yaşatırken de aynı durum söz konusudur. Yaşatılmaya talip olunan gelenek ya da mensup olunan gelenek, kişilerce o geleneğin esaslarına uygun bir şekilde yaşatılır. Bir geleneği temsil etmek böyle olur. Bu durumun dışındaki haller ve uygulamalar, o geleneği yaşatmak değildir. Tam aksine geleneğin yozlaştırılmasına sebebiyet vermektir…

Üniversitede öğretim görevlisi eğitmen bir arkadaşımız ile sohbet ediyorum… Yetiştirdiği öğrenciler arasında zeybek kıyafetli fakat zeybeklik geleneğinin görüntüsüne yani geleneğin esaslarına uygun olmayan kişileri görünce (kirli sakallı, küpeli, renkli gözlüklü, top sakallı, yaka bağır açık) sordum; “Sen bu gibi konulara izin vermezdin” dedim. “Ne yapayım Efe? Müdahale ettiğimde bir daha ekibe gelmiyorlar!” Dedi. Kendince haklı. Neden? Çünkü ekmek davasında… Ekip olmazsa, işi riske girer ve evine, eşine, evlatlarına ekmek götüremeyecek duruma düşebilir…

Fakat şimdi, ekibin faaliyetleri devam etsin diye geleneğin yozlaştırılmasına göz mü yumacağız?

Öte yandan kültür derneği adı altında faaliyet gösteren çeşitli yörelerdeki ve hatta yurt dışındaki dernekler ile folklor ekiplerinde de durum ne yazık ki pek farklı değildir. Günümüzde hemen hemen her sektörde yaşanan “vurdumduymazlık, aman canım bana necilik ve keyfiyetçilik” zeybeklik geleneğini yaşattığını iddia edenlerde de görülmektedir. Bugün bir itiraz mekanizması yok. Bu yanlış uygulamaların düzeltilmesi için müracaat edilebilecek bir şikâyet makamı da yok. Ancak kitaplar, gazete-internet sitesi köşe yazıları ve sosyal medya paylaşımları ile eğriliğe karşı doğruluğu ifade etmeye çalışıyoruz.

Okuyanlar belki hatalarının farkına varırlar ve kendilerini düzeltirler diye umut ediyoruz. Peki, ama ya yazdıklarımızı okumayanlar, okuyamayanlar? Onları da düşünmek gerek. Bu sebeple, bu konuda asli vazife, eğitmenlere ve dernek başkanlarına düşmektedir. Onların geleneğe bağlılık ve uygulama biçimleri, ekiplerindeki gençleri hataya ya da doruluğa sevk edebilir.

Bunun farkında olanlar ve geleneğin esaslarına bağlı hareket edenler, geleneğin gerçek temsilcileri; bunun farkında olmayanlar ve geleneğin esaslarına bağlı hareket etmeyenler, geleneğin yozlaştırılmasına sebep olanlardır. Yanlış uygulamalar içerisinde olanlara tavsiyem; tarihi zeybek fotoğraflarını tekrar tekrar inceleyin ve sonra kendinize sorun; “Benim görünüşüm, kıyafetlerim, nizamım, bu geleneği temsil etmeye uygun mu, ben bu geleneğin esaslarına bağlı mıyım yoksa yozlaştıranlardan mıyım?”

Ve hiç kimsenin Türk milletinin asırlar boyunca yiğitlik ocağı olmuş bir geleneği, kendi kişisel zevkleri ve uygulamaları ile değiştirmeye, şekillendirmeye, aslından uzaklaştırmaya ve yozlaştırmaya hakkı yoktur! Bu durum, Türk milli geleneğine ihanet olur. Kişisel zevk ve uygulamalar ile geleneğin esaslarını değiştirenler, dilerim nasıl büyük bir kabahat içerisinde olduklarını çok geç olmadan fark ederler…