Milli Mücadele’nin isimsiz kahramanlarından Dokuzun Mehmet Efe, diğer birçok isimsiz kahraman Kuvayı Milliye Efeleri gibi unutulmuş Milli Kahramanlardan birisidir…

Dokuzun Mehmet Efe, Nazilli bölgesinde kardeşleri Hasan Hüseyin Efe ve İbrahim Efe ile birlikte Demirci Mehmet Efe kuvvetlerine katılmış ve Demirci Efe’nin emrinde mücadele sonuna kadar işgalciler ile savaşmıştır. Demirci Efe’nin verdiği akıncı komutanlığı vazifesini kardeşleri ve kızanları ile birlikte yerine getirmiş olan Dokuzun Mehmet Efe, zeybekler arasında yaşanan bazı çekişmelerin düzeltilmesinde de etkili olmuş bir efedir.

Dokuzgil

Bizler, bu fedakâr yiğitlerin Milli Mücadele günlerindeki hizmetleri hatırına hepsini saygı ile yâd ediyor ve onları hatırlatmak, unutturmamak istiyoruz. Milli Mücadele öncesi zeybeklik yaşamları ve Milli Mücadele sonrası sivil yaşamları bizleri ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren kısım, yurdumuzun işgal edilmesi üzerine cepheye koşup, milletimizi korumak için gösterdikleri kahramanlık ve her türlü yokluk ile düşmanlık arasında yaptıkları fedakârlık…

Kendi sözleri ile Kuvayı Milliye Efesi Dokuzun Mehmet Efe’nin yaşadıklarını inceleyelim…

‘’-Efe senin Konya taraflarına bir vazife ile gittiğini söylediler, öyle bir vazife verildi mi?

-Verildi. Fakat garip olan tarafı şu ki ben de bu vazifenin mahiyetini, gidiş sebebini hala anlamış değilim. Yalnız bir gün Refet Paşa seni çağırıyor dediler, pat ettim selam verdim. Sen Konya’ya Saray Ününe gideceksin dedi. Sebebini sordum. Orada bazı asayiş mülahazaları var diyerek sudan bir cevap verdi. Emir, emirdik dedik, gittik. Sonra Refet Paşa Ankara’ya döndü, bizi de Nazilli’ye iade ettiler.

-Hangi Efelerle beraber gittiniz?

-Sökeli Ali Efe vardı yanımızda.

-Bolu taraflarında Anzavur hadiseleri arasında da ismin geçiyor Efe?

-Evet, bizi Refet Paşa bu sefer de Eskişehir’e çağırdı. Orada yeni bir vazife aldık. Mudurnu hareketlerine memur edildik. Bu havalide başımda iki yüz, üç yüz kadar zeybek vardı. Bizim bu yüzden olan zeybekler arasında Karacasu’lu Zurnacı Ali Efe ile Poslu Mestan’dan çok istifade ettim. Düzce isyanını bastırmak için giden efeler arasında Danişmentli İsmail Efe’de vardı.

-Zeybeklerin orada talan yaptığından bahsederler?

-Bu benim kızanlarıma sürülmüş bir kara değildir. Ahirete gideceğim, yalan söylersem dilim yansın. Yağmayı Mestan’ın kızanları yaptılar. Bunlara Refet Paşa bile müdahale etmek zorunda kaldı. Hatta bir gün Paşa ile çamın altında kahve içiyorduk. Efe, bir üzüntüm var, derken çantadan bir urgan çıkarıp yanı başına koydu. Bana çağır Poslu Mestan’ı dedi. Çağırdık. Suçun sahibi olmaz. Poslu yağmacılığı inkâr etti. Bey bunun üzerine, eğer bir daha böyle fenalık işitirsem şu yağlı kendirleri süs diye boğazına geçirir ibreti âlem için sokaklarda dolaştırırım, dedi.

-Bu korkutma tesirini gösterdi mi?

-Gösterdi. Kıratlı, gümüş başlıklı, terkili, uşaklı Bolu Bey’leri, Refet Paşa’ya gelip teşekkür etti.

Köroğlu’nun vatanında çamlı, ardıçlı, köknarlı dağlarda coşkun pınarlar başında yazılan zeybek destanlarını anlattıktan sonra… Bir gün dedi;

-Düşman çeteler ortalığı al kana boyadılar, kuş olup uçamadık. Masumların, mazlumların imdadına yetişemedik. Son dakika da şerefini müdafaa eden bir Türk’ü alçaklar parçalayıp, başını kör bıçakla kesmişler. Cesedini azgın köpeklere atmışlardı. Bu manzara ürpertti bizi. Kahpe nalına layık olduğu cezayı verdik…

-Çerkez Ethem’le de mi karşılaştınız siz?

-Karşılaştık. Ethem Düzce’de milli hükümete temayül gösteren bir asilzadeyi ipe çekmek üzere idi. Kardaşları bunu kurtarmak için ağırlığınca altın, diye yanıp dönüyorlardı. Bir şey yapmağa muvaffak olamadık. Böyle bir hengâmede Ankara’ya çağırıldık.

-Ankara’da zeybeklere alaka gösterildi mi?

-Hayatımın en heyecanlı ve mesut geçen günleri Ankara’da geçirdiklerimdir. O zaman İnönü, bugünkü rütbesinde değildi. Bizi misafir etti. Atatürk’le beraber görmeye geldi. Ben hemen zeybeklerimi bir sıraya soktum, ‘selam dur!’ dedim. Paşalar zeybeklerimin sırtını okşadılar. Bir kaç gün sonra Ankara’da gezip, tozmamızı istediler. Ben Paşam, bize emir ver de gidelim, cephemiz açık kalmasın, dedim. İsmet Paşa ısrar etti, var ol, sağ ol Paşam, gönlümüz daima sizinle beraber olacak, dedim. Bu sırada Ankara bir şeye benzemiyordu. Toz, toprak içindeydi. Ecnebi gazeteciler bizimle konuştular, resmimizi çektiler.

-Mareşal Fevzi Çakmak ile de karşılaştığını söylediler.

-Onunla Afyon civarında karşılaştım. Çok babaca muamele etti zeybeklere. İnşallah dedi asıl konuşmayı Aydın’da yapacağız. Ellerini öptük ve ayrıldık.

-Afyon düşerken nerede idin?

-Büyük taarruzdan bir hafta, on gün sonra Kumandan İbrahim Bey’e Bayındır’da yetiştim. Tepeköy’de düşman mukabil bir harekete girişmişti. Camiye doldurduğu halkı belki de ateşlemek üzere idi. Onları kurtardık. Halk yollara dökülmüştü. Atlarımızın nalını öpenler vardı. Saat on sularında Kemer sırtlarından güzel İzmir’e indik.’’ [1]

Dokuzun Mehmet Efe 2

Yurdumuzu işgal edip, milletimize eziyet eden düşmanı Aydın bölgesinde durdurarak geri püskürten, iç isyanları TBMM adına bastıran, Kuvayı Milliye milis kuvvetleri olarak işgalcileri oyalayan ve nihayetinde de denize döken kuvvetlerin en önemli unsurlarından birisi olan zeybeklerin, Atatürk tarafından misafir edilmeleri çok önemlidir. Aydın 57. Tümen Komutanı Miralay Mehmet Şefik Aker ve Albay Demirci Mehmet Efe emrindeki zeybeklerin, iç isyanları bastırdıktan sonra Ankara’da misafir edilmeleri, Atatürk ile İsmet İnönü tarafından ziyaret edilmeleri ve fotoğraflarının çekilmesi milli tarihimiz için de çok önemli bir olaydır. Ve bu fotoğrafların henüz gün yüzüne çıkarılmamış olması da aynı derecede üzüntü vericidir…

Milli Mücadele günlerinde milletimizi korumak için iç-dış tüm tehditlere karşı kahramanca savaşmış isimsiz kahramanlarımızı saygı ile yâd ediyor ve onların imkânsızlıklar içerisinde yüksek bir milli ruh hali ile gösterdikleri üstün başarıların hepimize örnek olmasını diliyorum…

[1] 6/8/1946- Efelerden Haber-Kemal Özkaynak