Haziran 2004’de Sea Island/ABD’deki G-8 Zirvesi’nde ortaya atılan “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi” ya da bilinen adıyla Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), George W. Bush Yönetimi ve neo-conların Ortadoğu’ya yumuşak yöntemler ve yeni aktörlerle ve demokrasiyi destekleme görüntüsü altında hakim olma stratejilerinin parlak sözlerle ifadesinden başka bir şey değildi. Bölgede Afganistan ve Irak işgallerinin daha da arttırdığı ABD aleyhtarlığını dizginlemek, giderek güçlenen radikalizmi kontrol altına almak, ABD-İsrail karşıtı rejimleri çökertmek hedefleniyordu.

Proje çerçevesinde; Ortadoğu’da demokratikleşme, insan hakları, ekonomik zenginliğin paylaşımı, gelir adaleti gibi alanlardaki uygulamaların son derece kötü olduğu ve iyileştirilmesi gerektiği belirtiliyor, bu amaçla kredi programları, kadınların toplumsal statüsünün düzeltilmesi, sivil toplumun güçlendirilmesi, gençlere eğitim ve iş imkanı sağlanması, muhalefete söz hakkı tanınması, meşru zeminde siyaset yapmalarına imkan verilmesi gibi demokratik reformlar yapılması öneriliyordu. Kısacası ABD’nin uzun yıllar boyunca uyguladığı, kendisine yakın otoriter rejimleri istikrar uğruna destekleme politikasında değişikliğe gittiğinin işaretleri ortaya çıkmıştı. Mısır ve S.Arabistan gibi ABD’ye yakın ülkelerin tepkisini çeken BOP, bir süre sonra gündemden düştü ise de 2011’de başlayan Arap Baharı, BOP’un yarattığı bu zeminde gelişti.

Arap Baharı, ortaya çıktığı tüm ülkelerde hemen hemen aynı senaryoyla başladı, önce “kendiliğinden” ortaya çıkan yönetim karşıtı protesto ve gösteriler yaygınlaştı, Batı/ABD halkın meşru taleplerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek bu hareketlere güçlü şekilde destek verdi, Ordu ve güvenlik güçlerinin yönetim/liderin arkasından çekilmesiyle de yönetim değişiklikleri gerçekleşti. Burada kritik faktör, Ordu ve güvenlik güçlerinin tutumu oldu, Tunus’da Ordu’nun liderin arkasında durmaması, yönetim değişikliğinin daha hızlı olmasını sağlarken, Mısır ve Libya’da bu süreç uzadı, Suriye’de ise Ordu’nun desteğiyle rejim sert bir direnç gösterdi ve 4 yılı aşkın bir süredir de bu direnci sürdürüyor.

Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme sürecinin iki farklı aşamasını teşkil eden ve 2000’li yılların başından  beri devam eden BOP ve Arap Baharı’nın bugün itibariyle ortaya çıkan sonuçlarına bakıldığında; “haydut devlet”, “terör destekçisi devlet” sıfatlarıyla anılan ülkelerden Irak ve Libya’nın zor kullanılarak saf dışı edildiği, İran’ın Batı ile uzlaşmasının şimdilik İran dosyasının kapatılmasını sağladığı, Suriye’nin rejimi çökertilemese de derin bir istikrarsızlığa itildiği görülüyor. Bölgenin radikalizmi besleyen diğer aktörlerine ve Filistin sorunu gibi ana meselelerine ise ABD’nin çıkarları nedeniyle dokunulmadı. “Arap deniziyle çevrili bir ada” olan İsrail’e güçlü Arap ülkelerinden gelebilecek tehditler ortadan kalktı, etnik ve mezhep temelli çatışmalarla bölünüp zayıflamış istikrarsız Arap ülkeleri ve Arap olmayan yeni müttefikleriyle İsrail için bölgede farklı bir dönem başladı.