Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almasına tepki olarak bir dizi yaptırımı gündeme getiren ABD, bu yönde adım atmadı henüz. Belli ki, yaptırımları Türkiye’nin tepesinde “Demokles’in Kılıcı” gibi sallandıracak. Yaptırım kararı alınca da sert, geniş kapsamlı değil, yumuşak, dar kapsamlı yaptırımları devreye sokacak. Türkiye’ye başka araçlarla baskı yapacak. Ekonomik açıdan yüklenecek. Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Kıbrıs’ta, Suriye’de, Irak’ta sıkıştırmaya çalışacak. NATO’nun Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) temsilcilerini toplantılara davet etmesi, ABD’nin GKRY’ye 30 yıldır uyguladığı silah ambargosunu kaldırması, bu yöndeki ilk adımlar. ABD’nin ardından Avrupa Birliği de, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji sondajlarını gerekçe gösterip GKRY’nin egemenliğini ihlal ettiğini öne sürerek, yaptırım yapabileceğini açıkladı. Onun yaptırımları da sert olmayacak. Çünkü Türkiye’yle iktisadi, siyasi bağları var. Suriyeli sığınmacılar konusunda Türkiye’ye mecbur. AB’nin olası yaptırımları da şöyle: Havacılık Anlaşması’nı askıya almak; AB yardımlarını kısmak; Avrupa Yatırım Bankası üzerinden verilen kredilerde kesintiye gitmek.

Bir Musibet Bin Nasihatten Evladır

Türkiye’ye çok yönlü baskı yapan ABD, dünyadaki savunma harcamalarının tek başına yüzde 40’a yakınını yapıyor. Savunmaya 750 milyar dolar (kendisini takip eden 8 ülkenin toplamı kadar) ayırıyor. Emperyalist bir güç olarak, ürettiği gelişmiş silahları hem saldırı ve işgallerde kullanıyor hem satıp para kazanıyor. Zaten silah satışından elde ettiği gelirde de açık ara birinci.

Peki, Türkiye ne yapmalı? Yerli ve milli savunma sanayisinde ileri teknolojiye sahip olana dek ortak üretimi, teknoloji transferini öncelemeli. İthalat yaparken tedarikçilerini çeşitlendirmeli. Savunma harcamalarına en çok kaynak ayıran 15 ülkeden biri olarak sanayisini, teknolojisini, eğitimini, akademisini aklın ve bilimin ışığında yapılandırmalı. Savunma sanayisinde eşgüdüm, örgütlülük, hızlı karar alma ve uygulamanın önemini kavramalı. Çok başlılığı, eşgüdüm eksikliğini, dağınıklığı, karmaşıklığı ortadan kaldırmalı. Dev şirketlerin ve keskin bir rekabetin öne çıktığı bu alanda, kamunun, özel sektörün, yabancı ortaklı özel şirketlerin ve yabancı şirketlerin ürünlerini kullanırken ve kıyaslarken, teknolojiyi önemsemeli. Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ders çıkardığı gibi, son dönem yaşadıklarından ders çıkarmalı.

Atatürk’ün, eğitim, ekonomi ve savunmanın özellikle milli olmasını istediğini unutmayalım. Bedelli askerliğin kalıcılaşmasının yaratacağı sorunların, savunma sanayisinde atılacak adımlarla giderilemeyeceğini bilelim. Ordunun halk ordusu kimliğine, ordu millet özdeşliğine gölge düşürmeyelim. Mustafa Kemal Paşa’nın şu sözlerini hiç akıldan çıkarmayalım: “Eski ordumuz Mütareke’den sonra silahsızlandırılarak dağıtılmıştır. Bu ordu sultanın ordusu idi; onun iradesini yerine getirir, yalnızca onu tanırdı. Yeni orduyu tamamen yeni prensipler ve temeller üzerine kurduk. Bu ordu, eski ordunun, halkın davasına, vatan savunmasına sadık kalmış kısımlarından ve emekçi köylü kitleleri arasından toplanan kişilerden oluşturulmuştur. Biz yeni orduyu kurarken, yalnızca bir tek amaç güttük. O da, bu ordunun sultan ordusu değil, halk ordusu olmasıdır; ayrı ayrı şahısların değil, bütün halkın çıkarlarını savunmasıdır.”

Kaynak:

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1507271/ABD_yaptirimlari_ve_bedelli_askerlik.html