Yaklaşık on beş yıldır Aydın Bölgesinde zeybeklik geleneği hakkında yerel tarih araştırmaları yaparak, bölgeyi karış karış dolaştıktan sonra fark ettim ki; bölge tarihi hakkında bugün doğru bilinen, yazılan ve anlatılan pek çok tarihi hadise doğru değildir… Özellikle Milli Mücadele günlerinde vatanın işgalden kurtarılması ve milletin zulümden korunması adına milli mukavemet göstermiş zeybekler hakkında anlatılan birçok bilgi gerçeği yansıtmamaktadır. Ayrıca bu konulara dair yazılmış çeşitli kitaplar, hatıratlar ve resmi kaynaklar dahi birbirini tutmamaktadır.

Bilinç Düzeyi Yükselmesi

Yörenin en önemli geleneklerinden olan zeybeklik geleneği hakkında yaptığım yerel araştırmalar, belgesel çalışmaları, dostlarım ve arkadaşlarım ile birlikte birbirinden farklı alanlarda organize ettiğim fotoğraf buluşmaları ve konferanslar gibi etkinlikler ile tüm bu faaliyetlerden sonra oluşan bilgi birikimi ve tecrübe ışığında yazdığım yedi kitap var. Hali hazırda altısı basılmış durumdadır.

Son kitabım olan Albay Demirci Mehmet Efe isimli tarih, araştırma ve inceleme kitabımı bitirdikten sonra bir anda farkına vardım ki; o kitabı yazıp, bitirene kadar bazı konularda aslında hiç bir şey bilmiyormuşum. O an bilinç düzeyim yükselmeye başladı… Bildiğimi sandığım pek çok tarihi hadisenin aslında doğru anlatılmadığını, eğri ile doğrunun nasıl birbirine özellikle karıştırıldığını ve dolayısı ile de bizlere bazı hadiselerin nasıl yanlış öğretildiğini anladım. Ve şimdi bunları bölge gençlerine yol gösterebilmek amacıyla bir durum tespiti için yazıyorum.

Yazılı Tarihimizin Çoğu Çarpıtmadır

Tüm dünya tarihçileri arasında saygın bir ismi olan ve tarihçilerin kutbu olarak tanıtılan rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık diyor ki; 

''Türk tarihçilerine bir öneride bulunmak gerekirse diyebilirim ki; daima belgelere sadık kalın. Eğer hakikati ortaya çıkarırsanız bu daima bizim lehimizedir. Çünkü bugüne değin tarihimiz hakkında yazılanların çoğu ya yalandır, ya çarpıtmadır.''

(Kaynak: http://www.biyografi.info/kisi/halil-inalcik)

Halil hocanın bu sözünün manasını, Albay Demirci Mehmet Efe ismini verdiğim son kitabımı tamamladığımda çok daha net bir şekilde anladım. Örneğin Milli Mücadele günlerinde yaşanmış bir hadise hakkında araştırma yapıyorum ve resmi kaynaklar, o hadiseye dair yazılmış eserler ile dönemin tanıklarının hatıratlarını inceliyorum. Ortaya çıkan sonuç ise tam bir kaos! Çünkü hiç birisi birbirini tutmuyor. Ve bu durum ancak hakikaten derinlemesine bir araştırma yapıldığında fark edilebiliyor.

Şimdi bu tespitleri göz önünde bulundurarak düşünelim… Bugün hakkında çok detaylı bilgi sahibi olmadığımız ya da hakkında çok detaylı bir araştırma yapmadığımız tarihi bir şahsiyet hakkında söz söylerken, savunurken ya da tam tersi şekilde yerden yere vururken çok dikkat etmeliyiz. Zira arşiv af etmez! Bugün kulaktan dolma bir takım bilgilerle, siyasi görüşünü kendimize yakın gördüğümüz insanların anlatımlarından etkilenerek ve tam manası ile konu hakkında bir araştırma yapma gereği görmeyerek, bize anlatılanların etkisi altında kalarak söz söyler isek; yarın hakikatler ile karşılaşınca mahcup bir duruma düşeriz. Ve o güne kadar yazdıklarımızdan, anlattıklarımızdan, söylediklerimizden ve bizimle o konu hakkında tartışma yaşamış insanların sözlerinden utanç duyarız. Çünkü hakikat ile karşı karşıyayız!

Bu Konuda Ne Yapmalıyız

Bu manada kendi bölgemde, bu gibi konularda araştırma yapan, ders ya da tez hazırlayan, ders veren ve çeşitli faaliyetler içerisinde yer alan gençlere tavsiyem; size bilgiyi aktaran her kim olur ise olsun, kaynağından emin olmadığınız, resmi olarak kaynaklandıramadığınız, konuya dair farklı kaynakları araştırıp, okuyup, sorgulayıp, bir kanaate varmadan hiç bir tarihi hadise hakkında ne savunma yapın ve ne de karşı kanaatler de bulunun. Çünkü öğrencilik dönemi farklı bir süreçtir. Adı üzerinde zaten, öğrenme dönemidir. Ve öğrenme döneminde olanların hakikatleri tam manası ile anlayabilmeleri için erdemli, ahlaklı ve milli şuur ile hareket eden öğrenmişlerin sözlerini dinlemeleri gerekir. Aksi halde bugün çok iyi bilmedikleri konular hakkında söyledikleri sözler, yarın karşılarına bir utanç olarak çıkabilir. İşte o zaman derhal geriye dönük tüm çalışmalarını, sözlerini, hatıralarını ve hatta sosyal medya hesaplarını yeniden gözden geçirme, temizleme, belki de tamamen silme mecburiyetinde kalabilir.

Bu gibi durumlar ile karşılaşmamak için Rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık hocamızın sözlerini bir an olsun aklımızdan çıkarmadan, tarihi her hangi bir konu hakkında yazarken ya da söz söylerken, konuya resmi kaynakları ile birlikte hâkim olduğumuzdan emin olmamız gerek…

Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlere ışık tutan sözlerini asla unutmamalı, manasını anlamaya çalışmalı, hakikaten anladıktan sonra da o istikamette yol almalıyız.

''Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da İslâv araştırma cemiyetlerinin kurduğu Dil Kurumlarıdır, bizim içimizdeki insanların millî tarihlerini yazıp millî şuurlarını uyandırdığı zaman biz Balkanlarda Trakya hudutlarına çekildik.'' (Enver Behnan Şapolyo, 1951 Olağanüstü Türk Dili Kurultayı, S. 54)

''Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk-1931 (Hasan Cemil Çambel, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 272)

İnsan tarihin mânasını ancak olgun bir yaşa eriştikten sonra anlıyor. Ve tarih ancak bu yaştan sonra yazılabilir. Çok arzu ederdim ki bir kaç arkadaşla beraber hayatımızdan geri kalan zamanı tarih yazmakla geçirelim! (Yusuf Ziya Özer, Ulus Gaz. 10.XI. 1939)