Başkan Donald Trump çok zengin ve başarılı bir iş adamıydı. Ekonomik fırsatları iyi değerlendirmiş ve zirveye çıkmıştı. Hayatı boyunca parasal değerler için uğraş vermişti. Engelleri teker teker aşmış ve ABD çapında bir üne kavuşmuştu. Ama başkası için hiçbir zaman kılını kıpırdatmamıştı! Toplumsal bir mesele için kavga vermemişti. Uğruna her şeyini feda edebileceği bir davası yoktu. Siyasetin doğasını bilmiyordu. ABD’yi bir şirket gibi yönetebileceğini sanıyordu! Bir gün dünyadaki en güçlü ofisin patron koltuğuna oturdu. ABD Başkanı oldu. Ama bu sorumluluğu üstlenebilecek asgari niteliklere sahip değildi! Aslında derin devletin (establishment), Amerikan halkının refah ve mutluluğunu çaldığının farkındaydı. Bu gerçekleri seçim kampanyası boyunca samimiyetle dile getirmişti.

Trump Bunları Biliyordu!

Suriye’de cihatçı örgütler ve silahlı muhalefet kendiliğinden ortaya çıkmadı. Obama yönetiminin bir planıydı. Suudi Arabistan ve Katar finansmanını üstlendi! Trump’a göre, Saddam ve Kaddafi yerlerinde kalmalıydı. Irak, terörizm ve entrikanın Harvard’ıydı! 26 Ocak 2016’da İngiltere Başbakan’ı Theresa May ile birlikte yaptığı ortak açıklama bu konuda samimi olduğunu gösteriyordu: “Kendimize göre bir dünya kurma devri bitti! (To remake the World in our own image is over!)” Bu ise, “artık başka ülkelerin rejimlerini değiştirmeyeceğiz!” anlamına geliyordu. Ankara’yı ziyaret eden Dışişleri Bakanı Rex Tillerson 30 Mart 2017’de, “Esat’ın geleceğine Suriye halkının karar vereceğini” söyledi. Astana süreci kanı durdurmak için dünyaya ümit vermişti. Kandan beslenen ve bu süreci tehdit olarak gören derin devlet devreye girdi. 4 Nisan 2017’de Han Şeyhun şehrinde kullanılan kimyasal silah, aslında bir “sessiz darbe” idi. Trump esir alındı! ABD BM Büyükelçisi Nikki Haley, sarin gazından Suriye’nin yanı sıra Rusya’yı da sorumlu tuttu. İran hedef alındı. Rusya ile kontrollü kriz dönemine girildi. 7 Nisan 2017’deki Tomahawk saldırıları ile Trump’ın Başkanlığına fiilen son verildi.

Bunları da Biliyordu!

Irak’ın yılda 50 milyar dolar tutarındaki petrol geliri ülkeye soluk aldırıyordu. Bu alanda devlet tekeli vardı. Batı şirketleri petrole el koydular. Bugün bu şirketler Iraklıları değil, yabancıları istihdam ediyor… Irak’ın gelirleri düştü. Fakirlik ve hatta açlık Irak’ın gerçeği oldu. Afganistan’a 2001’de müdahale edildi. Bugün meşru hükümet, sadece Kabil’in çevresini denetim altında tutabiliyor. Afganistan mineral yatakları açısından çok zengin. Sadece Helmand bölgesinde 100 milyar dolar tutarında değerli madenler var. Trajikomik olan ise Taliban’ın yasakladığı haşhaş ekiminin işgal sonrasında zirveye çıkması. Afganistan dünyanın uyuşturucu merkezi oldu. Aslında, Libya, Somali ve ABD’nin girdiği her yer aynı kaderi yaşıyor…

Denetimi Kaybetti

ABD istihbaratı zaten anayasal denetim dışında çalışıyordu. Trump, ABD Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünü de tamamıyla kaybetti. Kendine en yakın bürokratları ve hatta danışmanlarını bile seçebilme imkânı kalmadı. İsrail’e yönelik sıcak mesajları da Trump’ı kurtaramadı. Derin devlet, yakın çevresini de ele geçirerek onu koltuğuna hapsetti. Ya Rusya ile örtülü ilişkiler tezgâhı ile görevden alınacak ya da öldürülecekti. ABD halkı için kahramanca çarpışacak bir ruh zenginliğine sahip değildi. Sıradan bir insan olduğundan bu sinsi güçlerin karşısına çıkacağını bile bilmiyordu. Mücadele gücü olan örgütlü bir siyasi hareket arkasında değildi. Beyaz bayrak sallayarak teslim oldu. Seçim kampanyasında ne söylediyse, şimdi tam tersini yapıyor. Hâlâ Trump’ın dümende olduğunu düşünenler ve laf anlatmaya çalışanlar varsa, “Atı alanın Üsküdar’ı çoktan geçtiğini!” söylemek zorundayız. Şu andan itibaren Trump sadece derin devletin sözcüsüdür. Türkiye’nin önünde ülkenin kaderini etkileyecek Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Eğer bir davası olmayan, bu dava için göğüs göğüse, kıran kırana bir siyasi mücadele vermeyen, kenarda vitrin süsü gibi duran bir kişiyi bu makama çıkarırsak, Amerikan tanklarını karşısında görünce panik içinde geri kaçar. Türkiye, Türk tipi bir Trump’a katlanamaz!