Dış İlişkiler Konseyi’nin (Council on Foreign Relations-CFR) ABD’nin dış politikasını saptadığına inanılır. İki ayda bir yayımlanan Dış İlişkiler (Foreign Affairs) dergisi ile CFR görüşlerini kamuoyu ile paylaşır. Derginin “Temmuz-Ağustos 2017” nüshası ABD’nin temel politikaları hakkında sağlıklı bir tahminde bulunmak için bazı ipuçları veriyor. “ABD Dış politikasını Yeniden Başlatmak (Rebooting American Foreign Policy)” adlı makaleden bazı kesitler sunuyorum. Ara başlıklar bana aittir.

Türkiye Dost mu Düşman mı?

Türkiye ABD’nin müttefikidir ama asla güvenilir bir ortak olarak kabul edilemez! Erdoğan’ın giderek artan baskıcı rejiminde Türk dış politikasının temel hedefi, IŞİD ile savaşı baltalama pahasına Kürt milliyetçiliğini ezmektir. Washington, haklı olarak Suriye’de IŞİD ile savaşan Kürtlere verdiği ağır silahları artırma tercihinde bulunmuştur. Bu ise Ankara ile bir sürtüşmeye neden olacağından, ABD’nin Türkiye’deki askeri üslere ve bu üslerden harekât icra etme yeteneğine güven derecesini düşürecektir.

İran ile Nükleer Anlaşma Çöpe mi Atılacak?

İran ile yaptığımız nükleer anlaşma mükemmel değildir. Ama Trump’ın bu anlaşmayı sürdürmesi doğru bir karardır. Aksi olsaydı, Washington yalnız kalırdı! Washington, anlaşmanın ihlal edilmeden uygulanmasını denetlemeli, anlaşmanın süresi dolduğunda Tahran’ı sınırlayacak tedbirleri şimdiden düşünmelidir. Ayrıca İran’ın bölgede etkinliğini artırma girişimlerine karşı çıkılmalıdır. Yemen krizine Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) lehine bütün gücümüzle dâhil olmamalıyız! Bu kriz giderek askeri bir felaket ve insani bir trajediye dönüşüyor. İsyancıların İran tarafından desteklenmesi, ABD’nin bu bölgede çamura saplanması için yeterli bir gerekçe değildir.

Küreselleşme Heyecanı Kayboluyor!

Trump, “Önce Amerika!” sloganı ile göreve başladı. Bu nedenle büyük çaplı uluslararası ekonomik anlaşmalardan çekildi. Ancak bu politikalar küreselleşmeyi tehdit ediyor…

Gelişmiş ülkelerde son 20 yıl içinde şu düşünceler öne çıktı: “Uluslararası serbest ticaret ve hızlı teknolojik gelişme hem istihdamı daralttı hem de büyük gelir dağılımı adaletsizliğine neden oldu. Ekonomik verimlilik de düştü.” Bu düşüncelerin toplumda kabul görmesi Trump’ı Beyaz Ev’e taşıdı! ABD, İngiltere ve Avrupa’da açık ekonomilere karşı direnç oluştu. Gelişmiş ülkelerde orta sınıf zayıflarken, yüksek ve düşük gelir grubunda bulunanların sayısı arttı!

ABD ve Avrupa’da içe yöneliş başlayınca, liberal bir ekonomik düzen için küreselleşmeyi sürdürme sorumluluğu Çin’e geçti. ABD çekilince, ABD’nin sadık müttefikleri de (İngiltere, İsrail, Avustralya vb.) dâhil olmak üzere birçok ülke Washington’un sert muhalefetine rağmen ekonomik olarak Çin’e yaklaştı. Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda Şi Jinping küresel ticaret sistemine olan bağlılığını teyit etti. Çin, çok ortaklı bir küresel sistemi destekliyor. Ama Çin’in ekonomik yetenekleri dünya çapında işleyen bir düzeni yaşatmak için yeterli olmayabilir. Çin, Federal Reserve Bank (FED), IMF gibi araçlara sahip olmadığından sıkıntılar yaşanabilir. ABD korumacı sisteme dönerse, Çin’in 12 trilyon dolarlık katkısı küresel büyüme için yeterli olmayabilir.

Küreselleşme Tamir Edilmeli!

Trump’ın küresel ticareti tehdit eden girişimleri bir fayda sağlamaz. Ekonomide korumacılık ve milliyetçilik dalgasının yayıldığı doğrudur. Ama bu eğilim geçicidir. Çözüm de değildir. Küreselleşmeden kaynaklanan sorunlar yine sistemin içinde kalınarak çözülmelidir. ABD, Çin ve diğer ülkeler mevcut küresel sistemi reforme ederek geleceğe uzanmalıdır.

Ana hatları ile dergide bu konular işlenmiş! Türkiye ile yollar ayrılmış… Bizce ABD üretimde verimlilik yeteneğini kaybettiğinden korumacılığa yöneldi. Haraç alarak ve içe dönerek ayakta kalmaya çalışıyor. Piyasa koşullarında rekabete dayalı üretim gücü olan her ülke küreselleşmeyi savunur. İşte Çin, işte Almanya! Ancak iç piyasalarını denetleyen ulus devletlerin damgasını vuracağı bir dönem önümüzde! Rimeli dökülmüş, gözaltı şişlikleri açığa çıkmış, her yönüyle çürümüş küresel ekonomik düzen bu gelişmeyi engelleyemez!