Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

Eski Yunan İstihbaratçısı Savvas KALENTERİDİS Kıbrıs’ta İngiltere’ye ait Agratur Üssü’nde İran menşeli olduğu iddia edilen bir İHA düşmesi sonucunda Yunanistan’ın GKRY bölgesine iki fırkateyn ve dört F-16 savaş uçağı göndermesine karşılık Türkiye’nin de KKTC’ye hava savunma sistemi göndermesini ve Ada’da altı adet F-16 savaş uçağı konuşlandırması hakkında görüşlerini açıklamış. Kalenderidis konuşmasında stratejik planlama yoksunu olarak nitelediği Yunanistan siyasi makamlarına çağrıda bulunarak Türkiye’nin “Son Kullanıcı Sözleşmesi” gereği ABD nezdinde gündeme getirilmesini önermiş. ABD’de mevcut yasal düzenlemeye göre üçüncü ülkelerde ABD savaş uçağı bulundurulamaz demiş. Sonra da KKTC’nin ABD tarafından tanınmadığını ifade etmiş. Kendilerinin daha önce RMMO’ya gönderdiği ABD menşeli top ve tankların Türkiye’nin şikâyeti üzerine geri çekildiğini de belirtmiş. Üstelik “Milliyetçi” Kalenderidis Fransa’nın GKRY’de Andreas Papandreou Üssü’ne dört adet Rafale savaş uçağı göndermesi gerektiğini belirtmiş ve tavsiye etmiş. Belli ki Türkiye karşıtlığı konusunda Kalenderidis’in aklı yine duygularına esir düşmüş ve konuları karıştırarak elmalarla armutları toplamaya çalışmış.
Doğal olarak Kalenderidis kim? Söylediklerinin önemi nedir? soruları gelebilir. Aslında yazının öznesi Kalenderidis olsa da anlatılmak istenen Türkiye aleyhtarlığından nemalanan belli bir kesimin Yunan devlet politikası üzerindeki etkisidir. Yazının devam eden kısmında okurlara kendisi ile bazı özet bilgileri verdikten sonra bazı tavsiyelerde de bulunacağım. Bu tavsiyeler Altaylardan Tuna’ya kadar uzanan derin bir kültürün ve savaş ve barışın ustalarının sesi olarak dikkate alınmalı.
Savvas KALENTERİDİS (Kalenderidis, Kalleras ya da Savaş KALENDER)’in Yunan İstihbarat Teşkilatı (EYP) geçmişinden önce Yunanistan Kara Kuvvetleri’nde albay rütbesine kadar yükseldiği ifade edilmektedir. Gayet iyi düzeyde Türkçe konuşabilen Kalenderidis 1992 yılında Konstantin MİÇOTAKİS’in başbakanlığı döneminde ticari ataşe göreviyle İzmir Başkonsolosluğu’nda görevlendirilmişti. İzmir Başkonsolosluğu’nda sözde “ticari ataşe” ve “diplomat” maskesi altında öncelikle askeri ve siyasi istihbarat faaliyetlerinde bulunmaktaydı. Miçotakis’in sağ kolu olan Dendranis’le sürekli irtibat halinde olması nedeniyle inisiyatifli ve ayrıcalıklı bir misyonla çalışmıştı. Askeri açıdan asıl görevi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik özellikle Batı Anadolu’daki Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerine ait askeri faaliyetler, karargâh ve birlikler hakkında istihbarat toplamak olan Kalleras zamanla etki alanını artırarak faaliyetlerini Türkiye’nin farklı bölgelerine yaymıştı. Karadeniz bölgesine sık sık seyahatler yaparak tespit ettiği bazı gençleri eğitim için Yunanistan’a göndererek Pontusçu faaliyetler için altyapı oluşturmak istemiş ancak ilk girişimleri hariç bu çalışmalarda fazlaca başarılı olamamıştır. Kürt kökenli vatandaşlarımıza da fazlasıyla ilgili olan Kalenderidis bir miktar Kürtçe de bilmekteydi. PKK Terör Örgütünün Lübnan Beka’da bulunan eğitim kamplarına gittiği, Yunanistan adına Terör Örgütü’ne koordinasyon ve motivasyon sağladığı, hatta silah ve mühimmat aktarımında rol aldığı iddiaları da bulunmaktadır.
Bütün faaliyetlerinin ardından Türkiye’de yürüttüğü elemanlanma gayretleri MİT tarafından saptanınca, aleyhinde casusluk davası açılan ve dört yıl hapse mahkûm olduktan sonra anlaşmalı olarak Yunanistan’a geri çekilen Kalenderidis, 1997 yılı Eylül ayının sonundan itibaren Türkiye’den koparak casusluk operasyonlarını Atina’dan yürütmeye başlamıştı. Kalenderidis emekli olduğu tarihe kadar da Türkiye ile ilgili görevlerini sürdürmüştü.
PKK Terör Örgütü başı Abdullah Öcalan kaçış sürecinde İtalya’da olduğu sıralarda, Yunan İstihbarat Servisi EYP aracılığıyla Dışişleri Bakanı Pangalos’un “buraya gelebilir” daveti yine Kalenderidis’in çabasıyla gerçekleşmiş ve Öcalan İtalya’dan çıkmaya ikna edilmişti. İşler sarpa sarınca Öcalan’ı Atina’dan alarak Kenya’ya götüren ve Nairobi’de 12 gün başında nöbet tutan ve bu sayede Yunanistan’ın teröre verdiği desteğin suçüstü ifşa edilmesine neden olan kişi de Kalenteridis olmuştu. Öcalan teslim alındıktan sonra, Kalenderidis, “Öcalan’ın Kenya’dan Türkiye’ye getirilmesinin tamamen Yunanistan’ın bilgisi dâhilinde gerçekleştiğini belirterek, “Yunan Hükümeti ihanet etti. Ben ve Kenya’daki Yunan Büyükelçisi ihaneti önlemeye çalıştık. İhanette yer almadık, Öcalan’ın tutuklanması için Yunan Hükümeti Türkiye ve ABD’yle işbirliği yaptı, Savcılık ya da Parlamento’da konuşmak için bana yasal güvence sağlayın. Ben gerçekten konuşacağım. Yunan tarihi üzerindeki bu kara lekeyi silmek için konuşmak istiyorum. Durum hiç iyi değil. Yunanistan utanç duyacağı bir duruma sürüklendi.” demişti.
Trabzon kökenli bir aileden geldiğini de iddia eden Kalenderidis Öcalan skandalından sonra küskün bir şekilde EYP’den ayrılmıştı. Emekli olduktan sonra “Pontus’u Kurtarma Vakfı”nı kuran Kalenderidis Karadeniz’in üzerinde Yunan bayrağının dalgalandığı bir harita bastırarak bu konuda iddialı çalışmalar yürütmeye başlamıştır.
Ajan Kalleras’ın Türkiye görevlerinin hemen öncesinde, esnasında ve sonrasında kendisi gibi “Megalo İdea” ütopyacısı olan General Frangoulis FRANGOS’un da Türkiye’de bulunmuş olması ayrıca manidardır. Gümülcine kökenli olan ve tıpkı Kalenderidis’e benzer biçimde çok iyi düzeyde Türkçe bilen eski Savunma Bakanı ve eski Genel Kurmay Başkanı General Frangoulis FRANGOS, 1991 ve 1998’de Yunanistan’ın Ankara Büyükelçiliği’nde askeri ataşe ve savunma ataşesi olarak görevler yapmıştı. 2009-2011 yılları arasında Gnkur. Bşk.lığı görevini icra eden ve 2012 yılında kısa bir süre geçici hükümetin Savunma Bakanı olarak görev yapan Frangulis FRANGOS Türkiye’de görev yaptığı dönemlerde askeri ataşe olarak Trabzon ve İzmir’de inceleme gezileri gerçekleştirmiş ve etnik ayrılıkçılığı savunan istihbarat raporları hazırlayarak Yunanistan’a göndermiştir. Frangos müteakip yaşamında “Hangi Türkiye? Hangi Türkler?” isimli bir kitap ta yazmış ve bu kitapta, “Küçük Asya’da (Ege ve Anadolu’nun bir kısmı) Yunanlılar’dan ve diğer halklardan geri kalanlar olup olmadığını tespit etmek istedim. Üç yıl sonra bu bölgede uzun yıllar yaşayan tüm halkların hala var olduklarını anladım.” demiştir.
Türkiye’deki etnik kökenler üzerinde maksatlı çalışmalar yapan Frangos gibi onun yakın dostu olan Kalenderdis de mesleki makamlarının etkilerinin yanı sıra etnik duygu dünyalarından hareketle kendilerini Bizans’ın ve Pontus’un mirasçıları ve mistik bir görevin temsilcileri olarak görmüşlerdi. Her iki subayın mesleki başarılarında bu “duygusal motivasyonun” katkısının olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zira Yunanistan’da özellikle devlet tedrisatında ve istihbarat ve güvenlik kurumlarında Türkiye ve Türk karşıtlığı her zaman pirim yapmıştır.
Savvas KALENDERİDİS müteakiben “Kardeşim Apo” adıyla bir kitap yazıp, tüm Yunanistan’da ve adalarda imza günleri düzenlemişti. Ayrıca Terör örgütü PKK’nın elebaşılarından Murat KARAYILAN’ın imzasını taşıyan “Bir Savaşın Anatomisi” isimli kitap, Savvas KALENDERİDİS tarafından Yunanca´ya çevrilmiş ve bastırılmıştı. Kitabın tanıtımı 2012 yılında, bizzat Kalenderidis tarafından törenle Atina’da Savunma Bakanlığı Savaş Müzesi’nde yapılmıştı. Kalenderidis’in daha önce yaşadıklarından etkilenmemiş görünen bu davranışı, kontrolsüzlüğü ve hesapsızlığı çok ilginçtir. Masum bebeklerin, çocukların kadınların ve siviller dâhil 40 bin kişinin katili bir terör örgütü ile halâ bu kadar iltisaklı görünmeyi meziyet saymak hangi ahlâkla açıklanabilir? Bu tören skandalının eleştirilmesi üzerine dönemin Savunma Bakanı Panos PANAYOTOPULOS’un talimatıyla Savaş Müzesi Başkanı Korgeneral Panayotis KAMRONİS, yönetim kurulundaki iki başkan yardımcısı general ve bir danışman general görevlerinden alınmışlardı. Yunan Dışişleri Bakanlığı, ilk kez açık şekilde “PKK’nın bir terör örgütü olduğunu” söyleyerek, kitabın tanıtımının Yunan devletine ait bir mekânda yapılmasının doğru olmadığını belirtmişti. Yunan Savunma Bakanlığı ise Savaş Müzesi amfisinin nasıl kiralandığı konusunda soruşturma açtırmıştı. Göründüğü üzere Frangos’un görevinin tamamlanması ve emekli olması sonrasında Kalenderidis için sağlanan serbest alan da daralmaya başlamıştı.
Savvas Kalenderidis, sonrasında “Infognomon (Yunanca, bilgi sahibi kişi, istihbarat kaynağı.)” adlı yayınevi ve internet portalı ile şu anda da “Savvas Kalenteridis/Intelligence Services” isimli Youtube kanalı marifetiyle Türkiye aleyhine dezenformasyon ve Yunan dış politikası üzerinde etki oluşturma faaliyetleri yürütmekte ve özellikle “Pontus Soykırımı” yalanını canlı tutmaya çalışmaktadır.
Şimdi yazının başında belirttiğim Kalenderidis’e mesaj kısmına geldik. Bu mesaj daha önce belirttiğim üzere Altaylardan Tuna’ya kadar kadim bir tarihin ve kültürün, savaş ve barışın ustalarının sesi ve yansımasıdır. Savvas belki iddia ettiği üzere ailesinin Yunanistan’a göç etmesi nedeniyle ilave bir motivasyonla Türkiye ve Türk karşıtlığı yapmayı ve dünyayı bundan ibaret sanmayı kendi “megalo ideası” sanabilir. Onunla karşıt taraflarda olmamıza rağmen kendisine fayda sağlayacak düşünsel tavsiyeler şunlardır: Anadolu’daki Türk Tarihi emperyalist dünyanın savunduğu gibi 1071’de başlamamıştır. 1071 bir ölçüde yeniden dönüş olmuştur. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de ifade ettiği üzere Türkler Anadolu’da en az 7-8 bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu gerçekliği temellendirecek çok sayıda tarihi kanıt mevcuttur. Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılarda bulunan yazıları, kaya resimlerini, figürleri, tabletleri, Türk sözcük ve alfabe yakınlıklarını ve son olarak, Göbekli Tepe’yi görmeyi ve konuşmayı istememenizin nedenlerini biliyoruz. Üstelik Truva’nın uğradığı barbar saldırıları da, İlyada ve Odesa’dan 1500 yıl önce Gılgamış Destanın Sümerler tarafından yazıldığını da biliyoruz. O yüzden şu “Küçük Asya” masalını kalıcı olarak unutmanın ve hatta 1919-1922 yılları arasında emperyalist devlet yönetimlerinin kuklası olarak Ege Bölgemizde neden olunan zulümler ve özellikle işgal kuvvetleriniz geri çekilirken masum kadınlara ve çocuklara yönelik işlenen insanlık dışı cinayetler için tekrar tekrar özür dilenmesinin insanlık ve uygarlık adına gerekli olduğunu objektif olarak belirtmemiz gerekir. Zaten alınan yenilgi sonrası haksız ve cani işgale yönelik belki de ilk ceza ülkenizde verilmiş ve sorumluları kurşuna dizilmişti.
Mevcut duruma dönersek İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik başlattığı saldırıları ve oluşan savaş ortamındaki bazı şüpheli hamleleri bahane ederek Yunanistan ve Fransa tarafından askeri ve politik oldubittiler yapıldığı görülmektedir. Avrupa Birliği maskesiyle Kıbrıs Adasına askeri yığınak yapmaya kalkmak Yunanistan’a bir şey kazandırmaz. Garanti Anlaşmalarına aykırı davranışlarda bulunan Fransa’nın eylemi de ancak ve ancak Ada’da ve bileşenlerde antipati oluşturur. Türkiye gerekli askeri karşılığı hemen verir. Başlangıç olarak gerekli tedbirler alınmıştır. Alınan tedbirler ancak oldubitti davranışlar ve oluşan tehdit ortadan kalkarsa sona erdirilir. Öyle Kalenderidis’in istediği gibi ABD’ye şikâyetle tedbir kalkmaz. 1974 yılının Temmuz ayında Türkiye’ye yönelik dış baskı çok daha büyüktü, unutmayın. Diğer önemli tavsiye de gerçek tehdidin kaynağının doğru okunabilmesidir. Anadolu’da ve Kıbrıs’ta yaşadığımız tecrübeler ve PKK Terör Örgütüne zamanında verdiğiniz destekler yüzünden biz sizin dostluğunuza asla güvenmeyiz ama Türk düşmanlığı sizin gözünüzü kör etmiş. Yunanistan’ın Avrupa Birliği maskesiyle fırsatçılık yaparak haddinden fazla etkili olacağını sandığı Kıbrıs Adası’na ve hatta tüm Doğu Akdeniz’e yönelik en önemli tehdit artık daha fazla görünür olan İsrail yayılmacılığıdır. Zigi’deki patlamadan itibaren tüm politik ve askeri gelişmeleri bir kez daha inceleyin. Şimdiden söyleyelim.