Hiç keçiboynuzu yemeye çalıştınız mı? İşin yararını, tıbbi tarafını bir kenara koyun; insanı çıldırtır. Çünkü saatlerce emek verir, neredeyse karşılığında hiçbir şey alamazsınız. İşte çok çalıştığını iddia eden ülkemin durumu da bu.

OECD, ülkelerin yıllık ortalama çalışma sürelerini açıkladı. Bütün gün yattığını dilimize doladığımız Yunanistan bile bizim üzerimizde üçüncü sırada. Meksika’nın başı çektiği 35 ülkelik listede Güney Kore de bizim iki katımız performansla ikinci sırada. Şimdi bu ülkeleri anlayabiliyoruz.

Mesela kendimizi avutmak için Yunanlılar’ın tembel olduğunu söyleriz ama bugün Avrupa’da bilhassa gıda şirketlerinin satın almalarının başında nedense onlar vardır. Ülkelerinin içindeki halleriyle bile bizim üzerimizdeler. Güney Kore en iyi örnek. Çünkü verdiği emeğin karşılığını maddi manevi aldığı görülüyor.

Peki ya Türkiye? Bin 832 saat yıllık ortalama ile 11. sırada… Gelişmiş ülkelerle aradaki farkı kapatmak için çok çalışmalıyız, bu şart. Fakat ülkedeki çalışma yaklaşımı, kanını emme haline dönüşünce sonuç alınamadığını gösteriyor. Bunun en güzel kanıtı da bizi kıskanan üretim ekonomisi Almanya’nın bin 371 saat ortalamayla son sırada olması.

Şimdi önümüzdeki iki örnek çok anlamlı. Biri çalışan ve değer yaratarak, gelişmiş ülkelerle aradaki farkı kapatmaya çalışan Güney Kore, diğeri son sıradaki Almanya.. Şüphesiz bunlar resmi rakamlar… İnsanları mesai ücreti vermeden çalıştıran Türkiye’nin performansına, kayıt dışı bu tavrı da koyduğunuzda eminim en çalışkanlar (!) listesinde ilk sıraya oturur.

Peki, niye bu durum böyle? Çünkü verimlilik hesabı denilen kavram yok. İnsanların mesaiye başlamasıyla çalıştığını zannediyoruz. Az ücretle yerine sabitleyerek, çok saat çalıştırarak fayda sağladığını düşünen çarpık bir iş dünyası yapımız var. Buna kamu da dahil..

Oysa sadece trafik üzerinden bile performans hesabı yapsanız manzara ortaya çıkar. Evinden erkenden çıkan, ortalama 2 saati yolda geçiren, işyerine vardıktan sonra kendisini toplaması en az bir saat alan, mesai bitimine doğru “çalışmaya devam” sözüyle irkilip, parasını almadığı mesaide çalıştırıldıktan sonra 2 saatte tekrar evine dönen ve ne ailesine ne dinlenmeye vakit ayıramayan insanların yaptığı işten hayır gelmez.

Üç kuruşa fazla çalıştırıp, kapıda bekleyenlerle tehdit ettiğiniz insanlardan verim alamazsınız. Bu resmen bir şark kurnazlığıdır ve keçiboynuzu kemirmeye benzer. Günün sonunda perişan halde evine yolladığınız çalışanla ve hatta patronla, mobbing altında ezilen kamu personeliyle, zaten plansız programsız yürüdüğünüz fotoğraf içinde ekonomik bir sonuç almak mümkün değildir.

Ayrıca herkesi üniversite mezunu yapmaya çalışır, onu da elinize yüzünüze bulaştırırsanız, onlarla ifade edilen istihdam ihtiyacı olan alanlara binlerce mezun vererek, eğitimden uzak bir performansla gençler yığdınız vakit yarını da kazanamazsınız.

Türkiye’nin acilen planlı ekonomiye geçmesi gereğine ısrarla işaret etmemin nedeni bu. Ne yapacağını bilmeyen insanlar, ne yaptığını da bilemez. Sadece şanslı olanlar işe gidip gelir ve ortaya çıkan değer keçiboynuzu kemirme performansı kadar kalır. Zira hem plan yok, hem eğitim ve sanat göz ardı ediliyor, hem de cahil cesareti ödüllendirilip, normalleştiriliyor. Neden mi? Belki de musluğun başındakine bakmak lazım. Alın size fıkraya saklanmış Türkiye manzarası…

“Tarih dersinde öğretmen birini tahtaya kaldırır ve sorar:

– Oğlum Kadeş Savaşı’nı kim yaptı?

Çocuk hemen yanıtlar:

– Hocam vallahi billahi ben yapmadım.

Hoca sinirinden çıldıracak. O sinirle dışarıya çıkar, koridorda matematik öğretmenini görür ve durumu matematik öğretmenine anlatır:

– Hoca Hanım bu öğrenciler beni çıldırtacak. ‘Kadeş Savaşı’nı kim yaptı’ diye soruyorum, ‘vallahi billahi ben yapmadım’ diye yanıt veriyorlar, çıldıracağım…

– Hocam üzülmeyin çocuktur bunlar hem yaparlar hem de yapmadım derler…

Tarihçinin sinirleri iyice tepesine çıkar ve soluğu müdürün odasında alır.

– Müdür Bey bu nasıl bir okul, ne öğrencisinde hayır var, ne de öğretmeninde; öğrenciye ‘Kadeş Savaşı’nı kim yaptı’ diye soruyorum, ‘ben yapmadım’ diyor, öğretmene durumu anlatıyorum, ‘bunlar çocuktur hem yaparlar hem de yapmadım derler’ diyor, kafayı yiyeceğim.

Müdür de ‘siz hiç kendinizi üzmeyin Hocam, bunda merak edilecek bir şey yok, şimdi Bakanlığa bir yazı yazar ve Kadeş Savaşı’nı kimin yaptığını sorarız’ der.

Tarih öğretmeni aldığı yanıt ile oracığa yığılıp kalır ve müdürden bir hafta izin alır… Bir hafta sonra Bakanlıktan bir yazı gelir: Bu yıl ödenek olmadığı için Kadeş Savaşı yapılamayacaktır. Bilginize…”

Ve sonuç yine aynı: Ne patates ektiğiniz yerden domates çıkar, ne de şark kurnazlığıyla kalkınma gelir. Olsa olsa şark kurnazlığıyla keçiboynuzu kemirirsiniz.