Turizm sektörü yaz aylarının en popüler haber konularından biridir. Sezon bitişiyle birlikte hatırlanmayan sorunları, sene sonunda cari açık finansmanı için şöyle göz ucuyla kaç para geldiğine bakılan hali ile öksüzdür aslında bu alan.

O yüzden deniz/kum/güneş diye turizmi anlatır, turizmi otellerden ibaret zanneder, yılan hikâyesine dönen master plan gibi gerçekçi yapılanmaları her sene ısıtıp ısıtıp yine konuşuruz.

Geleneksel olarak yine rakamlarıyla gündeme geldi. İlk altı ayda elde edilen ciro, geçen sene ile olan akıl dışı mukayese üzerinden atılan sevinç çığlıkları, düşen geliri görmeden turist sayısı üzerinden yapılan haberler yine gündemimizde.

Her şeye rağmen elbette turistin gelmesi sevindirici. Gelirlerde yüzde 17’ye varan düşüşler de olsa… Turizm meslek örgütlerinin açıklamalarına göre böyle giderse 2018’in sonunda, 2015 senesinin sonundaki fiyatları yakalayacağız. Kritik hatalar yapmazsak 5-6 yıla kadar Rusya krizi öncesi durma gelme ihtimalimiz var.

İşin turizm yanı bu da, asıl anlatmak istediğim mesele başka. İçine girilen ruh hali ve sevinç çığlıklarına dikkatinizi çekmek istiyorum. Hatta bir haberde şu başlığı da gördüm: “Kriz bitti; rekor kırıldı.” Antalya’ya gelen Rus turistleri anlatan bir haber.

Esasen bu sadece bir örnek. Zira ülkenin bakanından gazetecisine kadar her yanında bu ‘başardık’ havasıyla atılan nidalar var. Sadece turizmde değil; deriden tarım ürünlerine kadar her sektörde… Aslında normalleşmeye çalıştığımızı ve kaybımızın büyük olduğunu göz ardı ediyoruz ama hadi bundan da geçtim.

Daha acısı iki gün öncesine kadar, yani Rusya ile saçma bir kavganın içine düşmüşken aynı insanların unuttuğumuz beyanatları… Rusya’nın bu işten çok pişman olacağından, onları mahvettiğimize kadar cesaretin cehaletle bezenerek sarf edilen sözler.

Şüphesiz aynı ruh hali vatandaşa da yansımış ve Rusya’ya nasıl darbe vurduğumuz konuşulur olmuştu. O zaman da söylediğim gibi kavganın kazananı olmaz. Mutlaka iki taraf da kayıplar yaşar ve bunun tekrar normalleşmesi uzun zaman alır. İnsanın canını sıkan o zaman Rusya’yı yıkanların (!) bugün attığı sevinç çığlıkları…

Bu fotoğraf da, ülkede hem gazetecinin, hem siyasetçinin hem de yansıması olarak vatandaşın düşünce yapısında büyük bir sağlıksızlık olduğunu gösteriyor. Her şeyi anlamsız bir duygusallık içinde yakıyor, yıkıyor, sahte kahramanlık nutukları atıyor, sonra da iş tersine dönünce bunun başarı olduğunu düşünüyoruz.

Esasen o süreçte de deli gibi pişman oluyoruz ama gaz vererek ‘bak o daha kötü durumda’ politikası uyguluyoruz. Şimdi fena mı oldu Rusya ile ilişkilerimizi normalleştirme aşamasına sokmamız?

Peki zafer çığlıkları atanların kararları neye göre değişti? Sizi hiç yormayayım ve söyleyeyim: Cumhurbaşkanı’nın ve iktidarın söylemlerine göre.

Şimdi şöyle düşünülebilir; hata yapıldı ve ders alındı. O kişiler o dönemde attıkları başlıklardan, çektikleri yağlardan pişman oldular. Bana kalsa tamamen bir korku ve telaş yansıması ya neyse…

Sizce pişman olmuş olabilirler mi? Çok net söylüyorum; düşünen pişman olur. Aynı koro bugün AB ve Almanya özelinde dün Rusya’ya sarf ettikleri çığlıkların benzerini atıyor. İki gün sonra rüzgâr dönünce Rusya ile yaşananın aynısının hayat bulduğu göreceğiz.

Siyaset hata yapabilir. Yapmamalıdır ama yapabilir. Fakat hatayı pekiştiren nedir biliyor musunuz? Ortada objektif bakış açısıyla her şeye rağmen düşündüğünü söyleyen, farklı pencere açmaya çalışan medyacılar ve siyaset uzantıları.

Sene 1993; haber merkezinin duvarına astığımız yazı geldi aklıma yine: Muhalefetten korkmayın; var olanı yüceltir. Dalkavuklara dikkat edin; ihanetleri büyük olur.” Hadi bağırın hep beraber. Kahrolsun Almanya, yaşasın Rusya!