Değişik bir yaratılışa sahipti. İnandığı doğruları savunma yöntemi kendine özgü idi. Senato’da uzun ve etkili konuşmalar yapardı. Konu ne olursa olsun, konuşmasını şöyle tamamlardı: Carthago delenda est! (Kartaca yıkılmalıdır!) Bu tarzı gülümsemelere yol açardı. Ancak kabul etmeliyiz ki Senatör Marcus Cato (MÖ 234-149) belki de jeopolitiğin doğasını kavrayan ilk insandı!

Jeopolitik Karşıtlık

Kartaca ve Roma tepeden tırnağa farklı iki uygarlıktı. Aynı coğrafyada, Akdeniz havzasında hayata tutunuyorlardı. Jeopolitik karşıtlık yasasına göre aynı bölgede yaşamaları mümkün değildi. Birisi yıkılacaktı. İşte Cato, bu gerçeği bildiği için sürekli Kartaca’yı hedef aldı. Kartaca yıkılmazsa, kendi ülkesi çökecekti.

Jeopolitikte geçmiş asla ölmez. Çağdaş dünya diye bir kavram yoktur. Jeopolitik yasalar asla geçerliliğini yitirmez! Günümüzde Suriye’de de etkisini hissettiriyor. Barışsever önderler, iyi niyetli yöneticiler de bu yasalara karşı çıkamaz! Ne Obama ne de Trump kendi plağını çalabildi! ABD ve Rusya küresel etki yaratabilen iki farklı uygarlıktır. ABD geleneksel olarak bir deniz ve ticaret devleti, Rusya bir kara devletidir. Jeopolitik zıtlık çerçevesinde bu iki gücün Suriye’de uzlaşma şansı yoktur.

Şark Kurnazlığı İşe Yaramaz

Rusya muhtemelen şöyle düşündü: ABD’nin PYD/Kürt politikalarına göz yumarak Suriye’de bir denge kurabilirim. Böylece ABD’yi Esat’ı devirme planlarından caydırır ve Suriye’deki kazanımlarımı garanti altına alırım. Ancak ABD jeopolitik ile nefes alan bir devlettir! ABD şunu çok iyi biliyor: Rusya’nın varlığı ABD’nin Suriye’deki planlarını felç eder. Esat’ın düşmesi demek, Suriye’de Atlantikçi bir iktidarın kurulması demektir. Bu durumda Rusya’nın Suriye’de tutunması zorlaşır. Bu nedenle Rusya’yı Suriye’den atmanın en risksiz ve kestirme yolu Esat’ı devirmektir. Esat’ın yeniden hedef tahtasına konulmasının nedeni de budur!

Rusya, bölge ülkelerini bir araya getirerek, mümkün olan en büyük askeri, ekonomik ve siyasi güçle ABD’nin karşısına çıkmalıdır. Hedef, ABD’yi Suriye’deki savaş sahnesinden tecrit etmek olmalıdır. PYD/PKK ve Kürt kartına oynamak, başka bir ülke için anayasa yazmak, sadece Avrasya blokunda çatlaklar yaratır. Kaldı ki hiçbir hal ve şartta ABD’nin stratejik piyonu olan PKK/PYD’yi kazanmak mümkün değildir.

Astana Süreci Yaşatılmalı!

Büyük bir emek ve mücadele sonucu Astana süreci ortaya çıktı. Türkiye’nin yardımı olmasaydı Halep sorunu çözülemezdi. Rusya, Türkiye, İran ve dolaylı olarak Suriye bir araya gelince, sonuç alan ciddi bir güç merkezi doğdu. ABD’yi sınırlayan etkili bir ittifak sistemi kuruldu. Bu ittifak sağlıklı bir yörüngeye oturtulabilseydi, Suriye’de akan kan kısa sürede durdurulurdu.

Batı ve İsrail için alarm zilleri çalıyordu. Ama ABD ustaca araya girerek ittifakı çatırdattı. Türkiye fahiş hatalar yaptı. Ama hata yapan sadece Türkiye değildi. Rusya, PKK/PYD açıklamaları ile Türk kamuoyunu karşısına aldı. Ülke içindeki Atlantikçilere hayat öpücüğü verdi. Daha sonra Menbiç’e ilerleyen Türkiye denetimindeki kuvvetlerin karşısına çıkarak bir çuval inciri berbat etti. Menbiç’in askeri yönü önemliydi ama doğuracağı siyasi sonuçlar çok daha önemliydi. Menbiç, sağlam ve dayanışma içinde olan ortak bir blok ortaya çıkarabilirdi. Bu çerçevede yoğun görüşmeler yapılabilir ve Türkiye-Suriye arasında, en azından irtibat kanalları açılabilirdi.

Çıkış Yolu

Umarım her ülke bu süreçten kendine göre dersler çıkarır. Ama herhalde ABD ile uzlaşmayı hedef alan politikaların nasıl batağa saplandığı görülmüştür. Suriye sorunu, sahaya yansıtılan somut güç dengeleri ile çözülür. Diplomasi, başından beri Batı tarafından Suriye hükümetini sıkıştırmak için kullanılmaktadır. İsrail tarafından desteklenen Avrupa-Atlantik yapıya karşı koymanın tek yolu Rusya-Türkiye-İran-Suriye ittifakıdır. Burada kilit ülke Türkiye’dir. Bu 4 ülkenin sözde değil özde ittifakı, kısa zamanda inisiyatifi eline geçirir ve Astana’da kolaylıkla bir siyasi çözüm bulunur. Bunun dışındaki gelişmeler Batı’nın ekmeğine yağ sürer; 4 ülke de kaybeder!