Gelir İdaresi Başkanlığı, 2016 yılı vergi rekortmenleri listesini açıkladı. Elbette en çok ilgi çeken de ülkedeki bankaları bile geçerek bir numaralı kurumlar vergisi ödeyen kuruluşun kim olduğuydu. Çünkü isminin saklanmasını istemişti ve merak etmemek elde değil.

Gerekçesine gelince birçok hurafe üretilebilir. Ama en güçlü dedikodu salmadan korkulduğu olacak ki, bu gerçek değil. Çünkü buna ehil kesim zaten kim olduğunu biliyor. Garip olan ise muhtemelen borsaya açık bir şirketin bunu neden saklama ihtiyacı duyacağı.

Kişisel vergi rekortmenlerinin adının açıklanmasını istememesi anlamak mümkün. Çok farklı nedenleri de olsa, istemeyebilir. Düz mantıkla bakarsanız, bu hisselerinin değer kazanması anlamında artı bir değer katacaktır. İşte bilmece burada başlıyor.

Şimdi muhtemelen uzun süre bu tartışılacak ve konuşulacak. Lakin bence açıklanan listede çok daha önemli gerçekler var. İlk 100 vergi rekortmeni şirket içerisinde adının açıklanmamasını isteyen sadece birinci sıradaki değil. Oran yüzde 27… Tam 27 şirket isminin açıklanmasını istemedi. Bence bu daha garip bir durum.

Yine önemli unsurlardan biri ilk 100 vergi rekortmeninin içinde adı açıklananların 25 tanesi, yani yüzde 25’i, banka, sigorta ve finans sektöründen oluşuyor. En büyüklere bakalım; tablo daha dramatik.

İlk 10 şirkette bilmediğimiz birinci sıradakini takip eden dokuzuncu sıra dâhil hali bankacılık alanında faaliyet gösteriyor. 10. sırada da Elektrik Üretim A.Ş. var. Bence bu fotoğraf Türkiye adına esas kral çıplak noktasıdır. Neden?

2017 itibariyle baktığınızda en büyük vergi rekortmenleri bankaların durumu ne? Bunun yanıtını Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Hüseyin Aydın veriyor: “Elde avuçta ne varsa krediye verdik.”

Toplantıda konuşan TBB Genel Sekreteri Ekrem Keskin ise bir ifade kullanıyor. Genel Sekreter finansman konusunda iç kaynağın yetersiz olduğunun altını çizip, dış kaynağın gelmediğini hissettirerek, gelse de çok maliyetli olduğuna vurgu yapıyor. Yani bu önümüzdeki süreçte bilançolar üzerinde sıkıntı yaşanacağına dair ipucu anlamı taşıyor.

Verilen tüm krediler geri ödenebilse, sorunlu kredi maliyeti binmese dahi, eskiye oranla çok pahalı bir finansman giderine dikkat çekiliyor. İlk bin sanayi kuruluşunun, kazancının önemli bir bölümünü finansman maliyetlerine ayırdığını hatırlarsak, önümüzde dikkatli olmamız gereken bir sorun daha olduğu gözleniyor.

Bunların hepsini alt alta koysanız önümüzdeki süreçte sıkıntılı bir dönem yaşayacağımızı anlıyorsunuz. Fakat açıklanan ilk 100 vergi rekortmeninin anlattığı çok daha önemli bir sorun var.

Şayet sizin vergi rekortmenlerinizin yüzde 52’sini açıklanmayanlar ve finans/sigorta sektörü oluşturuyorsa, geri kalanların içinde kamunun ağırlığı hissediliyor ve sanayi kuruluşları parmakla sayılır görüntü veriyorsa; bunun tek bir anlamı var: Türkiye kazanmadan el parası yiyor. Bunu değiştirmeden de üretim ekonomisine dair kimseyi ikna edemeyiz.