23 Ocak 2019 tarihli gazetelerde şöyle bir haber vardı: ”Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel Aachen kentinde yeni bir İşbirliği ve Dostluk Antlaşması imzaladılar. Antlaşmanın, Avrupa Ordusu için ilk adım olduğu belirtildi. Elysee Antlaşması’nın (22 Ocak 1963) 56 ncı yıldönümünde imzalanan antlaşma, iki ülke arasında ekonomik, güvenlik, teknoloji ile çevre gibi konuların yanı sıra sınır bölgeleri arasında işbirliğini kapsıyor. Şansölye Merkel, düzenlediği basın toplantısında “Yeni Fransız-Alman antlaşması Avrupa Ordusu için atılan bir adım olma niyetini taşıyor. Avrupa, dünyadaki yeni fırtınalara karşı haklarını korumalıdır” dedi.”

Avrupa Ordusu fikri yeni değil; daha 70 yıl önce bu konu hararetli tartışmalara sahne olmuştu, neredeyse gerçekleşecekti. Fikrin öncülüğünü yapan bugün olduğu gibi dün de Fransa idi.

Avrupa Ordusu ile ilgili güncel gelişmelere girmeden önce Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın tarihsel gelişimine bakmak gerekiyor:

Dunkerk Antlaşması (4 Mart 1947)

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya korkusunu atlatamayan İngiltere ve Fransa, 4 Mart 1947 tarihinde Dunkerk’de Almanya’nın muhtemel savaş niyetlerine karşı koymak amacıyla 50 yıl için geçerli olacak bir İttifak ve Karşılıklı Yardım Antlaşması imzalamışlardır. Antlaşma, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa Devletleri’nin yaptıkları ilk siyasi güvenlik antlaşması olmuştur.

Avrupa siyasi birliğine yönelik ilk girişim, İngiltere Dışişleri Bakanı E.Bevin’in 22 Ocak 1948 tarihli teklifi olmuştur. Bevin, Dunkerk Antlaşması’nı örnek alarak, Belçika, Lüksemburg, Hollanda ve İtalya ile de benzer antlaşmalar yapılması gereğinden söz ederek planını  dönemin ABD Dışişleri Bakanı G.Marshall’a bildirmiştir. Ancak, gerek Marshall, gerekse Benelüks ülkelerinin yetkilileri sadece Alman saldırganlığı esasına dayanan Dunkerk Antlaşması’nı yetersiz bulduklarını belireterek, yapılacak antlaşmanın “her tecavüze karşı müşterek bir savunma ittifakı oluşturması” gerektiğini bildirmişlerdir.

Bu tartışmalar sürerken, Sovyetler Birliği’nin desteği ile 22 Şubat 1948’de Çekoslavakya’da yapılan komünist hükümet darbesi, Batılılara aralarında dayanışma ve işbirliği oluşturmak için sürenin ne kadar az olduğunu göstermiştir.

Brüksel Antlaşması (17 Mart 1948)

Dunkerk Antlaşması, Avrupa Güvenlik oluşumları açısından “lokomotif” bir etki yaratmıştı. Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’daki ilerleyişi karşısında 17 Mart 1948 tarihinde Fransa, İngiltere ve Benelüks Devletleri arasında bir “Ekonomik, Sosyal, Kültürel İşbirliği ve Ortak Savunma Antlaşması” imzalanmıştır. Brüksel Antlaşması olarak da bilinen ve 50 yıllık süre için imzalanan bu antlaşma, daha sonra “Brüksel Antlaşması Teşkilatı” diye anılacak “Batı Birliği Savunma Örgütü”nü (WU-Western Union Defence Organization) oluşturmaya yönelik üst düzeyli siyasi ve askeri bir forum meydana getirmiştir.

Brüksel Antlaşması, ortak bir savunma sistemi kurulmasını, ekonomik ve kültürel bağların genişletilmesini ve ülkelerden biri saldırıya uğrarsa, diğerlerinin ona askeri ve diğer imkanlarla yardım edeceklerini öngörüyordu.

Bu arada, Doğu Almanya’yı ilhak etmek amacıyla Rusya, müttefiklerin kontrolunda olan Batı Berlin’i ablukaya almış, gelişmeleri değerlendirmek üzere toplanan Brüksel Antlaşması’na taraf ülkelerin temsilcileri 28 Eylül 1948’de Londra’da Batı Birliği diye anılan “Batı Birliği Savunma Örgütü”nü kurmuşlardır.

Brüksel Antlaşması Teşkilatı, Batı Avrupa’nın ortak savunması için geniş bir planın uygulandığı ilk yıllarda çok başarılı olmuştur. Bu plan, ortak bir komuta merkezi ve radar kullanımına dayalı olarak, hava savunma sisteminin bütünleştirilmesini de içermiştir.

Atlantik Ötesindeki Gelişmeler

Avrupa’da ortaya çıkan bu tehdit karşısında Atlantiğin öteki tarafında da ne yapılacağı hakkında çalışmalar yapılıyor, görüşmeler oluyordu.

Truman, 12 Mart 1947’de Kongre’de yaptığı konuşmada, “Birleşik Amerika’nın komünizm ile silahlı mücadele veren ve dış ülkelerin baskısı altında bulunan devletlere mali ve askeri yardım yapılmalı.” diyordu.

Diğer yandan Kanada Başbakanı Laurend, ortak bir savunma cephesi meydana getirmek için, Brüksel Antlaşması’nın getireceği sistemden çok daha geniş bir sisteme ihtiyaç olacağını söylüyordu.

ABD’nde, Avrupa’da Brüksel Antlaşmasıyla girişilen çabalar izleniyor, fakat yeterli görülmüyordu. ABD Senatosu, Avrupa ile bu konuda işbirliği yapabilmek için, Senatör Vandenberg’in verdiği karar tasarısını 11 Haziran 1948 günü kabul etti. Bu tasarının 2-4ncü maddelerinde şöyle deniyordu:

   “Madde 2: Birleşmiş Milletler yasasının hedeflerine, ilkelerine ve hükümlerine uygun olarak, tek tek veya topluca bölgesel veya müşterek savunma tedbirlerinin süratle alınması,

    Madde 3: Birleşik Amerika’nın meşru yoldan, ferdi ve karşılıklı , etkili ve devamlı yardıma dayanan bu bölgesel veya ortak tedbirlere katılması,

   Madde 4: Milli güvenlikleri haleldar eden silahlı bir saldırı halinde, münferit ve toplu meşru müdafaa hakkını (BM Yasası Md.:51) kullanmaktaki kararlılığını teyid ederek barışın korunmasına katılması.”

ABD Senatosu’nun bu kararı, Amerika’nın Avrupa ile savunma konularında işbirliği yapma imkanlarını açıklamaktaydı.

Kuzey Atlantik Antlaşması, NATO’nun Kuruluşu (4 Nisan 1949)

Doğu ve Orta Avrupa’nın Sovyetler tarafından sert bir biçimde Sovyetleştirilmesi, Stalinleştirilmesi ve uydulaştırılması olayları, bu beş ülkeyi, Kremlin’in yayılma siyasetini durdurmak için ABD’nin nükleer himayesini ve askeri yardımını istemeye götürdü. Brüksel Antlaşması ülkeleri ile ABD ve Kanada arasında görüşmeler başladı. Bir ittifak tasarısı geliştirildi. Danimarka, İtalya, Norveç, Portekiz ve İzlanda da davet edilerek 4 Nisan 1949’da Washington’da 12 ülkenin katıldığı Kuzey Atlantik Antlaşması imzalandı. Sonradan 18 Şubat 1952’de Türkiye ve Yunanistan’ın, 5 Mayıs 1955’te Federal Almanya’nın ve 11 Aralık 1981’de İspanya’nın katılımasıyla üye sayısı 16’ya çıktı.

Böylece NATO adı altında bir Amerikan-Avrupa güvenlik sisteminin kurulması sağlanmıştır. NATO’nun kurulmasıyla, Batı Avrupa ülkeleri arasında Brüksel Antlaşması Teşkilatı’nın varlığı tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar neticesinde Brüksel Antlaşması devletleri, Kasım 1949 tarihinde Kuzey Atlantik Savunma Komitesi’ne, NATO Batı Avrupa Bölgesel Planlama Grubu’nun Brüksel Antlaşması Teşkilatı Daimi Askeri Komitesi’nin görevlerini kapsayacak şekilde yetkilendirilmesini önermiştir. Brüksel Antlaşması Teşkilatı Danışma Komitesi’nin Aralık 1950 tarihli kararıyla söz konusu teşkilatın savunma mekanizması NATO’ya transfer edilmiştir.

NATO’nun Kurulmasından Sonraki Gelişmeler

 Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) (18 Nisan 1951)

NATO’nun kurulmuş olmasına rağmen Avrupa Devletleri’nin Ortak Avrupa Savunması oluşturmak düşünceleri son bulmamıştır.

5 Mayıs 1949’da 10 Avrupa Devleti tarafından Strassburg’da Avrupa Konseyi kuruldu. Avrupa Konseyi’nin Birleşik Avrupa’nın nüvesini teşkil etmesi umudu Büyük Britanya’nın tereddüt göstermesi yüzünden akamete uğradı. Çünkü Büyük Britanya geleceğini Avrupa’dan ziyade Commonwealth’de görüyordu. Avrupa Konseyi’ndeki üye sayısı daha sonra 21 ülkeye çıktı.

9 Mayıs 1950’de dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman, hükümeti adına bir bildiri yayınlayarak, kömür ve çelik üretiminin ulusüstü bir örgütün denetimine girmesini önerdi. Bu girişim neticesinde 18 Nisan 1951’de Paris’te Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’un katılımı ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu (AKÇT) kuran antlaşma imzalandı.  Büyük Britanya da birliğe davet edildi. Ancak ilgi göstermedi. Büyük Britanya topluluğa 21 Aralık 1954’te imzalanan ortaklık antlaşması ile katılmış, antlaşma 23 Eylül 1955’te yürürlüğe girmiştir.

Pleven Planı (24 Ekim 1950- 27 Mayıs 1952)

AKÇT Antlaşmasının mimarlarından Jean Monnet tarafından 24 Ekim 1950’de taslağı hazırlanan planda, bir Avrupa Ordusu kurulması öngörülmüştür. Dönemin Fransa Başbakanı Rene Pleven’in adıyla anılan plana göre, Avrupa Savunma Topluluğu (AST) adını alacak örgütün çalışma esasları, AKÇT modelini esas alarak düzenlenecek, bir başka ifadeyle AST ulusüstü yapıda örgütlenecekti. Planda ayrıca herbiri 1000 kişiden oluşacak 6 Tümen kurulması; bu tümenlerden birinin Almanya’ya ait olması; farklı milletlerden oluşacak ordunun koordinasyonu için ortak bir Genelkurmay kurulması ve AKÇT önünde sorumlu bir Avrupa Savunma Bakanı atanması önerilmiştir.

Pleven Planı’nın ayrıntıları 15 Şubat 1951’de Paris’te NATO ülkeleri ile Almanya’nın katıldığı konferansta ele alınmış; görüşmeler neticesinde 1 Şubat 1952’de anlaşma taslağı oluşturulmuştur. Söz konusu taslakta, bir saldırı anında tarafların birbirine yardım garantisi, anlaşmaya taraf devletler arasında ayırım yapılmaması, ortak komutanlık altında bir ordu kurulması yer almıştır. Ayrıca katılan tarafların deniz ötesi birlikleri dışında kalan tüm kara, hava ve deniz kuvvetlerinin oluşturulacak Avrupa Savunma Topluluğu’na (AST)bağlı olması öngörülmüştür. Bu işlemler yeni oluşturulacak Avrupa Savunma Komiserliği’ne bırakılmış, bu birimin yanında Avrupa Silahlanma Servisi ve Avrupa Lojistik Komutanlığı adlarıyla iki yeni birim daha kurulması kararlaştırılmıştır.

Pleven Planı’nın arka planında ABD’nin artan baskısından kurtulmak yatıyordu: Almanya’nın yeniden silahlanması önlenemeyecek ise en azından kontrol altında tutulmalıydı.

 Almanya’nın katkısı Fransa’nınkinden küçük olmalı ve Almanya’nın kendi ulusal çıkarları için kullanılmamalıydı. Komuta Avrupalı bir Savunma Bakanı’nda, mümkünse Fransız Savunma Bakanı’nda olmalıydı.

ABD ve Büyük Britanya, NATO’ya karşı bir denge unsuru olmasından korktukları için plana olumlu bakmadılar. Almanya’da da NATO’ya girişe mani olduğu için plana olumlu bakılmadı, ancak Şansölye Konrad Adenauer planı kabul etti. Çünkü silahlanmak suretiyle henüz işgal altında bulunan Almanya’nın hükümranlığını elde edeceğini umuyordu.

20-25 Şubat 1952’de Lizbon’da yapılan NATO toplantısında Atlantik Konseyi üyelerinin onayını alan AST Antlaşması, 27 Mayıs 1952’de Paris’te imzalandı. Ancak tasarı 30 Ağustos 1954’te Fransa Parlamentosu’nda 264 olumlu, 43 çekimser oya karşılık 319 olumsuz oyla reddedilince AST projesi hayata geçemedi.

Batı Avrupa Birliği (BAB) (23 Ekim 1954)

23 Ekim 1954’de İngiltere’nin çabaları sonucunda toplanan Paris Konferansı’nda üç yeni antlaşma imzalanmıştır. Bunlardan birincisi Almanya’nın egemenlik haklarını iade etmiş ve bu ülke üzerindeki işgal statüsünü sona erdirmiştir. İkinci antlaşma ile Almanya’nın NATO’ya katılması kabul edilmiş ve nihayet son antlaşma ile 17 Mart 1948 tarihli Brüksel Antlaşması değiştirilerek, İtalya ve Almanya’nın da katılımı ile Batı Avrupa Birliği (BAB) kurulmuştur.

Paris Antlaşması’nın başlangıçta üç temel hedefi vardı:

    *Savaş sonrası Avrupa ekonomik kalkınma ve refahını yeniden sağlamak,

   *Üyelere yöneltilecek herhangi bir saldırgan harekete birlikte yardımda bulunmak,

    *Avrupa’nın entegrasyon sürecine katkıda bulunmak.

 Batı Avrupa Birliği de, NATO gibi askeri bir ittifaktır. Ancak belirli noktalarda NATO’dan farklı yönlere sahiptir. BAB’ın kuruluşuna esas olan antlaşma, bir üye devlete tecavüz durumunda, diğer üyeler için “otomatik” olarak, elinde bulunan tüm askeri güç ile tecavüze uğrayanın yanında yer alma yükümlülüğü getirmektedir (Md.5)

Tüm üye devletler kendi aralarındaki ihtilaflarda Uluslararası Adalet Divanı ya da benzeri bir yargı yolunun vereceği hükümlere uymayı taahhüt etmektedirler. (Md.10)

BAB yakın zamana kadar, ne bir askeri yapıya ne de kendine özgü bir silahlı güce sahip olmuştur. BAB Antlaşmasının 4ncü maddesi bu konuda NATO’nun askeri yapısına atıfta bulunmaktadır.

ELYSEE Antlaşması (22 Ocak 1963)

1961-1962 yıllarında General De Gaulle, 1951 Paris, 1957 Roma Antlaşmaları’ndan doğan üç topluluğu bir araya getirerek savunma ve diplomasi konularında yetkili, bir nevi Avrupa Konfederasyonu yaratmaya mahsus bir devletler birliğini ileri süren Fouchet Planı’nı önererek, 6’ları Avrupa’da askeri ve siyasi olarak birleştirmeyi denemiş, fakat başarısızlığa uğramıştı. Avrupa Ordusu projesinden 8 yıl sonraki bu planın başarısızlığı, 22 Ocak 1963’te ELYSEE Sarayı’nda imzalanan Fransa-Almanya Dostluk ve İşbirliği Antlaşması’nın doğmasına sebep olmuştur.

Bu aşamada bu antlaşmanın nedenlerine, içeriğine ve sonuçlarına bakmak gerekecektir. Çünkü bu girişimler ileride önce Alman-Fransız Ortak Tugayı, bilahare Avrupa Kolordusu’nun temelini oluşturmaktadır.

Fransa- Almanya dayanışması sonucu uygulamaya konulan çeşitli projeler şunlardır:

   *İlk olarak 1958’de Mulhouse yakınında Saint-Louis Fransız-Cermen Araştırma Enstitüsü’nün kurulması, daha sonra ise bunun Fransa ile Federal Almanya arasında varılan anlaşma sonucu birçok önemli ürünün geliştirilmesine yönelik faaliyetleri hedef alan Fransız- Alman Araştırma Enstitüsü haline getirilmesi,

  *HERCULES adlı Amerikan nakliye uçağının alınmasından yana olanlar etkili oldukları halde, TRANSALL nakliye uçağı yapımının Alman Parlamentosu’nda cereyan eden zorlu bir müzakere sonucunda kabul edilmesi,

  *MİLAN ve HOT tanksavar füzelerinde olduğu gibi 1969 yılında önemli bir aşama gösteren ROLAND füzesinin yapımı,

  *Fransız imal projesi ile Batı Alman projesi arasındaki zıddıyete rağmen, yakın destek ALPHA jet uçağının 1972-1974’de ortak üretimi,

  *Öte yandan MİLAN-HOT-ROLAND programlarının ortak olarak yürütülmesi amacıyla iki ülkenin bir program şubesi oluşturmaları.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) (1 Ağustos 1975)

 Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı olarak 1 Ağustos 1975’te 35 ülkenin temsilcilerinin imzaladığı “Helsinki Nihai Senedi “ ile kurulmuştur.  Bu antlaşma gerçekte yaptırım özelliği olmayan sadece bir siyasi bildirge/belgedir. Kurucuları arasında o zamanki tüm Avrupa Devletleri (Arnavutluk hariç) ile Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada yer almaktadır.

Helsinki Nihai Senedi ile ilk kez taraf ülkeler arasında gönüllülük esasına dayanan 4 adet Güven Arttırıcı Önlem tesbit tesbit edilmiştir. Bunlar:

*Büyük askeri manevraların önceden bildirilmesi,

*Büyük askeri intikallerin önceden bildirilmesi,

*Tatbikat ve manevralarda gözlemci mübadelesi,

*Diğer güven arttırıcı önlemlerdir.

5-6 Aralık 1994 tarihlerinde Budapeşte’de icra edilen AGİK Zirvesi’nde, teşkilata yeni bir ivme verilmesi için konferansın adı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) olarak değiştirilmiştir. Bugün AGİT’e Arnavutluk da dahil olmak üzere, başta Sovyetler Birliği olmak üzere parçalanan diğer ülkelerden doğan devletlerin katılmasıyla üye devlet sayısı 53’e ulaşmıştır.

Batı Avrupa Birliği’ne (BAB) Yeniden Etkinlik Kazandırma Girişimleri-ROMA Bildirisi (27 Ekim 1984)

Avrupa’nın kendi güvenliğini sağlaması konusundaki tartışmalar sırasında, BAB’a etkinlik kazandırma yolundaki ilk girişim, AGİK çerçevesinde Ocak 1984’de Stockholm’de yapılan Karşılıklı Güven ve Güvenlik-Silahsızlanma Ortamı Yaratma Toplantısı’nın hemen sonrasında Fransa tarafından başlatılmıştır. Bilahare, 17 Haziran 1984’de Londra’da toplanan BAB Daimi Konseyi, Batı Almanya’ya yönelik belirli konvansiyonel silahların üretimine ilişkin yürürlükteki son yasaklamaların da kaldırılmasını kararlaştırmıştır. Bu gelişmelerin ardından, 26-27 Ekim 1984 tarihlerinde BAB üyesi ülkelerin Dışişleri ve Savunma Bakanları, BAB Antlaşması’nın imzalanmasının 30 ncu yıldönümü sebebiyle Roma’da toplanmışlar, yaptıkları görüşmeler neticesinde, Roma Bildirisi’ni yayınlamışlardır. BAB’ın yeniden canlandırılmasını öneren 27 Ekim 1984 tarihli Roma Bildirisi, Kuzey Atlantik Antlaşması sorumluluk sahası içinde barışın sürdürülmesi için BAB’ın daha iyi kullanılması ve BAB’a üye olmayan NATO üyeleriyle daha sıkı işbirliği yapılması husularını içermektedir. Böylece Fransa’nın girişimiyle BAB, Avrupa’nın savunmasıyla ilgili konuların NATO’nun dışında tartışılacağı ikinci bir forum olarak yeniden gündeme gelmiştir.

Fransız-Alman Tugayı Önerisi (Haziran 1987)

Alman Şansölyesi Helmut Kohl 1987 Haziran ayında bir Fransız-Alman Ortak Tugayı kurulmasını önermiştir. Öneri, Paris tarafından da olumlu karşılanmıştır. 12-13 Kasım 1987 tarihlerinde toplanan 50 nci Alman-Fransız Zirvesi’nde Fransa Cumhurbaşkanı ve Federal Almanya Şansölyesi gelecekteki Alman-Fransız Tugayı’na ait takdim edilen ilk sonuçları onaylamışlardır. Ocak 1988’de ELYSEE Antlaşması’nın imza edilmesinin 25 nci yıldönümü törenlerinde tugayın teşkiline karar verilmiş, ilk Fransız Komutan ve onun Alman yardımcısı açıklanmıştır.

Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Konusundaki Diğer Gelişmeler (1987-1990)

Avrupa ülkeleri ortak dış ve savunma politikaları konusundaki işbirliğini güçlendirmek için çeşitli forumlarda kararlılıklarını teyid eden belgeler imzalamışlardır. Bunlardan biri Tek Avrupa Senedi’dir. (1 Temmuz 1987) Bu anlaşmasının 30.6ncı madesinde “Taraflar, Avrupa’nın güvenliği konusunda daha sıkı işbirliğini, Avrupa kimliğinin gelişmesinde dış politika bakımından başlıca etken olarak gördüklerini takdir ederler.” denilmektedir.

21 Kasım 1990 tarihinde imzalanan Paris Şartı’nda ise “Avrupa’da demokrasi, barış ve birliği devam ettirmek ve geliştirmek için Helsinki Nihai Senedi’nin 10 ilkesine tam sadakatle uyacağımızı ciddiyetle taahhüt ederiz “ ,” Avrupa’nın bölünmüşlüğü sona ererken güvenlik alanındaki ilişkilerimize, her birimizin bu alandaki tercih özgürlüğüne tam anlamıyla saygı göstererek yeni bir nitelik kazandırmaya çaba harcayacağız. Güvenlik bölünme kabul etmez ve katılan devletlerin her birinin güvenliği, bütün ötekilerin güvenliğine ayrılmaz  bir şekilde bağlıdır. Dolayısıyla aramızda güven ve güvenliği güçlendirmek ve silahsızlanmayı ve silahların kontrolunu gerçekleştirmek için işbirliği yapmayı taahhüt ediyoruz.” denmekteydi.

Fransa- Almanya Ortak Bildirisi (14 Ekim 1991)

Fransa ve Almanya 14 Ekim 1991 tarihinde BAB’ın uzun vadede siyasi birliğe entegre olmasını öngören bir bildiri yayınlamışlardır. Bu bildiride yer alan en önemli husus, bir “Avrupa Ordusu” kurulması önerisidir. Bu amaçla, Fransız-Alman askeri işbirliğinin mevcut ortak tugayın ötesinde güçlendirilerek tesis edilecek Alman-Fransız birliğinin “Avrupa Ordusu”nun nüvesini oluşturacağı, BAB üyesi diğer ülkelerin kuvvetlerini bu birliğe dahil edebilecekleri, bu yeni yapının aynı zamanda BAB üyesi ülkeler arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi için bir model olabileceği ifade edilmiştir.

Maastricht Antlaşması’nda Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (Aralık 1991)

Avrupa Topluluğu’nun (AT) Avrupa Birliği’ne (AB) dönüştüğü Maastricht Antlaşması’nda AB’nin ortak dış politika ve güvenlik konularına oldukça geniş yer verilmiştir. Aralık 1992’de Maastricht’te onaylanan ve 1 Kasım 1993’te yürürlüğe giren Avrupa Birliği Antlaşması, üye ülkelerin sadece ekonomik entegrasyonunu öngörmekle kalmamış, aynı zamanda AB’ye Ortak Dış ve Güvenlik Politikaları (AGSP) (Common Defense and Security Policy-CDSP) konusunda yeni sorumluluklar getirmiştir. AGSP Maastricht Antlaşması’nın Başlık V’in altında 11nci Madde’den başlayıp 28’e kadar giden hükümleri ile düzenlenmiştir. Maastricht Antlaşması’nın 11nci maddesinde üye devletler AGSP hedeflerini şöyle sıralamışlardır:

*Birliğin ortak değerlerini, temel menfaatlerini ve bağımsızlığını korumak,

* Birliğin ve üye devletlerin güvenliğini tüm yollarla güçlendirmek,

*BM Anayasası, Paris Şartı ve Helsinki Nihai Senedi hedefleri doğrultusunda barışı korumak ve uluslararası güvenliği güçlendirmek,

* Uluslararası işbirliğini güçlendirmek,

*Demokrasiyi, hukuk devletini, insan haklarına saygıyı ve temel hürriyetleri geliştirmek ve pekiştirmek.

BAB üyesi ülkeler, 1991 yılında Maastricht’te Avrupa savunma ve güvenlik kimliği oluşturma konusunda görüş bildirmişlerdir. Bu çerçevede BAB üyeliği AB üyeliği ile irtibatlandırılmış ve BAB’a üyelik konusunda üç kategori oluşturulmuştur: Tam üye, ortak üye ve gözlemci üye. Tam üyelik kategorisinin AB ile irtibatlandırılması ve bu irtibatlandırmanın negatif yorumu, izleyen yıllarda Türkiye açısından ciddi sorunlara yol açmıştır.

Maastricht Antlaşması Sonrası Gelişmeler

Avrupa Kolordusu Kurulması Kararı (22 Mayıs 1992)

Çok uluslu bir Avrupa Ordusu kurulması faaliyetleri, 1992 yılında Fransız-Alman Ortak Tugayı’nın fiilen kurulması ile başlamıştır. Ancak böyle bir gücü tüm Avrupa’ya yaygınlaştırma çabaları, 1991 yılında Alman Şansölyesi Helmut Kohl ile Fransa Cumhurbaşkanı F.Mitterand arasında alınan bir kararla başlamıştır. İki lider daha sonra AT Dönem Başkanı’na 11 Ekim 1991 tarihinde bir mektup göndererek, yeni Alman-Fransız birliğinin BAB çerçevesinde bağımsız Avrupa savunmasına çekirdek oluşturmasını istemişlerdir. Daha sonra 22 Mayıs 1992’de La Rochelle’de Fransız-Alman Zirvesi’nde bir Avrupa Kolordusu (EUROCORPS)  kurulmasına karar verilmiştir. Bu Kolordu Ekim 1993’te Belçika, İspanya ve Lüksemburg’un katılmasıyla şekillenmeye başlamıştır ve 1996’da kurulmuştur.

Avrupa Kolordusu, Fransa ve Almanya’nın girişimiyle üye ülkelerin Haziran 1999’da Köln’de aldıkları karar gereğince bir Krizlere Müdahale Birliği haline gelmiştir. EUROCORPS Karargahı Nisan 2002’den itibaren altı ay müddetle Kosova’da KFOR (Kosovo Force) Karargahı’nı oluşturmuştur. Bu sırada NATO Komuta yapısına entegre edilmiştir.

Avrupa Kolordusu temelde BAB’a üye olan ülkelere açıktı. AB üyesi olmayan ancak NATO üyesi olan ülkeler de BAB’ın faaliyetlerine tam olarak katılacaklar ve BAB’a ortak üye statüsü ile dahil olacaklardır. 20 Kasım 1992’de Türkiye’ye ortak üye statüsü tanınmıştır. (Anlaşma 1995’te yürülüğe girmiştir.) Türkiye Avrupa Kolordusu’nun dışında kalmamak için Lüksemburg’da 25 Kasım 1993 tarihinde yapılan BAB Bakanlar Konseyi Toplantısı’nda BAB’ın ortak üyelerinin de Avrupa Kolordusu’na girebileceğini tescil ettirmiştir. Bu kapsamda Türkiye, Aralık 1993’te aynı zamanda NATO Süratli Reaksiyon Kuvvetleri’ne (ARRC) tahsisli bir Mekanize Piyade Tümeni’nden oluşan bir gücü BAB’a tahsis edebileceği yönünde bir niyet bildiriminde bulunmuştur.

Avrupa Kolordusu’nun NATO ile ilişkilerinde ABD’nin Avrupa güvenlik mimarisi kapsamında uyguladığı politika önem kazanmaktadır. Almanya ve Fransa Haziran 1992’de Avrupa Kolordusu’nun gerekli durumlarda NATO’ya tahsis edilmesine imkan verebilecek bir nitelik kazandırma niyetinde olduklarını açıklamışlardır. Bu karara gelinmesinde ABD’nin endişe ve itirazlarını karşılamaya çalışan Almanya’nın tutumu belirleyici rol oynamıştır. NATO makamlarıyla yapılan görüşmeler sonunda Avrupa Kolordusu ile NATO askeri işbirliği ilişkilerini düzenlemek amacıyla Almanya ve Fransa Genelkurmay Başkanları ile SACEUR 21 Ocak 1993 tarihinde bir antlaşma imzalamıştır. Bu antlaşmaya göre;

*Avrupa Kolordusu ihtiyaç halinde NATO’nun harekat komutasına girebilecek,

*NATO’nun 5nci maddesinin işletilmesini gerektiren durumların yanısıra, barışı koruma, kriz yönetimi ve insani amaçlı operasyonlar için tahsis edilebilecektir.

Helsinki Zirvesi (10-11 Aralık 1999)

Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği konusu Haziran 1997 Amsterdam Anlaşması’ndan sonra ele alınmış, en önemli gelişmeye 10-11 Aralık 1999 Helsinki, AB Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesinde ulaşılmıştır. Sonuç Bildirgesi’nde konu ile ilgili olarak şu hususlar bulunmaktadır:

*AB yönetiminde gerçekleştirilecek ve katılımın gönüllü olacağı askeri operasyonlarda kullanılmak üzere, üye devletlerce 2003 yılına kadar, 50-60.000 kişilik bir ordu kurulması (Headline Goal),

(Bu birlik daimi bir kuvvet olmayıp bir çağrı kuvveti olarak milli sorumluluk altında bulunacaktı. AB, 60 gün içinde 60.000 kişilik bir kuvveti bir yıllık bir göreve göndermeye hazır olacaktı. Almanya Headline Goal’e ilk kademede 18.000 olmak üzere 30.000 asker, 90 savaş uçağı ve 15 gmi ve denizaltı tahsis edecekti.)

*Birliğe bu tür operasyonları siyasi ve stratejik açıdan yönlendirme imkanı vermek üzere, konsey bünyesinde yeni siyasi ve askeri yapıların oluşturulması.

*Birliğin karar alma mekanizmasına ilişkin olarak, AB üyesi olmayan NATO ülkelerinin ve diğer devletlerin AB yönetimindeki askeri kriz yönetimi oluşumuna katkıda bulunmalarını sağlayacak düzenlemelerin yapılması.

Avrupa Hava Ulaştırma Komutanlığı’nın Kurulması (Eylül 2001)

Dünya’da meydana gelen kriz ve çatışmalara müdahale edecek Avrupa birliklerinin personel ve malzeme nakli imkan ve kabiliyetine sahip olması gerekliydi. Bu nedenle 1999 yılında bir Avrupa Hava Ulaştırma Komutanlığı kurulması kararlaştırıldı. Bunun ilk adımı olarak Eylül 2001’de Eindhoven’de bir Avrupa Hava Ulaştırma Koordinasyon Merkezi (European Air Transport Coordination Cell) kurulması kararı verildi. Bu merkezin orta ve uzun vadede komutanlığa dönüştürülmesi öngörüldü.

Avrupa birliklerinin hava ulaştırma imkan ve kabiliyetlerini geliştirmek için Haziran 2001’de Le Bourget imzalanan bir anlaşma ile ortak bir proje olarak Avrupa Ulaştırma Uçağı A400M2’in üretilmesi önemli bir adım oldu.

PESCO (Permanent Structured Cooperation)- Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği (11 Aralık 2017)

28 Avrupa Birliği ülkesinden 25’nin Dışişleri ve Savunma Bakanları, ABD Başkanı Trump’ın NATO karşıtı söylemleri (Örneğin, yük paylaşılması talebi) nedeniyle, biraz da telaşa kapılarak, 11 Aralık 2017’de  Brüksel’de yaptıkları toplantıda  savunma alanında derin işbirliğine gitme kararı aldılar. Danimarka, Malta ve Büyük Britanya anlaşmada yer almadılar. AB ülkeleri savunma konusunda gelecekte müşterek hareket etmeyi amaçlıyorlar. Buna bazıları “Askeri Schengen” de diyorlar.

PESCO, üye ülkelerin savunma yeteneklerini müştereken geliştirmelerini, savunma harcamalarınının düzenlenmesini, ortak projelere yatırım yapılmasını, Avrupa halkının korunmasını ve ortak güvenlik ağı oluşturulmasını amaçlayan bir projedir. Bu anlaşmada “Avrupa Ordusu”ndan söz edilmemektedir.

PESCO’nun NATO’yu tamamlaması ve desteklemesi öngörülmektedir.

Avrupa Savunma Bakanları Mart 2018’de PESCO kapsamında ilk 17 proje hakkında karar verdiler. Kasım 2018’de 17 proje daha gündeme geldi. Almanya bu projelerden altısında proje koordinatörlüğünü üstlendi. Bu projeler şunlardır:

  • *Avrupa Sağlık Komutanlığı’nın kurulması (European Medical Command)
  • * Avrupa Lojistik Ağı (Network of Logistic Hubs in Europe and Support to Operations)
  • * AB-Geliştirme Eğitim Merkezi (European Union Training Mission Competence Centre)
  • *AB Kriz Müdahale Güçleri’nin Teşkilatlandırılması (EUFOR Crisis Response Operation Core)
  • * Avrupa İnsansız Hava Araçlarının yönetimi (European MALE RPAS)
  • * Avrupa Coğrafi Bilgi Desteği (Geo METOC Support Coordination Element)

AB ülkeleri bugüne kadar askeri donanımlarını büyük ölçüde ulusal düzeyde tedarik ettiler. Oysa büyük ölçekli tedariklerde işbirliğine gittikleri takdirde büyük tasarruflar sağlayabilirlerdi. 2017 itibariyle 200 milyar dolarlık savunma bütçesi olan AB üyeleri bu anlaşma kapsamında getirilen düzenlemeyle 25 ila 100 milyar dolar arasında tasarruf sağlanacağını belirtiyorlar.

PESCO’ya AB’nin kuruluşunda da öncü rolü oynayan Fransa ve Almanya önayak oldular. Daha önce de denenmişse de İngiltere’nin isteksiz kalması nedeniyle uygulamaya konulamıyordu. İngiltere’nin AB’den ayrılma kararı (Bretix) alması sonucu işbirliği önünde engel kalmadı.

Avrupa  ülkelerini bu anlaşmaya iten en önemli dört neden;

*Bretix ile Birleşik Krallığın Avrupa Birliğinden ayrılma kararı alması,

*Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgali ve Ukrayna’da Rus yanlısı ayrılıkçılar ile ordu arasında başlayan çatışmalar,

*Doğu Avrupa’da Rusya’nın askeri varlığının artması,

*ABD Başkanı Trump’ın NATO’ya karşı mesafeli durmasıdır.

Almanya Savunma Bakanı von der Leyen, PESCO’yu “Avrupa için büyük bir gün” olarak niteledi. Bakan, “Bugün Avrupa Güvenlik ve Savunma Birliği’ni kuruyoruz. Avrupa’daki komşular arasında ortaya çıkacak problemleri bizim adımıza başkaları çözemez; problemleri biz Avrupalılar kendimiz çözmeliyiz.” dedi.

Güncel Gelişmeler

Yukarıda özet olarak verilen kronolojik gelişmelerden de görülebileceği gib “Avrupa Ordusu” kurulması eski bir sevdadır; Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ile Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in Elysee Antlaşması’nın 56ncı yıldönümünde imzaladıkları yeni anlaşmanın kaçıncı anlaşma olduğunu anlamak için kronolojiye tekrar bakmak gerekiyor!

Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron daha seçim kampanyaları sırasında, bir Avrupa Komutanlığı, Ortak Savunma Bütçesi, Avrupa Güvenlik Konseyi ve Savunma alanında işbirliğinden söz etmişti. Macron, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 100 ncü yılı anma törenleri sırasında  “Europe 1” Radyosu’na verdiği demeçte de Avrupa’nın kendi ordusunu kurması gerektiğini söyledi. Macron, “Avrupalılar’ın sadece ABD’ye güvenemeyeceğini, Rusya’nın Avrupa’nın sınır komşusu olduğunu ve tehdit oluşturabileceğini” belirtti. Macron bu talepte bulunurken Avrupa’nın sınırlarında bulunan ve tekrar silahlanmaya başlayan “otoriter ülkelere” dikkat çekti,  ABD’nin Rusya ile yaptığı INF Anlaşması’ndan çekilmesinin Avrupa için tehlikeli olacağını da vurguladı.

Macron, 2017 Sonbaharı’nda Sorbon Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada, Avrupa Müdahale Gücü, AB Bütçesi ve AB içinde müşterek savunma doktrini istedi. Kasım 2018’de bu isteğini yineledi. “Avrupa’nın Rusya’yı, Çin’i, hatta ABD’ni” dikkate alarak kendini savunması gerektiğini belirtti. ABD Başkanı Donald Trump bu önerinin “çok üzücü” olduğunu belirtti. Macron, Trump’ın başkanlığında ABD’nin “daha az güvenilir bir ortak” olduğunu belirtti.

Merkel, Macron’nun önerilerine destek vererek, “Avrupa’nın başkalarına güveneceği zamanlar geride kalmıştır. Müşterek bir Avrupa Ordusu Avrupa ülkeleri arasında artık savaş olmayacağını bütün dünyaya gösterecektir.” dedi. Merkel yaptığı konuşmada ayrıca, başka ülkelere harp teçizatı satılması konusunda ortak bir politika geliştirilmesini de önerdi.

Bazı yorumcular ise, “AB 2008’den beri Dünya Gıda Yardımı gemilerini ve Afrika Boynuzu’ndaki deniz ticareti yollarını korumak ve deniz korsanlarına karşı mücadele etmek için Somali’de deniz gücü bulunduruyor. 2016’dan beri Orta Afrika Cumhuriyeti’nde askeri eğitim veriyor. Bosna Hersek’te AB askerleri görev yapıyor. Avusturyalı Tümgeneral AB-Misyonu “Althea”ya komuta ediyor. Irak’ta, Ukrayna’da, Libya’da, Mali’de, Kosova’da, Gürcistan’da ve Afganistan’da AB asker ve sivil personeli görev yapıyor.” diyerek, bunlar küçük adımlar olsa da, bir Avrupa Ordusu’nun mevcut olduğundan söz ediyorlar.

Yeni Elysee Antlaşması (22 Ocak 2019)

Almanya Şansölyesi Merkel, Aachen’da imzalanan yeni antlaşmanın Avrupa Ordusu için atılan bir ilk adım niyetini taşıdığını söyledi. 

Merkel, konuyla ilgili olarak “Antlaşmanın ikinci bölümünde barış ve güvenlik konuları var. Ortak güvenliğimiz için Almanya ve Fransa olarak ülkelerimize silahlı bir saldırı olduğu durumda bütün gücümüzle yardımlaşacak ve saldırılara birlikte karşı koyacağız. Bu,askeri seçenekleri de içeriyor. Artık bir ortak askeri kültür oluşturmamız gerekiyor. Ortak savunma endüstrisi, ortak silah satış politikaları geliştirmeliyiz. Böylece bir Avrupa Ordusu oluşması için iki ülke üzerine düşen görevi yerine getirmiş olacak. Bu durum ancak iki ülkenin aynı zamanda dış politikalarında da koordineli çalışmaları neticesinde gerçekleştirilebilir.” ifadelerini kullandı.

22 Ocak 1963’te dönemin Almanya Başbakanı Konrad Adenauer ve Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle’ün imzaladığı Elysee Anlaşması’nın temeli üzerine hazırlanan yeni antlaşma, 7 başlık altında 28 maddenin bulunduğu 16 sayfadan oluşuyor.

Yaklaşık 450 kilometre ortak sınırı bulunan ve tarihte birçok savaşta karşı karşıya gelen iki ülkenin imzalayacağı yeni antlaşmanın hedefi “İkili ilişkileri yeni bir düzeye çıkarmak ve 21. yüzyılda hem iki ülkenin hem de Avrupa’nın karşılaştığı zorluklara hazırlanmak” olarak belirtiliyor.

Antlaşmayla iki ülke arasında ekonomi, savunma ve güvenlik politikalarının yanı sıra kültür, eğitim, araştırma, teknoloji, yapay zeka, iklim ve çevre alanlarında iş birliğinin daha da geliştirilmesi amaçlanıyor.

Avrupa Birliği’nde (AB) alınacak kararlarda iki ülke arasında iş birliğinin derinleştirilmesi ve koordinasyon sağlanması istenilen antlaşmada, bunun için AB’de düzenlenecek büyük toplantılar öncesinde istişare yapılması ve ortak tutum sergilenmesi için çaba harcanması öngörülüyor.

İki ülke arasında siyasi alanda “Savunma ve Güvenlik Konseyi“, ekonomik alanda ise ortak “Ekonomi Uzmanları Konseyi” oluşturulacağı belirtilen antlaşmada, silah ihracatına ilişkin ortak yaklaşım geliştirileceği ifade edildi.

Antlaşmada, ülkelerden birinin silahlı saldırıya hedef olması halinde diğerinin mümkün olduğu kadar yardımda bulunması öngörülüyor.

Dışişleri bakanlıklarının ve diplomatik misyonlarının işbirliğinin genişletileceği vurgulanan antlaşmada “Almanya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK) daimi üye olarak alınması Alman-Fransız diplomasisinin önceliğidir.” ifadesi kullanıldı.

Antlaşmada eğitim alanında, karşılıklı olarak diğer ülkenin dilini öğrenen öğrencilerin sayısının artırılması, karşılıklı diplomaların tanınması ve üniversitelerin iş birliğine gitmesi gibi birçok konuda daha yakın çalışma yapılması öngörülüyor.

Sınır bölgelerinde halkın yaşam koşullarını kolaylaştırma konusunda engellerin kaldırılması istenilen antlaşmada, bunun için sınır bölgelerde çeşitli ortak projelerin hayata geçirilmesi ve yasal düzenlemelerin yapılması hedefleniyor.

Antlaşmada iki halkın daha da yakınlaşması için yapılacak çalışmalar konusunda ortak bir fon kurulacağı ifade edildi.

Çevre alanında Paris Antlaşması’nın uygulanması ve BM’nin 2030 sürdürebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması için iki ülkenin yakın işbirliğinde olacağı belirtilen antlaşmada, enerji dönüşümünün ilerletilmesinin sağlanması için çaba sarf edileceği kaydedildi.

Sonsöz

24 Ekim 1950 tarihli Pleven Planı’ndan beri sözü edilen “Avrupa Ordusu” 22 Ocak 2019’da imzalanan Yeni Elysee Antlaşması ile yeni bir ivme kazandı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya mesafeli duruşu ve NATO ülkelerinin artık yükü paylaşmaları gerektiği söylemleri, dünyanın çeşitli bölgelerinden kuvvet çekme niyetleri, Ukrayna krizi, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi ve nihayet ABD ile Rusya arasındaki INF-Anlaşması tartışmaları bu kez Avrupa ülkelerini “Gerçek bir Avrupa Ordusu” kurma yolunda harekete geçirecek mi? Avrupa Ordusu NATO konusunda yeni tartışmalar başlatacak mı? Yoksa bu girişim de “Başka bahara” denilerek kronolojide yerini alacak mı?

 

Kaynak

1.Doç.Dr.Beril Dedeoğlu,Dr.Mesut Hakkı Caşin: Yeni Avrupa Güvenlik Kimliği’nde Stratejik Arayışlar, NATO-BAB-AB-AGİT İlişkilerinin dünü,bugünü ve geleceği- Avrasya Dosyası 1999

2.Engin İ.Erdem: Batı Avrupa Birliği ve Avrupa Güvenliği-Avrasya Dosyası 1999

3.Dr.İrfan Kaya Ülger: Avrupa Birliği’nde Siyasal Bütünleşme

4.Yavuz Gökalp Yıldız: Stratejik Vizyon Arayışları ve Türkiye

  1. Suat İlhan: Avrupa Birliği’ne neden Hayır-Jeopolitik Yaklaşım

6.Harp Akademileri Yayını-1996: Avrupa’nın Güvenliği ve Almanya

7.Gencer Özcan-Şule Kut: En Uzun On Yıl-2000,Şule Kut: Türkiye’nin Soğuk Savaş Sonrası Dış Politikası’nın Ana Hatları.

  1. www.bmvg.de : Die militaerische Strukturen der Europaeische Union-14 Aralık 2004
  2. www.bundesregierung.de : Gemeinsam staerker durch PESCO- 13 Aralık 2017
  3. www.sueddeutsche.de : Macron fordert “Wahre europaeische Armee”-6 Kasım 2018
  4. www.mdr.de : Die unendliche Geschichte einer Europa-Armee10 Kasım 2018
  5. www.nzz.ch : Die europaeische Armee ist ein Symbol für Ideenlosigkeit13 Kasım 2018
  6. www.spiegel.de : Merkel wirbt für europaeische Armee13 Kasım 2018
  7. www.zeit.de : Die EU-Armee nimmt laengst Gestalt an17 Kasım 2018
  8. www.merkur.de : Nach Forderung nach europaeischen Armee19 Kasım 2018
  9. www.handelsblatt.com : Es ist Zeit für eine europaeische Armee19 Kasım 2018
  10. www.bmvg.de : PESCO: Mehr Zusammenarbeit bei der Verteidigung11 Aralık 2018
  11. www.haberturk.com : Merkel duyurdu: Yeni Antlaşma Avrupa Ordusu için ilk adım-22 Ocak 2019