Ortadoğu’daki olaylar ve ABD ile olan ilişkiler ülke gündemini meşgul ederken kuzeydoğumuzda dikkat çekici gelişmeler meydana gelmektedir. Ermenistan’da geçtiğimiz Mayıs ayında gerçekleşen hükümet değişikliği sonrasında bölgeye yönelik artan batı ilgisi ve Rusya Federasyon (RF)’un politik söylem değişikliği dikkat çekici gelişmelerdir.

Küresel ve bölgesel aktörlerin politika değişikliklerinin, 1994 yılından beri çözümsüz (intractable) bir çatışmaya dönüşmüş Dağlık Karabağ Sorunu (DKS)’un çözümüne ve Türkiye’nin bölgesel çıkarlarına birtakım etkileri olabileceği öngörülmektedir. Bu nedenle, bahse konu gelişmeleri aktörler bazında kısaca inceleyerek önümüzdeki dönemde meydana gelebilecek gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulunulması faydalı olacaktır.

Ermenistan’da Yönetim Değişikliği ve Yansımaları

2008 yılından beri iktidarda olan Rusya Federasyonu yanlısı Devlet Başkanı Sarkisyan, gittikçe artan yolsuzluk iddiaları, ekonomik sorunlar ve son olarak görev süresini uzatmaya yönelik anayasa değişikliği girişimi sonrasında gelişen toplumsal tepki sonucu geçtiğimiz Nisan ayında istifa etmek zorunda kalmıştır. Gelişmeler karşında başlangıçta sessiz kalan RF, sonraki süreçte halk tepkisine liderlik eden muhalefet lideri Pasinyan ve politikalarından duyduğu rahatsızlığı yüksek sesle dillendirmeye başlamıştır.[1]

Pasinyan’ın tam olarak Rus karşıtı olduğunu veya Batı değerlerine bağlı olduğunu söylemek güçtür. Ancak, genç yaşı (43) nedeniyle önceki başkanlar gibi Sovyet geçmişi yoktur. Dolayısıyla, Ermenistan’ın “Sovyet sonrası” kimliğinin yeniden oluşturulmasında diğer liderlerden farklı bir çizgi izlemesi mümkün görülmektedir. Adının yolsuzluklarla kirlenmemiş olması da diğer Ermeni liderlerin aksine onun RF desteğine ihtiyaç duymamasına ve daha serbest hareket etmesine imkân sağlamaktadır.

9 Aralık 2018 tarihinde yapılan parlamento seçimlerini kazanan Pasinyan, halk desteğini alarak siyasi gücünü pekiştirmiştir.[2] Geçen süre içerisinde Ermeni halkı yeni yönetime olan iyimserliğini korusa da ortaya çıkan son jeopolitik gelişmeler nedeniyle mevcut yönetim, ciddi bir sınavla karşı karşıya kalmıştır. Rusya’nın Azerbaycan ile ilişkilerini geliştirmesi ve ABD’nin son zamanlarda Azerbaycan tezlerini destekler açıklamaları nedeniyle ciddi bir açmazla karşı karşıya kalmıştır. ABD’nin yeniden uygulamaya soktuğu İran ambargosu ve Rusya ile ilişkilerin gerilmesi nedeniyle mevcut ekonomik sorunların daha da derinleşmesi riski ortaya çıkmıştır.

Ermenistan’ın Azerbaycan’a ve Türkiye’ye yönelik katı tutumu ve RF’nu tarihsel koruyucu güç olarak görmesi kendi egemenlik alanını daraltmaktadır. ABD ve AB’nin de Ermenistan’a güven veren net bir duruş sergileyememeleri RF’na olan bağımlılığının artmasına neden olmaktadır. Oluşan bu kısır döngü bölgesel işbirliğini ve dolayısıyla da DKS’nun çözümünü olumsuz şekilde etkilemektedir.

İktidar değişikliği sonrasında ABD ve AB’de de Ermenistan’ın batıyla daha sağlam ilişkiler kurabileceği konusunda bir takım umutlar oluştuğu son aylarda yapılan açıklamalardan anlaşılmaktadır.[3]

Azerbaycan’ın artan Ekonomik ve Politik Avantajları

Yıllardır sistematik ve istikrarlı bir şekilde askeri ve politik gücünü artıran Azerbaycan, gelinen aşamada Ermenistan’a karşı durumsal bir üstünlük yakalamıştır. Ermenistan’daki yönetim değişikliği sonrasında RF’nun ve İran’a ambargosu nedeniyle de ABD’nin bu ülkeye yaklaşımında olumlu değişiklikler olmuştur.

RF geleneksel olarak, taraflar arasındaki dengeyi gözeten bir politika izlemektedir. Bu bağlamda durumsal gelişmelere göre bazen Ermenistan bazen de Azerbaycan’ı desteklemektedir. Gelinen aşamada, güney sınırlarında batının etkinliğini artırma çabalarını ciddi bir tehdit olarak gören RF, Ermenistan’da meydana gelen yönetim değişikliği sonrasında Ermenistan’ın Batı kampına kayacağına dair endişe duymaya başlamış ve Ermenistan’ı caydırmaya yönelik politika değişikliğine gitmiştir. Bu kapsamda, RF Azerbaycan ile olan ilişkilerine daha fazla önem ve Karabağ konusunda Azerbaycan tezlerini destekleyen bir görüntü vermeye başlamıştır. Bu politika değişikliğinin bir işareti olarak RF Devlet Başkanı Putin Eylül ayı içerisinde Azerbaycan’ı ziyaret etmiş, Ermenistan gezisini ise ertelemiştir.

Ortaya çıkan söylentiler nedeniyle Putin’in ziyaretinin Ermenistan’da ciddi endişe yarattığı anlaşılmaktadır. İki ülkenin Azerbaycan’ın Ortak Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO)’ne katılması konusunda anlaşmaya vardıkları haberi 28 Eylül 2018 tarihli Pravda gazetesinde yer almıştır. RF’nun, Azerbaycan’ın kendi denetimindeki savunma örgütüne katılması karşılığında işgal altındaki yedi Azerbaycan şehrinden beşinin geri verilmesi için Ermenistan üzerinde baskı kuracağı hususu söz konusu haberde iddia edilmiştir.[4] Böyle bir girişim durumunda Ermenistan’ın Azerbaycan’ın RF kontrolündeki örgütlere katılmasını Karabağ’da barış antlaşması yapılıncaya kadar veto edeceğini bizzat Başbakan Paşinyan ifade etmiştir.[5]

Azerbaycan tarafının, son zamanlarda RF ile olan ilişkilerin ivme kazanmasından[6] ve stratejik seviyeye ulaşmasından memnun oldukları gözlenmektedir. Özellikle yıllardır çözülemeyen Hazar Denizi’nin statüsü konusunda anlaşılmış olması dikkate alındığında, DKS’nun çözümü konusunda kilit ülke konumunda olan RF’nun Azerbaycan’ı destekleyeceğine ve Ermenistan üzerinde baskı kuracağına yönelik bir beklenti oluşmuştur.[7] Bu beklentinin temelinde Avrasya bölgesinin güvenliğini sağlama konusunda bugüne kadar “dikte edici” güvenlik anlayışına sahip RF’nun “ortaklığa dayanan” bir güvenlik anlayışı ile hareket edeceğine yönelik emareler de önemli bir yer tutmaktadır.[8]

Bolton’un geçtiğimiz Ekim ayı içerisinde bölgeye yaptığı ziyaret,  İran’ın sıkıştırılmasının yanı sıra ABD’nin özellikle enerji bağlamında bölgeye verdiği öneme de işaret etmektedir. ABD, “Güney Gaz Koridoru” Projesinin tamamlanarak Azerbaycan’ın RF’na alternatif bir tedarikçi olmasını istemektedir. Zira halen 10 milyar m3 seviyesinde olan ancak 31 milyar m3 kadar çıkması beklenen gaz ihraç hacmi, AB’nin gaz ihtiyacının bir kısmını karşılayacak ve RF’na olan bağımlılığı azaltacaktır.

ABD tarafından DKS gerekçe gösterilerek silah satışı ve yardımları yasaklayan “Özgürlük Destekleme Yasasının” “907’inci Bölümü,” İki ülke ilişkilerinin gelişmesinde ciddi bir engel teşkil etmektedir. Bolton, gerektiğinde bu düzenlemenin yönetimin yetkileri ile aşılabileceği mesajını vermesi, ABD’nin Ermeni diasporasına rağmen önemli bir politika değişikliğine gitme isteğinde olduğunu göstermektedir.

Türkiye ve Rusya Yakınlaşması ve Bölge Sorunlarına Etkileri

Tarihi rekabet içerisinde olan iki ülke, son yıllarda ilişkilerini başta ekonomik alan olmak üzere süratle geliştirmektedirler. RF ve Türkiye, ABD’nin Suriye, Irak ve İran politikalarını kendi güvenliklerine bir tehdit olarak görmekte ve bu ortak tehdit algılaması nedeniyle iki aktörün işbirliği ivme kazanmaktadır.[9] Türkiye’nin Rus doğal gazına bağımlılık seviyesinin yüksek (%55), Rus turistlerin turizm gelirlerinde önemli bir paya (%12) sahip ve tarım ürünlerinin ihracında RF’nun ciddi bir pazar olması gibi nedenler, Türkiye’nin RF ile işbirliğinde diğer güçlü işbirliği dinamikleri iken RF açısından ise ABD’nin Türkiye üzerindeki etkisinin zayıflaması en önemli işbirliği dinamiğidir. 2015 yılında RF uçağının düşürülmesi sonucu ilişkilerin bir süre gerginleşmesine rağmen bahse konu dinamikler nedeniyle taraflar, boru hatları (Türk Akımı), Türkiye’de nükleer santral inşası ve S-400 Hava Savunma Sistemi tedariki konusunda anlaşmışlardır.

Bölgenin en önemli iki ülkesi arasındaki artan işbirliği, RF’nun DKS’nun çözümü konusunda Azerbaycan görüşü doğrultusunda politika değişikliği yapması ihtimalini güçlendirmektedir. Dolayısıyla son zamanlarda RF tarafından Ermenistan görüşleri aleyhine açıklama yapılmasında gelişen ilişkilerin de etkisinin olduğu kıymetlendirilmektedir.

İki ülke arasındaki yoğun işbirliği ve politik yakınlaşma, Batı’da Türkiye’nin RF tarafına kayacağına dair endişeler doğurmuştur. Ancak, ortak değerlere sahip olmayan iki ülkenin işbirliğinin taktik gerekçelere dayandığı ve durumsal gelişmelere bağlı olarak yönünü ve kuvvetini tayin edeceği kıymetlendirilmektedir.[10]

ABD’nin Kafkaslara Yönelik Politikası Değişiyor mu?

ABD Milli Güvenlik Danışmanı Bolton’un bölge ziyareti ve öncesinde ABD’nin Erivan Büyükelçisinin verdiği mülakat,[11] ABD’nin bölgeye yönelik politikalarında bazı değişiklikler olduğuna işaret etmiş, akabinde Bolton’un ziyareti esnasında yaptığı açıklamalar ise bu değişikliği teyit eder bir mahiyet arz etmiştir. [12]

Bolton’un bölge ülkelerini ziyaretinin temel maksadının İran’ın izole edilmesi konusunda ABD’nin kararlığının gösterilmesi olsa da RF’nun bölge ülkeleri üzerindeki tesirini zayıflatmaya yönelik bir takım stratejik maksatları da içerdiği düşünülmektedir.

Ermenistan’ın İran ile olan ekonomik iş birliğini daha önce görmemezlikten gelen ABD’nin yeni İran politikaları çerçevesinde bu durumdan artık rahatsız olduğu anlaşılmaktadır. Ermenistan’ın İran’a bağımlılığını azaltmasının yolunun “geçmiş olayların mahkûmu olmadan” DKS’nun çözümlenmesi olduğu Bolton tarafından vurgulanmıştır. DKS’nun çözülmesi durumunda Türkiye ve Azerbaycan tarafından uygulanan tecridin kalkacağı ve Ermenistan’ın bölgesel projelere dâhil olması ile RF’u ve İran’a olan bağımlılığının azalacağını bilen ABD’nin Ermenistan’a baskı yapabileceği öngörülmekle birlikte bu aşamada ciddi bir inisiyatif kullanması ihtimalinin zayıf olduğu düşünülmektedir. Zira ABD tarafından çözüm için ikna edilebilmesi maksadıyla Ermenistan’a birtakım güvenceler verildiğine/verileceğine dair herhangi bir bilgi mevcut değildir.

Bolton’un bölge ülkelerine silah satmama politikalarını değiştirebileceklerini belirtmesi ABD’nin bölge ülkeleri üzerindeki etkisini güçlendirmek niyetinde olduğunu göstermektedir.[13] Silah satışı yasağının kaldırılması dolaylı da olsa ekonomisi güçlü Azerbaycan’ı askeri manada avantajlı konuma getireceği ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olan Ermenistan üzerindeki baskıyı artıracağı değerlendirilmektedir.

ABD tarafından peş peşe yapılan açıklamalar Ermenistan’da tepki doğurmuş ve bizzat Başbakan Paşinyan tarafından tenkit edilmiştir. ABD’nin Ermenistan tarafına somut bir destek sağlamaması durumunda bu tür açıklamaların Batıyla yakınlaşma niyeti olduğu düşünülen yeni hükümetin elini zayıflatması ve Rusya yanlılarının elini kuvvetlendirmesi kuvvetle muhtemeldir.

Çin’in bölgeye karşı artan ilgisi

Son yıllarda Çin’in de bölgeye yönelik ilgisinin arttığı gözlenmektedir. Kuşak ve Yol İnisiyatifi (Belt and Road Initiative-BRI) ve Hazar Transit Uluslar Arası Ulaştırma Koridoru (Trans-Caspian International Transport Corridor-TITR) projeleri doğrultusunda bölge ülkelerindeki yatırımlarını artırmaktadır. Bu kapsamda, Çin, en çok Azerbaycan ile olan ekonomik faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır. Bugüne kadar 770 milyon dolar civarında yatırım yapmış ve ticaret hacmi 1991 yılından itibaren 800 kat artarak 2017 yılında 1, 3 milyar dolara ulaşmıştır. Çin destekli Asya Kalkınma Bankası, TANAP’ a 600 milyon dolar kredi sağlamıştır.

Gürcistan ile de ekonomik ilişkilerini geliştiren Çin, halen 939 milyon dolarlık bir ticaret hacmine ulaşmıştır. Böylece Gürcistan’ın 3’üncü büyük ticari ortağı durumuna yükselmiştir. Halen Ermenistan ile 342 milyon dolar civarında bir ticaret hacmi (Ermenistan genel ticaretinin % 5,3) olan Çin, bu ülkeye küçük miktarlar da olsa ekonomik yardımlar yapmış, araçlar hibe etmiş ve çeşitli tesisler kurmuştur.[14]

Tüm bu gelişmelere rağmen Çin’in bölge ülkeleri olan ekonomik faaliyet hacmi henüz beklentilerin altındadır. Bahse konu stratejik projelere bağlı olarak yatırımlarını ve bölgedeki varlığını artıracağı kıymetlendirilmektedir. Çin’in bölgeye olan ilgisi ve etkisi doğal olarak ileride bir takım jeopolitik sonuçlar da doğuracaktır.

AB’nin Yaklaşımı

Bölge AB için de stratejik önemi haiz bir bölgedir. Başta Fransa ve Almanya olmak üzere önemli AB devletleri bölge ülkelerine ciddi yatırımlar yapmışlardır. AB’nin RF’na olan enerji bağımlılığını gelecekte kısmen de olsa hafifletme ve Çin ile AB arasında transit bir koridor teşkil etme potansiyeli nedeniyle bölge stratejik öneme sahiptir. Dolayısıyla yumuşak güç AB’nin, bölgedeki ekonomik ve politik etkinliğini artırabilmesi için mevcut etnik çatışmaların barışçıl yollardan çözülmesi ve istikrarın sağlanması elzemdir.

Bu bağlamda, Almanya Şansölyesi Merkel’in geçen Ağustos ayında bölge ülkelerini ziyaret etmesi AB’nin bölgeye olan artan ilgisine işaret etmektedir. Almanya önderliğindeki AB, teknolojik üstünlüğü ve demokratik değerlere dayanan yumuşak gücünü kullanarak bölge ülkelerini etkisi altına almaya ve ekonomik nüfuzunu sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.[15] Merkel’in gezisi her ne kadar ekonomik maksatlar için yapılmış olsa da politik öneme de sahiptir. Bölgede istikrarın sağlanması için hâlihazırda Minsk Grubu barış çabalarına aktif destek veren AB’nin ortaya çıkabilecek çözüm inisiyatiflerini destekleyebileceği değerlendirilmektedir.

RF, her ne kadar AB’nin bölgedeki etkinliğinden rahatsız olsa da mevcut stratejik ulaştırma projelerinin gerçekleştirilebilmesi maksadıyla AB ile işbirliği yapabileceği ve bu durumun da DKS’nun çözümüne olumlu tesirleri olacağı düşünülmektedir.

Rusya Federasyonu Geleneksel Kafkasya politikasına devam edecek mi?

Bolton’un bölge ziyareti ve açıklamaları RF tarafından bölge ülkeleri ile olan ilişkilerini bozma çabaları olarak algılanmış ve sert bir şekilde eleştirilmiştir.

Hâlihazırda RF, Ermenistan’daki yönetim değişikliğini bir “turuncu devrim” olarak gördüğünden bölge dışı aktörlerin faaliyetlerine karşı daha hassas bir hale gelmiştir. RF’nun bu rahatsızlığı bölge politikalarına yansımaya başlamıştır. Bu kapsamda, geçen Haziran ayı içerisinde Karabağ’ın Azerbaycan kontrolü altındaki kesiminde[16] “Azerbaycan: Rusya’nın Kafkasya’daki Tek Müttefiki”[17] adı altında önemli Rus akademisyen ve politikacılarının katıldığı bir toplantı tertip edilmiştir.[18]

Rus dış politikasına yön veren ve Avrasyacı dış politika yaklaşımın önde gelen akademisyeni olan Aleksandır Dugin de toplantıya katılmıştır. Dugin konuşmasında; RF’nun Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü desteklediğini, RF ve Azerbaycan ilişkilerinin gelişmesi ile DKS’nun adil bir şekilde çözülebileceğini, Azerbaycan’ın Rusya’nın Güney Kafkasya’daki esas ortağı olduğunu, Ermenistan ve RF dostluğunun Azerbaycan’a yönelik bir nitelik taşımadığını, RF, Türkiye ve İran arasındaki stratejik ortaklığın sürdürülmesinde Azerbaycan’ın kilit rol oynadığını vurgulamıştır.[19]

Toplantıda diğer Rus elitlerinin yaptığı konuşmaların içeriklerinden, RF’nun temel kaygısının Ermenistan’ın da tıpkı Ukrayna gibi Batıya kayması ihtimali olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla RF’nun hem Ermenistan’daki yeni yönetimin kendi çizgisine gelmesini sağlamak hem de İran’a yönelik ABD ambargosunu zayıflatmak maksatlarıyla Azerbaycan ile olan ilişkilerini güçlendirme seçeneğine yöneldiği ve RF’nun Çarlık Rusya’sı ve Sovyetlerden beri yerel çatışmaları canlı tutmak ve tarafları muhtelif bağımlılıkları üzerinden manipüle etmek temel siyaseti doğrultusunda hareket ettiği anlaşılmaktadır.

İktidar değişikliğinden sonra Ermenistan’ın batıya kaymasını önlemek maksadıyla hem Azerbaycan ile yakınlaşarak hem de gaz fiyatlarını yükselterek Ermenistan’ı manipüle etmeye başlamıştır. [20] Benzer politikaları daha önce de kullanan RF’nun Azerbaycan ile ilişkileri geliştirme ve Azerbaycan tezleri doğrultusunda DKS çözümü konusunda açıklamalarda bulunmasının taktik maksatlı olduğu kıymetlendirilmektedir.[21] RF, yeni Ermenistan yönetimine batıyla yakınlaşması durumunda güvenlik ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalacağı konusunda mesaj vermektedir. Her iki yönden baskı altında kalan Ermenistan’ın topraklarında daha fazla Rus birliği konuşlandırmaya mecbur kalacağı öngörülmektedir.

Sonuç

Ermenistan’da yaşanan “kadife/turuncu devrim” sonrasında hem RF hem de ABD’nin farklı maksatlarla da olsa politika değişikliği işareti vermesi çözümsüz bir çatışmaya dönen Dağlık Karabağ Sorunu (DKS)’nun büyük ölçüde Azerbaycan tezleri ve BM kararları doğrultusunda çözülmesi umutlarını artırmıştır. Bu bağlamda, Azerbaycan Dış İşleri Bakanı Elmar Mammadyarov, Ermenistan’daki yönetim değişikliğinin görüşmelere olumlu etkisinin olabileceği konusunda iyimser olduklarını belirtmiştir.[22]

Her ne kadar RF ve Ermenistan arasındaki ilişkiler kısmen gerginleşmiş olsa da Ermenistan’ın RF kontrolünden çıkması ihtimali oldukça zayıftır. ABD’nin Ermenistan ile ilişkilerini geliştirme girişimini, Ermenistan ve RF arasında ortaya çıkan uyumsuzluğu derinleştirme gayreti olarak gayreti olarak görebiliriz.[23]

RF,  bölgedeki iki yüzyıla yaklaşan hâkimiyetini çatışan taraflar arasında hakem ve dengeleyici rolü oynayarak korumuştur.[24] Bu konuda oluşabilecek zafiyetin bölgedeki diğer ülkeleri ve bölge dışı aktörleri cesaretlendireceği bilincindedir. Ancak, son yıllarda Rusya’nın bölge ülkeleri üzerindeki kültürel etkisi nesil değişikliği nedeniyle zayıflamaktadır. Rusça konuşabilenlerin nüfusa oranı düşmekte, Rus televizyonlarının izlenme oranı ise azalmaktadır.[25] Buna karşın bölgenin stratejik önemine binaen ABD, AB ve Çin gibi diğer aktörler etkinliklerini artırmaktadırlar.

“Yakın Çevre-near abroad” politikası doğrultusunda diğer aktörlerin girişimlerini güvenliğine bir tehdit olarak algılayan RF, batıyı taklit ederek kendi kontrolünde muhtelif örgütler kurmaya başlamıştır. Batının yayılmacı politikalarına karşı koymak ve kendi hâkimiyetini sağlamlaştırmak maksadıyla Avrasya Ekonomik Birliği ve Müşterek Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO-Collective Security Treaty Organization)’nü kuran RF, bu örgütlerin kurumsal ve bölge ülkeleri için cazip olması maksadıyla “sert güce” dayanan eski politikalarına daha az başvurması gerektiğini fark etmeğe başlamıştır. Bu kapsamda, bölge ülkeleri arasındaki çatışmaların sürmesini dolaylı yöntemlerle desteklemek yerine bölge dışı aktörlerin etkinliğini zayıflatmak maksadıyla bölge istikrarını sağlayıcı politikaları tercih edebileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde RF’nun işgal altındaki Azerbaycan topraklarının (ilk etapta Karabağ dışındaki Azerbaycan şehirleri) geri verilmesi konusunda Ermeni tarafına baskı yapması sürpriz bir gelişme olarak görülmemelidir. ABD tarafından da İran’a uygulanan ambargo kapsamında çözüme zorlanan Ermenistan’ın yeni yönetiminin karşı karşıya olduğu ekonomik sorunlar da dikkate alındığında Dağlık Karabağ Sorunun çözümü konusunda daha yapıcı bir strateji izleyeceği değerlendirilmektedir.

[1] https://eurasianet.org/russia-raises-gas-prices-for-armenia-in-the-new-year

[2] Seçim sonrasında Avrupa yanlısı “Parlak Ermenistan” partisi de parlamentoya girmiştir.

[3] https://www.euractiv.com/section/azerbaijan/opinion/azerbaijan-asserts-its-power-in-the-south-caucasus/

[4] https://jamestown.org/program/putins-trip-to-azerbaijan-manipulating-the-caucasus-triangle/

[5] Asbarez.com, September 10

[6] RF Devlet Başkanı Putin 2018 yılı Eylül ayında Azerbaycan’ı ziyaret etmiştir.

[7] https://en.trend.az/azerbaijan/politics/2994998.html

[8] Batının bölgeye müdahil olmasını önlemek için diğer aktörlerle işbirliği içinde bölge istikrarın tesis edilmesinin esas olduğu düşüncesi RF elitleri arasında gün geçtikçe kuvvetlenmektedir.

[9] ABD tarafından terörist F. Gülen’in teslim edilmemesi, PKK’ya silah verilmesi, Suriye’de bir Kürt devleti kurma girişimleri ve finans sistemine baskı yapılması Türkiye tarafından bekasına yönelik bir tehdit olarak algılanmaktadır. Buna mukabil ABD, Türkiye’nin Suriye’deki PKK’lılara yönelik yürüttüğü harekâtları ve hava savunma sistemlerinin RF’den tedarik edilmesini Türkiye’nin batı blokundan uzaklaşması olarak görmüş ve F-35 savaş uçaklarının teslimi konusunda sürünceme yaratmıştır.

[10]https://worldview.stratfor.com/article/turkey-and-russia-new-alignment?utm_source=Twitter&utm_medium=social&utm_campaign=article

[11] Ziyaretten bir hafta önce ABD’nin Erivan Büyükelçisinin “çatışmanın çözümünün Ermenistan’ın işgal ettiği toprakların bir bölümünü geri vermesini gerektirdiği” şeklindeki açıklama yapması dikkat çekicidir.

[12] https://news.am/eng/news/486439.html

[13]https://eurasianet.org/after-bolton-takes-aim-at-russia-and-iran-is-armenia-the-collateral-damage?utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

[14] https://thediplomat.com/2018/11/is-chinas-economic-expansion-in-the-south-caucasus-a-myth/

[15] https://www.azernews.az/nation/136914.html

[16] Geçen yıl ele geçirilen ve çatışma hattına 600 m. mesafede bulunan Mercan Köyünde toplantı icra edilmiştir.

[17] https://www.azernews.az/nation/134185.html

[18] Aleksandr Dugin, Yevgeniy Bahrevskiy (akademisyen), Dmitriy Savelyev (Duma Komite Başkan Yardımcısı), Vladislav Kalhidov (Duma sözcü yardımcısı), Aleksey Yezubov (milletvekili), İgor Korotçenko (askeri uzman), ünlü Maksim Şevçenko (gazeteci ve yazar).

[19] https://www.aydinlik.com.tr/rus-siyasiler-karabag-dan-seslendi-ermeniler-isgale-son-versin-dunya-temmuz-2018

[20] Ermenistan enerji sektörünü kontrol altında tutan ülke olarak Aralık ayının son günlerinde RF tarafından yapılan açıklamada Ermenistan’a satılan gaz fiyatlarında artışa gidileceği belirtilmiştir.

[21] Son yıllarda bahse konu siyasetin uygulama araçlarına “enerji fiyatları ile terbiye etme” yöntemini de ekleyen RF, özellikle enerji tedariki ve ülke bekasının sağlanması bakımından kendisine tam bağımlı Ermenistan’ı BM kararları doğrultusunda barışa ikna edecek tek aktördür. Ancak, bugüne kadar RF her iki çatışan tarafın manipüle edilmesine imkân sağlaması nedeniyle DKS’nun çözümü için gerçek manada gücünü kullanmamıştır.

[22] https://www.azernews.az/karabakh/143189.html

[23]https://worldview.stratfor.com/article/azerbaijan-armenia-washington-turns-its-attention-south-caucasus-bolton

[24] http://georgiatoday.ge/news/13827/Nagorno-Karabakh%3A-a-Small-Conflict-with-Big-Repercussions

[25] https://carnegieeurope.eu/strategiceurope/77992