Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

 Türkiye’nin Suriye serüveni her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Konu ile ilgili en son yaşanan ve hafızalarda yer eden sıcak gelişmelerin ilki geçtiğimiz ay ortalarında ABD Başkanı Trump’ın ”Suriye’den çekiliyoruz” açıklaması ile başladı. Ülke olarak hemen bunu tartışmaya başladık. Hâlâ tartışıyoruz. Bu bitmeden bu kez ”Güvenli Bölge”  tartışmaları gündeme geldi. Bu arada Trump’ın, alenen tehdit içeren ”Türk ekonomisini mahvederiz” mesajı bomba etkisi yarattı ve çok konuşuldu. Kamuoyunda büyük öfke ve infial yarattı. Bu da yeterli olmadı, şimdi de ”Adana Mutabakatı” tartışılıyor. Diğer taraftan Fırat’ın doğusuna icra edilmesi plânlanan operasyon tartışmaları devam ediyor. Operasyon yapılmalı mı? yapılmamalı mı? Tam bu sırada 2. Ordu Komutanının görevden alınması, operasyonun çapı, cinsi, hedefi ve icrası konusunda kafa karışıklığına sebep oluyor. Bütün bunların dışında bir de ”İdlib meselesi” var ki, o da başlı başına Türkiye’nin başını ağrıtan ayrı bir sorun.

Gündem yoğun. Dikkat edilirse Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyon hariç, diğer gündem maddelerinin hiç biri Türkiye tarafından belirlenmiyor. Sahadaki aktörlerin öncelikli olarak bölgede söz sahibi olmaları ve gündemi belirlemeleri, Türkiye’yi yönlendirmeleri, ayar vermeleri, rahatsız edici bir durum olarak ortaya çıkıyor.

Suriye kuzeyinin Türkiye’nin bekasına ve toprak bütünlüğüne tehdit olmaya başlaması üzerinden yedi yıldan daha fazla bir süre geçti. Türkiye bunun öncesinde, yani Suriye ile iyi ilişkiler olduğu dönemde söz konusu tehdidi bertaraf edebilecek önlemleri alamadı. Eline geçen fırsatları değerlendiremedi. Suriye’de 2011’de başlayan olayların, bugünkü noktaya geleceğini ne yazık ki öngöremedi. Tahayyül edemedi ve canlandıramadı. Kendi insiyatifini kullanarak Ortadoğu’daki güç paylaşımına ortak olamadı. Kendi millî çıkarlarına dayalı iradesini karşı tarafa kabul ettirmede ne yazık ki söz sahibi olamadı. Üstelik önünde acılarla dolu bir Irak örneği ve tecrübesi varken.

Suriye’den Çekilme

ABD askerlerinin Suriye’den çekileceği haberini sevinçle karşılayan Türkiye, kısa bir süre sonra bunun gerçek bir çekilme olmayacağını, belli kural ve şartlara bağlı olduğunu anladı. ABD Başkanı Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Türkiye ziyareti öncesi şu açıklamayı yaptı:  ABD’yle tam koordinasyon olmadan Türkiye’nin Suriye’de operasyon düzenlemesini istemiyoruz. Kürtleri korumaya yönelik anlaşma imzalanmadan, ABD askerlerinin Suriye’den çekilmesi gerçekleşmeyecek.” [1]

Şimdi bu izan, idrak ve anlayışta ki bir ülke ile, üstelik sözde stratejik müttefik olarak bildiğiniz bir devlet ile nasıl anlaşacak ve uzlaşacaksınız? Hangi konu/konularda mutabakat sağlayacaksınız?

Güvenli Bölge

”Güvenli bölge” kavramını, bu fikri ortaya atanlarla Türkiye farklı değerlendiriyor. Güvenli bölge kavramından Türkiye’nin anladığı ve beklentisi, ”TSK’nın kontrolünde, PKK uzantısı terör örgütlerinden arındırılmış ve bölgenin çeşitli noktalarında yerel halkı temsil eden bir yönetimin kurulmasıdır.” [2] Ayrıca halen Türkiye’de yaşayan yaklaşık dört milyon Suriyelinin gelecekte kendi ülkelerine iade edilerek, bu bölgede iskân edilmesi plânlanmaktadır.

ABD”nin Suriye’nin kuzeyinde ihdas etmeye çalıştığı ”Güvenli Bölge” plânının arkasında ise, Irak’ın parçalanması ve bölünmesine sebep olan, Kuzey Irak’taki ”Çekiç Güç” modeli bir güvenli bölge uygulaması olacağı yönünde Türkiye’nin ciddi endişeleri yatmaktadır.

Güvenli Bölge; ”BM güvenlik konseyi kararıyla belirli bir bölgede insani yardım amacıyla güvenlik önlemlerinin sağlanmış olduğu bir alan” olarak tanımlanıyor.[3] Söz konusu tanım ile, ABD’nin güvenlikli bölge konusundaki niyetinin birbiriyle hiç uyuşmadığı ve bağdaşmadığı görülüyor.

Adana Mutabakatı

Diğer bir tartışma konusunu da, Rusya lideri Putin’in geçtiğimiz günlerde  ”Adana Mutabakatı”nı hatırlatan mesajı oluşturdu.

Söz konusu mesajın, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olan Türkiye’ye, Suriye ile görüşülmesini adeta dikte ettiren bir özelliği vardı ki, bu görüş konunun uzmanları tarafından aslında yıllardır telaffuz ediliyor.

Söz konusu mutabakatın, aradan yirmi yıl geçtikten sonra komşu bir ülkenin lideri tarafından hatırlatılması ise, işin acı ve hazin tarafını oluşturuyor.

İdlib Meselesi

İdlib, Suriye yüzölçümünün yüzde beşini kapsamasına rağmen, bölgede her patlamaya hazır bomba ve çıban başı olma özelliğini muhafaza ediyor. Zira rejim muhalifi tüm radikal silahlı gruplar bu bölgede varlıklarını sürdürmeye devam ediyor. Ayrıca İdlib, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını etkileyen ve çeşitli silahlı gruplarla Suriye rejimini her an karşı karşıya getirme potansiyeline sahip bir bölge.

Bugün gelinen noktada, El Kaide’nin Suriye uzantısı Heyet Tahrir El Şam (HTŞ)’nin, İdlib’in büyük bölümünü ele geçirdiği ve bu bölgeye hakim olduğu görülüyor. İdlib’in yaklaşık yüzde 70’ini kontrol edecek güce ulaşan HTŞ’nin 50 bin teröristi var.

17 Eylül 2018’de Rusya Soçi’de, Türkiye ile Rusya arasında yapılan zirvede İdlib için iki ülke mutabakat sağladılar. Buna göre, Rusya destekli Suriye ordusunun İdlib operasyonu engellenmiş, sivil halkın kayıpları ve Türkiye’ye muhtemel sığınmacı akını önlenmişti. Ne var ki, bölgede sık sık gelişen ve değişen durum çerçevesinde Suriye’nin İdlib’e her an operasyon yapma ihtimali halen gündemde. Bu safhada Fırat’ın doğusuna odaklanan Türkiye, Suriye tarafından İdlib’e düzenlenecek muhtemel bir operasyonu engelleme çabası içerisinde olmalı, bu konuda ilk önce Rusya’yı ikna etmeli, bu mümkün olmadığı takdirde, sivil halkın göçünü Afrin ve Fırat Kalkanı Bölgesi’ne yönlendirmelidir.[4]

Fırat’ın Doğusuna Operasyon

Türkiye yaklaşık iki aydır Suriye’nin kuzeyine operasyon hazırlığı yapıyor. Yığınaklanmasını tamamladı. Ne var ki, bölgedeki siyasi durum ve atmosferin, bu operasyonun yapılmasına şimdilik pek imkân tanımadığı ve izin vermediği görülüyor. Kaldı ki bölgede söz sahibi olan aktörlerin tamamı bu operasyona karşı.

Türkiye çift yönlü kıskaç altında. Bir tarafta ABD, diğer tarafta Rusya. Birinin peşinden gitse, sınırının hemen ötesinde kendisine başlı başına tehdit unsuru olan PKK/PYD oluşumu ile karşı karşıya kalacak. Diğerinin peşinden gitmeye kalksa ekonomik olarak cezalandırılma riski ile karşılaşacak. Nereden bakılırsa bakılsın Türkiye açısından aşılması zor bir durum.

Bu karmaşık ortamda Türkiye’nin büyük çaplı ve uzun süreli operasyon plânlama ve icra etme yerlne, belli hedeflere daha küçük çaplı nokta operasyonlar yapmasının daha uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Türkiye’nin Suriye serüveni bugün gelinen aşamada ne yazık ki kendi istediği biçim ve doğrultuda, kendi millî menfaatlerine hizmet edecek ve bölgedeki hedeflerini gerçekleştirecek şekilde cereyan etmiyor. Sınır hattındaki gelişmeler istediği şekilde yürümüyor. Türkiye kendisini yalnız hissediyor. Güvenlik kaygılarını anlayacak ve paylaşacak kimse yok. Sadece Rusya bu konuda biraz olsun yakınlık gösterse de, Kuzey Suriye’de oluşturulmak istenen oluşuma ses çıkarmıyor. Türkiye’nin güneyi kuşatılmış vaziyette ve bölgedeki yangının bir süre sonra kendisine sıçrayacağı endişesini taşıyor. Kısacası Türkiye’nin feryadına ve figanına kimse ses vermiyor.

Bu karmaşanın, bu terörün, şiddetin, husumetin ve asayişsizliğin kol gezdiği ortamda, bu siyasal ve ideolojik karanlık içerisinde yapılması gereken şey, Irak sınırı dahil yaklaşık 1250 km. bulan kendi sınır hattımızı korumak ve kollamak olmalıdır. Ne var ki bunun için sırf askeri irade yeterli olmaz. Birlik ve beraberliğe dayalı siyasi irade de muhakkak gereklidir.

 

KAYNAKÇA:

[1]www.gercekgundem.com/yazarlar/naim-baburoglu/869/suriyeyi-bolme-sykespicot-ve-tampon-bolge

[2]https://www.yenicaggazetesi.com.tr/guvenli-bolgeye-dikkat-50554yy.htm

[3]https://www.yenicaggazetesi.com.tr/guvenli-bolgeye-dikkat-50554yy.htm

[4]https://www.gercekgundem.com/yazarlar/naim-baburoglu/889/idlib-sadece-idlib-mi