Son yıllarda artış gösteren tarihi ve askeri dizileri her ne kadar eleştiriyor olsak da izliyoruz. Çünkü ruhumuzun “milli gıdaya” ihtiyacı var. Zira okulda, iş hayatında, kamu kurumlarında ve yaşamın her alanında bir çeşit kaos hali yaşıyoruz. Memleketteki halleri her gün haberlerde izliyoruz! İçimiz acıyor…

Türk tarihinin belki de en zorlu dönemlerini yaşıyoruz. Çağlar boyunca atalarımız nice zorluklar karşısında direndiler ve bizlerin var olmasına vesile oldular. İmanlı, vatansever ve milliyetçi yiğitler, atalarımızın kurduğu tüm devletleri koruyup, milletimize de muhafızlık ettiler. Bizler, onların fedakarlıkları sayesinde varız. Ve bizler öyle bir çağ yaşıyoruz ki zihinler bulanmış, ruhlar karmakarışık bir hal almış, söylemler ile eylemler farklılaşmış. Emperyalistler medya, cemaat, siyaset, ticaret eliyle milletimizi böl ha bölmüşler kutuplara. “Bizim partidensen adamsın, değilsen cahilsin, hainsin, işe yaramazsın!” Bu ruh ve zihin yapısında olan, yeme, içme, gezme, eğlenme peşinde olan ve milli ruhtan uzaklaşmış sadece maddiyata odaklanmış insanlar, devletin ve milletin milli menfaatlerini düşünmezler! Bu milli hisler onların yalnızca dilindedir! Eylemleri yoktur! Hizmetleri yoktur. Böyle bir ortamda ne yazık ki milli birlik ve beraberlik sağlamak pek kolay görünmüyor.

Merhum Prof. Dr. Halil İnalcık bu konuda şöyle diyor:

”Abartısız görünen gerçek şudur ki; Türk milleti birbirini anlamayan, anlamak istemeyen, zihniyeti, değer sistemi, yaşam tarzı, dili, giyim-kuşamı, selamlaşması bile farklı iki ayrı toplum haline gelmiştir. Tehlikeli olan şey; bu iki toplumun birbirini anlamak istememesi ve siyasi iktidarı ele geçirip ötekini baskı altına almaya çalışmasıdır.

Böyle bir ortamda ‘’Çanakkale ruhu, Millî Mücadele ruhu’’ işte bize lazım olan ruh hali bu ruh halidir. Biz kendi cephemizde bu ruh haline “Efelik ruhu” dedik ve bu ruhun ocağını, ateşini harlamaya ve bu ruhu dinç ve diri tutmaya çabaladık, çabalıyoruz. Niyetimiz şenliklerde boy göstermek, artist olmak, şöhret olmak değil! Kendi cephemizde, milletimize uygulanan bu psikolojik zehirlere panzehir olabilmek. Kendimizce “milli” vazifemizi yapıyoruz… Ve aynı ruh halinde gençler yetiştirilmesi için mücadele ediyoruz. Ve bizler, atalarımızın huzuruna çıktığımızda alnımız ak, yüzümüz pak, başımız dik olsun istiyoruz. Atalarımız yüzümüze tükürmesin, alnımızdan öpsün istiyoruz. Bunun için yaşıyoruz, bunun için çalışıyoruz. Biliyoruz ki partizanlık, tarikatçılık ve maddiyatçılık zehirlerine karşı panzehir olup, milletimizin evlatlarına yeniden milli birliği, beraberliği, Türk büyüklerini, milli kahramanları öğretmeye başladığımızda daha güzel bir memleket olacak burası…

Bugün bir Türk evladı, x takımın oyuncusunun, x şarkıcının, x oyuncunun, x partinin genel başkanının her şeyini biliyor fakat kendi yöresindeki Millî Mücadele kahramanları hakkında hiçbir şey bilmiyorsa, vay bizim halimize! Bu sebeple, okullarda gençlerimize öğretilmeyen bilgileri yani ”milli ruh aşısını” kontrolümüz altındaki her ortamda, çağın gerektirdiği yöntemler ile yapmamız, hepimize ”milli” bir görevdir…

Bulunduğu noktada ve sahip olduğu imkanlarla işte bu ‘’milli görev’’ uğrunda çaba gösteren her Türk evladı bize göre bu çağın efesi, seymeni, yiğidi, muhafızıdır! Ve bugün hepimize düşen en öncelikli milli görev, onların işlerini kolaylaştırmak, bilgimiz, tecrübemiz, birikimimiz ve imkanlarımız ile yanlarında yer almak olmalıdır.

Bugün vatanseverim diyenler, milliyetçiyim diyenler kaç cepheler? Halimiz ortadadır… Eğer memleketin içinde bulunduğu haller yüreğimizi acıtıyorsa, kanımıza dokunuyorsa ve evlatlarımızın geleceği için endişeleniyorsak, eskiyi eskide bırakıp, milli faaliyetlerde tek yürek olmanın çarelerini aramız gerek. Bir işe yaramalıyız. Sosyal medyayı doğru kullanmalıyız. Faydalı faaliyetler içerisinde yer almalıyız. Artık bunları yapmalıyız. Aksi halde bugün içimizi acıtan ve kanımıza dokunan hiçbir olumsuz durumu düzeltemeyiz.

Devletinin ve milletinin huzurunu, refahını, güvenliğini ve geleceğini düşünen her Türk evladı bu uğurda fedakârlık yapmalı ve çaba göstermelidir. Zira vatan söz ile sevilmez. İcraat ile sevilir. Kişi sevdiği bir insan için her türlü çılgınlığı yapmaktan geri kalmıyor da seviyorum dediği devleti ve milleti için kılını kıpırdatmıyor! Bunun adı sevmek değildir. Sadece sevdiğini sanmaktır… Seven, sevgisini ispat eder… Etmelidir… Vatan sevgisi de ‘’vatanımı, milletimi seviyorum’’ söylemleri ile değil; vatana ve millete faydalı hizmetler iledir.

Sosyal medyada herhangi bir paylaşımın altındaki yorumları inceleyin ve Türk milletinin bazı evlatlarının üzücü hallerini görün! Gördükten sonra ruhunuz, bedeninizin gırtlağını sıkmıyorsa söyleyecek söz yoktur. Eğer ruhunuz, bedeninizin gırtlağını sıkıyorsa, bu üzücü hallerin düzeltilebilmesi için oturduğumuz yerden ayağa kalkıp, bir şeyler yapmaya başlamamız gerek…

Elimizi vicdanımıza koyup, ‘’ben hakikaten devletime ve milletime faydalı bir bireyim’’ diyebiliyorsak sorun yok… Eğer bunu kendimize sorarken vicdanımız sızlıyorsa, kendimizi acilen toparlamamız ve kendi alanımızda milletimiz için efelenip, faydalı hizmetler üretmemiz, üretenler ile birleşmemiz ve bunu ‘’milli görev’’ olarak icra etmemiz gerek.

Sarı Zeybek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: ‘’Milletimizin dehasının gelişmesi ve bu sayede lâyık olduğu uygarlık düzeyine ulaşması, hiç kuşkusuz ki, yüksek meslek sahiplerini yetiştirmekle ve millî kültürümüzü yüceltmekle mümkündür.” (1922-Atatürk’ün S.D.I, s.224)