Anadolu Ajansı muhabiri, Orta Vadeli Program’dan yola çıkarak, iktidarın milli derecelendirme kuruluşu hazırlıkları yaptığını haberleştirdi. Esasen bu yeni bir şey değil. İlgili bakanlar ve kredi derecelendirme kuruluşlarıyla yapılan kavgalar neticesinde en üst makamdan da bu tip niyetler beyan edildi.

Ülkedeki politikaların milli olması ve kurumların da milli bir duyarlılığa sahip olması gerektiğini her zaman belirtirim. Görüşüm bu olmasına karşılık, ‘milli derecelendirme kuruluşu olur mu’ sorusuna, buradaki amaca istinaden vereceğim yanıt ‘hayır’dır. Neden?

Şayet siz sağlıklı veriler elde edebilmek adına bu tip bir yapılanmaya gidiyorsanız ve bu noktada da bilimsel ve objektif kriterler koyuyorsanız; sıkıntı yok. Çünkü böyle bir ihtiyaç ülkemizde mevcut. TÜİK, Merkez Bankası gibi birçok kuruluşun ortaya koyduğu verilerde problem olduğu genel bir kanaat.

Fakat bu işin çıkış noktasına bakarsanız bir hedef görmüyorsunuz. Özellikle uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının iktisadi değil, siyasi davranması üzerine niyetlenen bir eylem planı olduğu açık.

Bu kredi derecelendirme kuruluşlarının, bilhassa 2008 krizinden sonra siyasi davranışını arttırdığı konusunda ben de hemfikirim. Lakin bunu nalıncı keseri gibi olumsuz veriler geldiğinde konuşmaya başlarsanız, samimiyetiniz şüpheli hale gelir. Zira bu kuruluşlar olumlu beyanlarında da, Türkiye ekonomisinin gerçeklerini yok sayarak siyasi davrandılar. Yani bir sıkıntı olduğu muhakkak.

Peki milli bir derecelendirme kuruluşu oluşturarak bunu aşmak mümkün mü? İşte ‘hayır’ cevabım tam bu noktada öne çıkıyor. Çünkü bu kredi derecelendirme kuruluşları esasen not değerlendirmelerini muhatap ülke adına değil, uluslararası yatırımcılar, yani müşterileri adına ortaya koyuyor.

Finansı elinde bulunduranlar ya da doğrudan yabancı yatırım tercih edenlerde de, dışarıdan sermaye ihtiyacı olan ülkelere bu kriterleri baz alarak yatırım yapıp, yapmamaya eğilim gösteriyorlar.

Bizim burada oluşturacağımız milli bir derecelendirme kuruluşunun bu soruna ilaç olması mümkün değil.

Yani doktora gidersiniz ve size bir rahatsızlığınız olduğunu söyler. Reçete yazar ve ilaç verir. Bu durumda sizin kendi kendinize iyi olduğunuzu düşünmeniz, hastalığınızı ortadan kaldırmaz. Reçetesiz de ilaç alamayacağınızdan, tedavi şansınızın gerçekliği tesadüflere bağlı kalır.

Milli bir derecelendirme kuruluşu da nakit akışını sağlamaz. Şu olur… Borçlarınızın tamamını ödersiniz, dünyadan sermaye talebinizi geri çekersiniz ve içte istediğinizi yapabilirsiniz. Hatırlatalım, dünyadan finans kullanmak isteyen Türkiye bu kredi derecelendirme kuruluşlarına başvurmuştur. Onların talebiyle ortaya çıkan bir durum yok.

Para istemiyorsanız, ekonomik bakış açınızı değiştirdiyseniz bunu deklare eder ve bu notlamaları tanımayacağınızı söylersiniz. Sonrası da zaten bir eylem planı ve radikal kararlar gerektirir.

Ama hep para isteyip, hem uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarını tanımayıp, üzerine de milli bir derecelendirme kuruluşu kurarak bu sorunu aşamazsınız.

Şu olabilir; bunların objektif davranmadığını bilimsel olarak kanıtlarsınız. Ama bunu da kimsenin inanmadığı üzerinde oynanmış verilerle değil.

Tüm bu çerçeveden ve asıl hedeflenenin ne olduğuna baktığınızda da milli derecelendirme kuruluşu hamasetten ve vakit kaybından başka bir şey değil. Kurar mısınız; elbette kurarsınız. Ama bunun uluslararası alanda kredilendirme ya da finans çekme babında bir geçerliliği olmaz.

Tartışacaksanız önce uluslararası faaliyet gösteren alacak sigortası şirketleri Türkiye’deki alacakları 180 gün, yani 3 ay sonrasını çılgınlık sayıp sigortalamazken, reel piyasada 20 ay ortalamalara vurmuş vadeleri tartışın.