Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), geçen Haziran ayında Irak’tan ayrılmayı öngören bağımsızlık referandumu kararının hazırlıklarını sürdürüyor.

Ne var ki, bölgedeki mevcut ağır sorunlar, dış dünyanın tepkisi, içerideki olumsuz koşullar ve özellikle güvenlik endişesi ve daha birçok siyasal ve sosyal faktör, söz konusu referandumun yapılıp yapılmayacağı, yapılsa bile sonuçlarının ne olacağı hakkında ciddi belirsizlik ve endişe taşıyor.

Önce dışardan başlayalım. ABD, IKBY’nin tek taraflı aldığı referandum kararını başından beri benimsemedi, tepki gösterdi. Rusya ise ortada bir tutum izledi, ne benimsedi, ne de tepki gösterdi. Türkiye, Bağdat yönetimi ve İran ise başlangıçtan itibaren sert tepki göstererek bu kararı ve sonuçlarını tanımayacaklarını açıkladı.

İçerdeki durum daha da vahim. Irak’ta ABD işgalinin ardından kurulan etnisite ve mezhebe dayalı siyasi yapıda merkezi hükümetin Şii, Sünni Araplar ve Kürtler arasında paylaşımını öngören yönetim sistemi halen devam etmekte. Kuzey Irak’ta ise 1991 yılından beri geçerli olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) eksenli iki yönetimli siyasal yapıya, 2009 yılında ‘’Değişim Hareketi’’ (Gorran)  adıyla üçüncü siyasi bir oluşum eklendi. Kuzey Irak’ta hâlihazırda üç parçalı siyasi bir yapı söz konusu. KYB içerisinden doğan Gorran Hareketi, Kuzey Irak’ta güçlü bir muhalefet olarak siyasete katılmış. Barzani karşıtı muhalefetin yapılacak referanduma karşı tutumu belirsizliğini koruyor, ihtiyatlı yaklaşıyorlar. Mevcut bu dağınık görünüm içinde olan siyasi tablo, a’dan z’ye her şeyi olumsuz yönde etkiliyor.

Bölgeden gelen haberler ise hiç de iç açıcı değil. Referandum kararının sadece Barzani’nin başını çektiği IKBY tarafından tek taraflı alınmış olmasının yanı sıra, ağır ekonomik sorunlar ve hiç eksik olmayan terör var.

Beş buçuk milyon insanın yaşadığı K. Irakta yönetimin başı Barzani, maaşla geçimini sağlayan bir buçuk milyon kişinin maaşlarını dahi ödeyemez durumda.

Yeterli kaynak bulunamadığından başta inşaat sektörü olmak üzere tüm yatırımlar durmuş vaziyette. Elektrik sıkıntısı had safhada.

IŞİD tehdidi ve güvenlik sorunu ise işin asıl can alıcı noktasını teşkil ediyor. IŞİD can almaya devam ediyor. Musul’u ele geçirip Selahaddin’e girmesi, oradan Kerkük hatta Erbil sınırlarına dayanması ciddi güvenlik krizi sebebi.

Kerkük’ün siyasi durumu sorun yumağını kat be kat artırıyor. Barzani yönetiminin Kerkük’ü de referanduma dâhil etmek istemesi var olan sorunu içinden çıkılmaz hale getiriyor. 2005 Anayasasına göre Kerkük’ün durumu ihtilaflı. Kerkük barut fıçısı. 2005 Anayasasına göre Kerkük kendi meclisini oluşturup kendi idari statüsünü belirlemesi gerekirken bunların hiçbiri yapılmadı. Kerkük’ün Tapusu Türkmenlerin elinde olmasına rağmen Türkmenler eziliyor. Yaşadıkları mahallelere belediye hizmeti yok denecek kadar az. Örneğin elektrik çok az veriliyor, çöpler toplanmıyor. Türkülere konu olmuş ünlü Kerkük kalesine Türkler sokulmuyor. Kalede IKBY bayrakları dalgalandırılıyor. Kerkük’de mevcut Türk-İslam eserleri ve Türk kültür varlıkları birer birer yok ediliyor. Selçuklu ve Osmanlı izleri siliniyor. Türkmenler ağır baskı ve zulüm altında. Bir nevi yıldırma politikası uygulanarak Türkmenler göçe zorlanıyor. 2003 işgalinden sonra Kerkük’ün yağmalandığını, tapu kayıtlarının yakıldığını, bölgenin demografik yapısı Kürtler lehine hızla değiştirildiğini biliyoruz. Türkmenler yukarda sözü edilen siyasi dağınıklığın içinde kaybolmuş vaziyetteler. Kerkük adeta vahşi batı gibi, çocuklar, gençler dâhil herkes silahlı. Silahsız kimse yok.

Güvenlik konusu başlı başına bir mesele. Mezhep gerilimine bağlı güvenlik sorunu ürkütücü boyutlarda. Uzmanlar, Kerkük’te ikinci Telafer faciası yaşanabilir görüşünde. Bölgede silahlı ve farklı Kürt gruplar cirit atıyor. Peşmergenin yanı sıra, PKK, Merkezi Irak yönetimin kendi askerleri ve   ’Haşdi Şabi’’ grubu var. Bu grup sözde IŞİD’e karşı kurulmuş. İran’a yakınlığı ve sünnilere karşı mezhepçi yaklaşımıyla biliniyor. Koyu Şii mezhepçiliğine bağlı. Tıpkı İran Devrim Muhafızları gibi. Zaten İran bu gruba geniş ölçüde başta lojistik destek olmak üzere her türlü desteği sağlıyor.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, referandum sokaktaki Kürtler için bir umut ışığı olarak görülüyor ve öyle algılanıyor, çare olarak referandum gösteriliyor. Referandumdan çıkacak olumlu sonucun ve bilahare yapılacak seçimlerin bölgenin refahını artıracağını ve yaşanan tüm sıkıntılara çözüm getireceği sanılıyor. Barzani referandumdan çıkacak sonuçla, yapılacak parlamento ve başkanlık seçimlerine güç kazanmış olarak girmek istiyor. Yapılacak referandumu, Irak’tan ayrılma ve tam bağımsızlık kazanma yolunda önemli bir adım olarak görüyor.

Oysa madalyonun bir de öteki yüzü var. Nereden bakılırsa bakılsın yapılması planlanan referandum, siyasi, askeri ve bölge güvenliği bakımından ciddi risk taşıyor. Kürtlerin dışarıdan destek almadan ayrılmaya yönelik adım atmaları zor görünüyor. Bununla birlikte yukarıda zikredilen ağır iç sorunlara rağmen, Barzani’nin 25 Eylül’de referandumda ısrar etmesi halinde, diğer dış ülkeler bir yana, Türkiye’nin; kendi içindeki Kürt siyasetini ve beraberinde getirdiği sorunları da etkileyeceğinden, Irak’ın toprak bütünlüğünü korumak ve kendi toprak bütünlüğü ve milli güvenliği açısından siyasi, askeri ve diplomatik bir dizi tedbir almak zorunda kalacağı kaçınılmaz olarak ortada.

Türkiye, öncelikli tedbir olarak Habur sınır kapısını kapatması ve Türkiye üzerinden yapılmakta olan petrol ticaretine son vermesi akıllara geliyor. Bunun yanı sıra, IKBY ile diplomasi ilişkilerini askıya alınması düşünülebilir. Kerkük’lü Türkmenlerin gözü kulağı Türkiye’de. Türkiye halen IKBY’nin baskı, zulüm ve tahakkümü altındaki Kerküklü Türkmen kardeşlerimizin feryadına kulak vermeli, sessiz kalmamalıdır. Ankara, bütün bu adımları atarken Bağdat Hükümeti başta olmak üzere, Bağdat yönetimi ve İran ile birlikte ortak hareket etmelidir.

Bütün bu tedbirlere rağmen referandumda ısrar edilmesi halinde, bu durum bölgede yeni askeri-siyasi çatışmaları tetikleyebilir.