Facebook
Facebook
LINKEDIN
Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE

Giriş

Mustafa Kemal (Atatürk)’in, her yeni araştırılmasında yeni değerlerle karşılaşılan üstün özelliklere sahip bir lider olduğu ve bu özelliğinin yıllar geçse de korunduğu / korunacağı ortaya çıkıyor.

Atatürk’ün lider olma özelliği ile birlikte önderlik vasıflarına sahip yönü, yetiştiği siyasi, sosyal, askeri ve politik ortamla doğrudan alâkalıdır.

Gördüğü Eğitim

Mustafa Kemal (Atatürk)’in askeri yönünü oluşturan en önemli etkenlerden biri de şüphesiz ki gördüğü eğitimdir. Atatürk, bir mesleğe yönelik olarak sistemli ve harplerin yoğun olmadığı o dönemde kesintisiz bir askeri eğitim görmüştür. Daha önce ve sonraki yıllarda harpler sebebiyle askeri öğrencilerin çok büyük bir bölümü eğitimlerini tamamlayamadan cephelere sevk edilmiş veya öğrenciler kendileri katılmışlardır. 1897 Türk-Yunan harbi sırasında Manastır Askeri İdadisi’nde bulunan Mustafa Kemal ve arkadaşları da cepheye gitmeyi plânlamışlar ancak askeri harekâtın başarı ile sürdürülmekte oluşu sebebiyle vazgeçmişlerdir. [1]

Mustafa Kemal eğitime, her yönü ile yetersiz mahalle (Hafız Mehmet Efendi)  mektebinde 1886 yılında başlamıştır. Mahalle mektebine birkaç gün devam etmiş, buradan daha modern eğitim veren Şemsi Efendi özel okuluna geçmiştir. Üç yıllık Selanik Askeri Rüştiyesi’ne (bugünkü orta okul) 1893’te başlamış, 1896’da dört yıllık Manastır Askeri İdadisi (bugünkü askeri lise) imtihanını kazanmıştır. 1898 yılında Manastır Askeri İdadisi’ni ikincilikle bitirerek 1899-1902 yılları arasında İstanbul Harbiyesi’ni, 1902-1905 yılları arasında üç yıl devam eden ve o yıllarda harp okulunu bitirme derecesine göre öğrencilerin kabul edildiği Erkânı Harbiye Mektebi’ni (Harp Akademisini) bitirmiştir. Görüldüğü gibi, Mustafa Kemal ilkokul, ortaokul ve dört yıllık lise eğitiminden sonra altı yıl daha eğitim görmüştür. Harbiye ve Erkânı Harbiye Mektepleri, zamanının en üst seviyede eğitim veren kurumlarıdır.

Yetiştiği Kültür Çevresi ve Ortam

Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya göre, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında, yani Mustafa Kemal’in eğitim gördüğü yıllarda askeri eğitim, sivil eğitimin önüne geçmiştir. Diğer taraftan, adabı muaşeret, Türkçe telaffuz, güzel konuşma, bir konuyu takdim etme gibi konularda askeri eğitim ileri düzeydedir.

Nitekim o dönemde askeri okullarda eğitim-öğretim kadrosunun seçimine ve niteliğine özel bir önem veriliyor ve özen gösteriliyordu. Bu dershanelerden, okullardan ve bu sıralardan Türk Milleti’nin ve Türk tarihinin altın bir kuşağı yetişmiştir. [2]

Bununla birlikte, 18. ve 19. yüzyıllarda askeri reformlar ülkenin gelişmesi için itici güç (lokomotif) vazifesi görmüştür. Eğitim ve sanayinin gelişmesi ordunun sayesinde olmuştur. Örneğin tıp, veterinerlik, eczacılık, kimyagerlik, mühendislik, haritacılık, ressamlık gibi branşların gelişmesi orduda verilen eğitim sayesindedir. Türkiye ve Türk Milleti dünya tarihinde medeniyetleri ile tanınır. Bu da verilen askeri eğitimin nitelikli olmasının bir sonucudur. Tüm toplumsal değişimlerde ve kültürel yapılanmalarda bu unsur ağır basar. [3]

Harbiye ve Harp Akademisi Dönemi

Mustafa Kemal’in İstanbul Pangaltı’daki Harbiye, o zaman ki adı, ‘‘Mekteb-i Harbiye-i Şahane’’ye girişi 13 Mart 1899’dur. (Rumi 1 Mart 1315’e tekabül eder) Apolet Numarası 1283’tür. ‘‘Harbiyeli Mustafa Kemal’’, buradaki 1315 duhullülere mahsus künye defterine , ‘‘Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahallesinden gümrük memuru Ali Rıza Efendinin mahdumu (oğlu), orta boylu, beyaz benizli Mustafa Kemal Efendi Selanik 96’’ olarak, Manastır Askeri İdadisi’nde birlikte okuduğu, 1282 Selanik’li Ahmet Tevfik Efendi ile 1284 Manastır’lı Recep Fahri Efendi arasına kaydedilecektir.

Mustafa Kemal’in Harbiye’deki arkadaşları öncelikle Manastır İdadisi’nden gelenlerdi. Bunların arasında, Ahmet Tevfik ilk sırayı almaktadır. Diğer isimlerden, çocukluk arkadaşı, Askeri Rüştiye ve İdadi’de birlikte okuduğu Mustafa Nuri (Conker), Ali Fuat (Cebesoy), Lütfi Müfit (Özdeş), Arif (Ayıcı), Hayri (Tırnovacık), Kazım (Karabekir), Ömer Naci, İsmail Hakkı (Pars),  Kazım (İnanç), Kazım (Özalp), Ali Fethi (Okyar), onu takip eden arakadaşlarıydı. Bu isimlerin bazıları kendi devresi, bazıları da kendisinden öce veya sonraki devrenin öğrencileri idi. [4]

Mustafa Kemal Harbiye’de öğretime başladığı sırada okul komutanı Mustafa Zeki Paşa’dır. M.Zeki Paşa, 24 yıl (1884-1908) bu kutsal yuvaya komutanlık yapmıştır. Okulun Öğretim Başkanı (o zaman ki ismi ile ders nazırı), daha sonra 1915’te Çanakkale’de 3. Kolordu Komutanlığı yapan, aynı zamanda 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemali’nde komutanı olan Esat Paşa’dır. [5]

Harbiye’de ve bilahare Harp Akademisi’ndeki başlıca öğretmenleri, Fransızca öğretmeni Necip Asım Bey, Talim-Terbiye Öğretmeni Rahmi Paşa ve onun maiyetindeki Yüzbaşı Naci Bey, Eski Osmanlı Seferleri öğretmeni Ahmet Muhtar Paşa, Napolyon savaşları öğretmeni Kurmay Binbaşı Refik Bey, Yüksek Matematik öğretmeni Kurmay Yarbay Macit Bey, Tabiye öğretmeni Kurmay Yarbay Nuri Bey’dir. Mustafa Kemal’in kişiliğinin oluşmasında onu yetiştiren, hayata hazırlayan çok değerli öğretmenlerinin önemli payı vardır. [6]

Yakın Arkadaşları ve Anlattıkları

Harbiyeli Mustafa Kemal’i, okula girişinden itibaren dersleri, aldığı notları ve birinci sınıftaki durumunu en iyi nakleden arkadaşı Ali Fuat’tır. (Cebesoy) Ali Fuat, ‘‘Mustafa Kemal’in okula girdikten sonra iki ay içinde sınıf çavuşu olduğunu, bu dönemde hem Fransızcasını geliştirdiğini, hem de memleket meseleleri üzerindeki düşüncelerinin olgunlaştığını’’ nakleder.

Alİ Fuat (Cebesoy), ‘‘Sınıf Arkadaşım Atatürk’’ isimli eserde, Mustafa Kemal ile ilgili şu anısını anlatır: 1902 yılında bir gün Mustafa Kemal, Ali Fuat’ın babası İsmail Fazıl Paşa’nın Kuzguncuk’taki köşkünde misafir edilir. O gece orada kalır, ertesi gün köşke gelen Abdulhamid döneminin önemli paşalarından Osman Nizami Paşa ile tanıştırılır ve konuşmaya başlarlar. Mustafa Kemal, Osman Nizami Paşa’nın dikkatini çeker ve bir süre sonra onun geleceği hakkında bazı önsezilerde bulunarak şunları söyler: ‘‘Mustafa Kemal Efendi oğlum, görüyorum ki, İsmail Fazıl Paşa seni takdir etmek hususunda yanılmamış. Şimdi ben de onunla aynı fikirdeyim. Sen bizler gibi yalnız Erkân-ı Harp Zabiti (Kurmay Subay) olarak normal bir hayata atılmayacaksın. Sende memleketin başına geçen büyük adamların daha gençliklerinde gösterdikleri müstesna kabiliyet ve zekâ emareleri görmekteyim. İnşallah yanılmamş olurum. Keskin zekân ve yüksek kabiliyetin memleketin geleceği üzerinde çok müessir olacaktır. Bu sözlerimi bir kompliman olarak alma.’’ [7]

Bunun yanında, Harbiye’den en samimi arkadaşlarından Lütfi Müfit (Özdeş), Hayri Paşa (Tırnovacık), Kazım (Özalp), Asım (Gündüz) gibi sonradan millî mücadele esnasında birlikte ve ortaklaşa hareket edecekleri arkadaşlarının anlattıklarından da, Harbiyeli Mustafa Kemal’in hangi vasıflara sahip ve nasıl bir öğrenci olduğunu anlıyoruz.

Lütfi Müfit (Özdeş)’e göre, ‘‘Harbiyeli Mustafa Kemal’in tahsil hayatı öyle bir kaç cümle veya satırla ifade edilebilecek bir mevzu değildir. Onun altı senelik tahsil hayatı ciltler dolduracak başlı başına bir tarihtir. Daha mektepte iken kötü idareye karşı kafasındaki inkılâpçı düşünceleri bilhassa kayda şayandır. Bilgisi ve çalışkanlığı ile diğer sınıf arkadaşlarını tenvir ederdi (aydınlatırdı).  Büyük tehlikelere rağmen haftada bir iki defa gizli olarak gazete bile çıkarıyorlardı. Daha o tarihlerde bile evlâdı olduğu asil Türk Milletine ilerde ne büyük hizmetler yapmaya namzet olduğu aşikârdı.’’ [8]

Hayri Paşa (Tırnovacık) gazeteci Naci Sadullah’a anlatıyor: ‘‘Mustafa Kemal sınıfın en zeki talebesiydi. Hallerinden, yaşlarından umulmayan bir olgunluk vardı. Çok kuvvetli bir ikna kabiliyetine sahipti. Herhangi bir kavgaya karıştığını hatırlamıyorum. Sınıfta intikal ve zekâ kabiliyeti kıt, bedbaht talebeler vardı. Bu zorlamalardan müstağni vaziyette kitaplar üzerinde mütemadiyen kafa patlatan ezberciler gibi çalıştığını görmedim. Bilhassa merak ettiği derslerle ziyadesiyle meşgul olurdu. Riyaziye (matematik) ve edebiyata fazla düşkünlüğü vardı. Tevfik Fikret’in sis manzumesini beğenirdi. Namık Kemal’i ve Abdülhak Hamit’i okumaktan zevk duyardı. En fazla meşgul olduğu şeylerden biri de zamanın felsefesi ve fikri cereyanları idi. Sürekli olarak kafasını toplumun henüz halledemediği meselelerle meşgul ederdi.’’ [9]

Kazım (Özalp) Paşa Harbiye’deki arkadaşlıkları hakkında şunları anlatıyor: ‘‘1899 yılında Mustafa Kemal Harp Okulu’na gitti. Bir yıl sonra da ben aynı okula gittim. Böylece arkadaşlığımız tekrar başladı. Manastır İdadisi’nden Harbiye’ye gelenler tatil günlerinde genellikle Babıâli’deki Stefan’ın kıraathanesinde veya Sirkeci’deki Yani’nin kahvehanesinde buluşurlardı.  Buradaki sohbetlerimiz önceki yıllara göre daha anlamlı ve tartışmalı olurdu. Tavladan başka, bilardo da oynamaya çalışrdık.’’ [10]

Asım Gündüz anılarında Harbiyeli Mustafa Kemal’i şöyle anlatıyor: ‘‘Ben Kuleli’den sonra Harbiye’ye geçtim. O zaman Harbiye’yi birincilikle onunculuk arasında bitirenler, Erkân-ı Harp sınıfına (kurmay) ayrılırdı. Harp Okulu’nda sınıf birincisiydim. Ancak hastalığım sebebiyle Harp Akademisi’ne bir yıl geç başladım. Mustafa Kemal, Ali Fuat Cebesoy, Ali İhsan Sabis’le Harp Akademisi’nde beraber oldum. Gerek Harbiye’de gerekse Harp Akademisi’nde bir şey dikkatimi çekmişti. Doğu illerinden ve Anadolu’dan gelen arkadaşlar yalnız dersleriyle meşguldüler. Sadece Manastır İdadisi’nden gelen arkadaşlarımız daha uyanık, daha Batı’ya dönüktüler. Onlar derslerinin dışında memleket meselelerini tartışırlar, bu konularda çeşitli fikirler ileri sürerlerdi. Mustafa Kemal de bunlardandı.  Mustafa Kemal güzel giyinir ve etkili konuşmalar yapardı. Doğup büyüdüğü Selanik’in Batıya daha çok bağlantısı olması hasebiyle olacak ki, dikkat çekici fikirleri vardı. Etrafındakileri kısa sürede etki altına alma gibi bir hususiyete sahipti. Namık Kemal’in bütün şiirlerini bir defterde toplamıştı. Milletleri uyandıracak olan fikir adamları ve devlet adamlarıdır diyordu. Fransızca’ya karşı özel bir ilgi duyardı. Fransız Sefaretinden Fransızca gazete temin edip okurdu. Bizler, vatan, millet ve Türklük fikirlerini ilk defa Harp Akademisi sıralarında ondan duymuştuk.’’ [11]

Sonuç ve Değerlendirme

Yakın tarihimize baktığımızda, bu ülkenin yetiştirdiği, ülkesine ve milletine çok yararlı hizmetlerde bulunmuş,  toplumunun kaderine tesir ederek tarihin akışını değiştirmiş pek çok tarihi şahsiyetin varlığını görürüz.

Tarihi şahsiyetler, kendi bilgi ve tecrübeleriyle kazandıkları değerleri ve birikim zenginliklerini davranışa dönüştüren kişilerdir. Esasen bu yüzden tarihi şahsiyet olma vasfını kazanmışlardır. Şahsiyet veya kişilik sahibi olma, bir insanın duygu, düşünce ve davranışlarını dengeli bir biçimde bütünleştirmesi sonucu ortaya çıkar. Şahsiyet / kişilik sahibi insan,   kendinden bekleneni elinden geldiği ölçüde gerçekleştiren, kendinden beklenmeyeni hiç bir hâl ve şart altında yapmayan kimsedir. Şahsiyet sahipleri toplum içinde her zaman belirgindirler ve dikkat çekerler. Ancak her zaman lider / önder olamazlar. Söz konusu tarihi şahsiyetlerden pek azı lider / önder nitelemesi kazanırlar. Liderlik / önderlik şahsiyetin üst boyutudur. [12]

Diğer yandan, liderliğin kendine özgü boyutları vardır. Güven, sabır, cesaret, fedakârlık, doğruluk, kararlılık, sezgi gücü, liderliğin kişilik boyutunu meydana getirir.

Liderliğin bir de mesleki boyutu vardır. Meslek ahlâkı ile başlayıp, motivasyon, tavır, ekip ruhu, iletişim, etkileme gibi hususiyetler ile devam eden bir dizi değerler manzumesidir.

Bu tanımlama ve tariflerden yola çıktığımızda, yakın tarihimizdeki yüzlerce, belki de binlerce tarihi şahsiyetin içinden sadece birinin ‘‘Lider / Önder’’ olma vasfını kazandığını görürüz. İşte Mustafa Kemal (Atatürk), asırlar geçse de adından söz ettiren ve ettirecek olan çok önemli bir tarihi şahsiyettir. Şayet öyle olmasaydı,  Amerika’nın eski bir Genelkurmay Başkanının: ‘‘Savaşın tozu dumanı ardında, belirgin olmayan çok şey vardır. Ben, Kemal Atatürk hayranıyım. Muazzam ve üretim yeteneği ile desteklenen generallerin kazanması olağandır. Ancak çok az kaynağa sahip olmasına karşılık Atatürk, hem Türkiye’nin kontrolünü padişahlardan söküp almış ve hem de Yunanlıları memleketinden atmıştır. Yüzyılın en büyük askeri adayım Atatürk’tür.’’ bu sözleri ile, son askeri harekâtından 67 yıl sonra bir lideri bu şekilde anar mıydı?

26 Aralık 1988’de Time Dergisinde yayımlanan bir röportajda, dönemin ABD Gnkur.Bşk. Amiral William Grow’un yukardaki tespiti çok ilginç ve değerlidir. Söz konusu röportaj 23.12.1988 tarihli Milliyet Gazetesinde de yayımlanmıştır. [13]

Ülkenin içinde bulunduğu en zor şartlarda en doğru karara varmak, bilahare bunu emir haline dönüştürmek, öncelikle doğru, zamanında karar verebilmeyi ve sonuçtan doğacak sorumluluğun üstlenilmesini gerektirir. Bu kapsamda, Mustafa Kemal’in çeşitli cephelerde, staratejik ve politik düzeyde verdiği aşağıdaki eşsiz dört etkili emri, sahip olduğu liderliğin klasik örneği olarak gösterilebilir.

  1. Çanakkale muharebeleri sırasında verdiği, ‘‘Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!’’ emri,
  2. Kütahya-Eskişehir muharebelerinden sonra verdiği, ‘‘150 km. geriye, Sakarya doğusuna çekilme’’ emri,
  3. Sakarya Meydan Muharebesi sırasında verdiği. ‘‘Her karış toprağı vatandaş kanı ile sulanmadıkça terk edilemez!’’ emri,
  4. 30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Muharebesinden sonra verdiği, ‘‘Ordular! ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri!…’’ emri. [14]

Dünya harp tarihinde böylesine etkili ve kayıtsız şartsız mutlak itaati gerektirecek ağırlıktaki emirleri verebilecek başka bir lider var mıdır? Bu cesareti, özgüveni ve kararlılığı ancak Mustafa Kemal Atatürk gibi, bir toplumun kaderine tesir eden, damgasını vuran ve tarihin akışına yön veren bir şahsiyetin gösterdiği aşikâr.

Dünyada ülkesini savaşta zafere kavuşturan birçok komutan ve lider var. Milletini daha ileri bir toplum yapmak için çalışmış birçok önder de var. Ama yokluk ve yoksulluk içinde her ikisini birden başarmış bir kişi var. [15]

KAYNAKÇA:

[1] Suat İLHAN. ATATÜRK VE ASKERLİK -Düşünce ve Uygulamalar- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara-1990

[2]Suat İLHAN, EVRİMLEŞEN TÜRK DEVRİMİ-Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Geliştirilmiş 2.Baskı

[3]İlber ORTAYLI, 1923-2023 CUMHURİYETİN İLK YÜZYILI, Timaş Yayınları, İstanbul-2012

[4]Yeniçağ Gazetesi ‘‘Harbiyeli 1283 Mustafa Kemal’’ yazı dizisi, 7 Haziran 2018

[5]Yeniçağ Gazetesi ‘‘Harbiyeli 1283 Mustafa Kemal’’ yazı dizisi, 10 Haziran 2018

[6]Yeniçağ Gazetesi ‘‘Harbiyeli 1283 Mustafa Kemal’’ yazı dizisi, 11 Haziran 2018

[7]General Ali Fuat CEBESOY-SINIF ARKADAŞIM ATATÜRK-İnkılâp Kitabevi, İstanbul-1999

[8]Yeniçağ Gazetesi ‘‘Harbiyeli 1283 Mustafa Kemal’’ yazı dizisi, 12 Haziran 2018

[9]Yeniçağ Gazetesi ‘‘Harbiyeli 1283 Mustafa Kemal’’ yazı dizisi, 13 Haziran 2018

[10]Yeniçağ Gazetesi ‘‘Harbiyeli 1283 Mustafa Kemal’’ yazı dizisi, 14 Haziran 2018

[11]Yeniçağ Gazetesi ‘‘Harbiyeli 1283 Mustafa Kemal’’ yazı dizisi, 14 Haziran 2018

[12]Prof.Dr.Sadık TURAL’ın 10 Kasım 2014 tarihli Konferansından

[13]Suat İLHAN, EVRİMLEŞEN TÜRK DEVRİMİ-Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Geliştirilmiş 2.Baskı

[14] Suat İLHAN. ATATÜRK VE ASKERLİK -Düşünce ve Uygulamalar- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara-1990

[15]Turgut ÖZAKMAN, CUMHURİYET- Türk Mucizesi, Birinci Kitap, 86. Basım, Ankara-2009