Gerilim Artışı ve Beklentiler başlıklı makale serisine devam ediyoruz. Makalenin ilk bölümünde; Cumhuriyetçilerin yönetime gelmesiyle birlikte ABD ve RF arasında her iki devlet açısından da düşük gerilimli ilişkilerin arzulanacağını, hatta sorunlu bölgelerde nüfuz alanlarının oluşturulmasına yönelik koordineli çalışmaların (açık ya da örtülü) yapılabileceğini belirterek bu süreci sadece çok düşük olasılıklı bir çılgın hamlenin bozabileceğini, ancak her iki ülkenin erklerinin bu duruma izin vermek istemeyeceklerini ifade etmiştim. İki büyük oyun kurucunun itidalli olmasının ortalığın süt liman olacağı anlamına da gelmeyeceğini, özellikle ülkemizin iç bölge ve yakın dış etki alanında kontrollü gerilim artışlarının da yaşanabileceğini söyleyerek ilk bölümü noktalamıştım.

Bu bölümde ise; İran’ın olası tutumu nedir? Suriye ve Irak BOP planlarından sıyrılabilecek mi? sorularını irdeleyeceğim. Makalenin sonraki bölümünde (GERİLİM ARTIŞI VE YENİ DÖNEM-3) ise Türkiye nereye ve nasıl gitmeli? Şanghay İş Birliği Örgütü tercihi doğru mudur? sorularının yanıtını vermeye çalışacağım.

İran’ın Olası Tutumu Nedir?

Biliyoruz ki ‘Şii Hilali’ adı verilen dinamik gelecek idealinin gerçekleşmesi yönündeki çalışmalar İran’ın öncelikli hedefi olacaktır. İran’ın Arap yarımadasından Suriye’ye kadar uzanan geniş coğrafyada bu hedefe yönelik çalışmalarını yıllardır izliyoruz. Takdir etmek gerekir ki Pers ve Türk kültürünün harmanlandığı İran diplomasisi de özellikle son dönemde zeki çalışmalar yürütmüştür. Ambargoların, baskıların arasında değerli satranç hamleleri yapmışlardır. Dışarıya karşı verdikleri en net mesaj iyi bir devlet politikası yürütüldüğü ve zikzaklar olmadığıdır.

İran’ın net rakiplerinden biri Suudi Arabistan’dır. İngilizlerin büyük projelerinden biri olan Suudi Arabistan saltanatı yakın gelecekte petrolün sağladığı güçle sürdürdüğü mutlu günleri özleyecek hale gelebilir. Saltanatın beş parçaya bölünmüş gösterildiği haritaların medyaya servis edilmesi ve petrol fiyatlarının düşük tutulması Suud ailesi adına çanları çaldırmaktadır. Suudi Arabistan adına sürdürülebilir olmayan bu durum doğal olarak Rusların da bölgeye nüfuz etmesini sağlamıştır. Son dönemde Putin’in inisiyatifiyle başlatılan; petrol üretiminin sınırlandırılmasına yönelik iletişim süreci önemlidir. Öte yandan dış müdahaleye ve istismara açık hale gelen Yemen karışıklığı Arabistan adına potansiyel bir tehdittir. İran’ı yakın gelecekte Suud’ların bu hassasiyetlerinden daha etkin olarak yararlanmak isterken görebiliriz. Bu konuda ABD ile de örtülü temas kurabilirler. Orta Doğu’dan sökülebilecek IŞİD teröristlerinin Avrupa’ya hicretini bekleyebiliriz. Bir diğer rota da Yemen olabilir.

Irak coğrafyasında İran’ın etkisi her zaman vardı ve görünen o ki yakın gelecekte de güçlü bir şekilde olacaktır. İran ve Irak arasındaki bu tarihsel ve güçlü etki, tutarlı politikalarla ve sürekli ilişki kanallarıyla kalıcı hale getirilmiştir. Aralarındaki uzun savaşa rağmen bu etkiyi sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek dikkate değer bir konudur. Maalesef biz bunu başaramadık. Irak aynı zamanda ABD’nin de nüfuz alanıdır. Ağırlıkla ülkenin güneyinde olmak üzere İngiliz etkisi de devam etmektedir. Bu durumda Irak üzerinde nüfuz alanını sağlama almak isteyen ABD Irak öznesinde İran’la da önemli ilişkiler içinde olacaktır.

IŞİD’in misyonu sona erdiğinde; ABD’nin Irak’ın kuzey bölgesine yönelik Kürtler üzerinden yaptığı planlamaların süreceği değerlendirildiğinde, diğer bir değişkenin İran etkisindeki Şii Iraklılar olacağı görülmektedir. Terör unsurları dışında kalan sünni kesim zaten merkezi devletin geçer akçesidir. Öte yandan devlet yapılanması içinde de şiilerin önemli etkisi bulunmaktadır.

İran’ın Suriye ile ilişkileri zaten hep iyi ve güçlüydü. 2011’de başlayan iç savaş boyunca askeri konular ve istihbarat alanında İran’ın Suriye’ye destek vermediğini söyleyebilir misiniz? Bu desteğin Fırat Kalkanı Harekâtı’nın askeri hedefinin güney sınırlarına yaklaşıldığında farklı bir önem kazandığını görüyoruz. Suriye ile ilişkilerin bir türlü normalleştirilememesi, harekâtın deklare edilen askeri-politik hedeflerine ilişkin şüphe uyandıran açıklamaların neden olduğu belirsizlik, 24 Kasım 2016 günü askeri birimimize yapılan faili meçhul saldırı ile verilen mesajlar yaşanan sürecin ciddiyetini artırmaktadır.

24 Kasım saldırısı sonrasında Rusya ile yapılan görüşmeleri müteakip Dışişleri Bakanımızın ve ilgili görevlilerin bir sabaha karşı apar topar İran’a gitmesi bölgede İran’ın daha da önemli bir aktör haline geldiğinin kanıtıdır. İran’ın ulusal hedefleri doğrultusunda Suriye ve Rusya ile mevcut güçlü ilişkilerinin yanı sıra emellerini gerçekleştirmek için ABD ile de temasa geçebileceği unutulmamalıdır. Suriye’nin kuzeyinde İran etkisinde bir yapılanma ihtimali de belirmektedir.

Suriye ve Irak acılarla dolu BOP sürecinden sıyrılabilir mi?

Kuruldukları ilk dönemlerden bu yana açık ya da gizli dış etkiler ve yönlendirmeler altında kalmış olan iki Arap devleti devlet-millet niteliklerindeki yapısal eksiklikler yüzünden hassasiyet taşımışlardır. Şu çok iyi bilinmelidir; hassasiyetiniz ne kadar fazlaysa istismarı da o ölçüde derin olur. Hele bir de savaş topraklarınıza ulaşmışsa sorunlar yama dikmekle de giderilemez.

Önümüzdeki dönemde Irak üzerinde ABD ve RF başta olmak üzere İran’ın görünür nüfuz mücadelelerine ve aynı zamanda koordinasyonlarına şahit olacağız. Gölgede ise ağırlıkla İngiltere ve İsrail’in açık ve örtülü girişimlerini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarını koruma mücadelesini izleyeceğiz. ABD Irak nüfuz alanındaki yerini sağlamlaştırmak ve kalıcı izler bırakmak için dümende olacaktır. Ancak öncelikli etki ve ilgi alanı Irak’ın kuzey bölgesi olacaktır. ABD ve İsrail desteğindeki Barzani ekibinin ve çevresindeki diğer Kürt oluşumlarının ilginin odağı olacağı bellidir. Irak Merkezi Devleti’nin ise siyasal ve ekonomik yönlendirmelerin etkisinde sözde ve görünürde bağımsız politikalar izlemeye çalışacağını düşünüyorum. Irak’ın bütünlüğü ABD’nin iradesine bağlı olduğu kadar İran’ın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin söylem ve eylem birlikteliğine de bağlıdır. Irak konusu mezhepsel alana sıkıştırılırsa durum vahim görülmektedir. Rusya Federasyonu’nun da İran ve Türkiye koordinasyonlarıyla Irak coğrafyasındaki etkisini artırabileceği bir potansiyel de mevcuttur.

Suriye açısından baktığımızda, Irak’a göre daha güçlü bir istihbarat ve devlet yapılanmasını ve nispeten modern yaşama daha fazla uyum sağlamış insanların yarattığı milli güç bileşkelerini gördük. İstihbarat Servisinin ve Silahlı Kuvvetlerin fazlasıyla etkili olduğu Suriye Devleti’nin BOP sürecinde Irak’a göre daha mukavemetli olduğunu izledik. Irkı ve aidiyeti ne olursa olsun 400-500 dolarlarla terörist devşirilebilen kaotik bir harekât ortamında Suriye’nin bazılarının öngörülerin tersine bugünlere gelebilmesi kendi adına büyük başarıdır.

Savaşın ortasından itibaren Rusya Federasyonu’nun artan askeri ve politik desteği de sonuca etki etmektedir. Bu açıdan bakıldığında şu an belirsiz görülse de Suriye’nin BOP’tan sıyrılma şansı daha fazladır. Suriye açısından Türkiye Cumhuriyeti’nin sürece olumlu etkisi olumsuz etkisinden daha önemli olacaktır. Aslında Türkiye için de olumlu etkide bulunmak bir zorunluluğa dönüşmüştür. Suriye’nin bölünmesi Türkiye’nin bölünmesine giden kapıyı açabilir. BOP zaten budur. Hayallere kapılmamak gerekir.

Makalenin üçüncü ve son bölümünde (GERİLİM ARTIŞI VE YENİ DÖNEM-3) ise Türkiye nereye ve nasıl gitmeli? Şanghay İş Birliği Örgütü tercihi doğru mudur? sorularını irdeleyeceğim.

Görüşmek dileğiyle.

Rafet ASLANTAŞ
ANKA Enstitüsü Başkanı