Osmanlı İmparatorluğunda 19. yüzyılda yetişmiş, Türk devlet ve bilim adamı, aynı zamanda da hukukçu, şair ve tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’nın; ”Zeybek bahadırları dağlarda, taşlarda keklik gibi seğirtirlerdi. Tüfekleri hep nev-icad şeşhane idi. Zeybekler mehalik ve muhatarattan (tehlikeden, zarar ve ziyandan) sakınmaz, yorulmaz ve usanmaz şuhu u şen sanki askerlik için yaratılmış bir kavim. Doğrusu insanın güzel bir soyu.” (1) Dediği zeybeklerden olan Atçalı Kel Mehmet Efe, tarihçi Çağatay Uluçay’ın ifade ettiği gibi; ”fakir bir zeybektir… Genç yaşında dağa çıkmış, daha sonra bir ihtilalin lideri olmuştur. Halk, Kel Mehmed’i, ileri sürdüğü fikirleri, samimi, ciddi ve adil buldu, onun etrafında toplanıverdi. Aydın’a bir Vali gibi yerleşen Kel Memed, eski düzeni kökünden yıktı, kötü idareciler ve ayanlar bulundukları yerlerden kaçtılar. Bu ihtilalde onunla aynı hizada yürüyenler, zeybekler, Yörükler, şehrin esnaflarıyla alt tabakadan olan halktı.” (2)

Aydın İhtilali

Aydın, Atçalı Kel Mehmet Efe’nin liderliğini yaptığı ve tarihe Aydın İhtilali olarak geçen hadiseden sonra Atçalı Kel Mehmet Efe bir vali gibi Aydın’a yerleşmiş, uzunca bir süre valilik yapmış, hâkimiyeti altına aldığı yörelere yönetici olarak kendi zeybeklerini atamış ve böylelikle de bölgede bozulan asayişi efecesağlamıştır. Devlete asi değildir Atçalı. Ağır vergilere, halka zulmedenlere ve kötü yöneticilere karşı efelenmiştir! Zira Atçalı; Benim garazım, fukaraya zulmedene. Yoksa devletime karşı gelmek benim ne haddime” (3) demektedir. Dolayısı ile de yörenin tüm zeybekleri, Yörükleri, köylüleri, ahileri (esnafları) ve vatandaşları Atçalı’nın yanında yer almışlardır. Ve Atçalı’nın Osmanlı askerlerince öldürülmesinden, ihtilalin bastırılmasından sonra bölgede çeşitli dönemlerde yeni zeybekler yine efelenmişler ve kötü yöneticilere karşı mücadele etmişlerdir.

Ege Bölgesi Dağlarında 1850’li yıllarda zeybeklik yapan İslamoğlu Mustafa Efe, zeybekliğe başladığında kızanlarına ve köylülere diyor ki;

”Biz dağa çıktık, neden? Bütün memleketi beş, on derebeyi ele almış, ırz, namus tehlikeye düşmüştür. Halkı, padişah adına haraca kesiyorlar. Vergiyi onlar toplar. Ne yaptıklarını kimse bilmez. Muharebe olur. Onlar eşraftır diye ötekiler ulemadır diye gitmezler! Giden, ölen hep zavallı ahalidir. Yeniçerileri kaldırdılar. Başka yeniçeriler meydana çıktı. Onlar baklava, börek yer. Halk kuru ekmek. Hangi padişah tahta çıksa, hep o eşraf makulesi ona döner. Saraya hediyeler yollanır. Hâkim de kadı da onlara köledir. Balık baştan kokar, anladınız mı efeler? Baştakiler ziftlendikçe, sedirlerinde geviş getirdikçe, halkı soydukça ve kendi adamlarını kayırdıkça, bu memleket adam olmaz ağalar!” (4) Yıl 1850!

İslamoğlu Mustafa Efe’nin bu başkaldırısı, efelenmesi ve dağa çıkıp zeybek olması, devlete bir isyan değildir. Kötü yöneticilere, adaletsizliğe ve bozuk düzene karşı bir tepkidir. Zira zeybekler devlet düşmanı değildirler. Tam aksine devletin koruyucularıdırlar. Devşirme yöneticilerin millete yaptığı zulme başkaldırmışlardır. Onların asiliği devlete değil bozulmuş düzenedir. Ve onların mücadelesi masum halkla değil halka zulmedenler iledir. Bu sebeple ülkemizin kurucusunun lakabı dahi Sarı Zeybek’tir! Selçukludan Aydınoğullarına, Aydınoğullarından Osmanlıya ve Osmanlıdan da Milli Mücadele zamanlarına kadar geçen zaman içerisinde, zeybekler her ne kadar çağın koşulları gereği çeşitli isyan hareketleri içerisinde olsalar da bu isyan hareketleri zulme ve kötü yönetime karşıdır. Devletin varlığına karşı değildir. Yani hiçbir zeybek, efe; ben zeybek cumhuriyeti, zeybek imparatorluğu kuracağım dememiştir. Sayıları on binleri bulan zeybek çeteleri ve destekçileri ile birlikte milyonlarca insan, isteselerdi bir zeybek beyliği dahi kurabilirlerdi. Ömrü uzun olurdu ya da kısa olurdu, bu başka bir şey. Fakat dileselerdi böyle bir yola başvurabilirlerdi. Çünkü bölgenin hâkimiyeti ellerindeydi. Ancak hiçbir güçlü efe böyle bir yol izlememiştir. Devlete asi olmamıştır. Kötü yöneticilere efelenmiştir… Atçalı Kel Mehmet Efe, Aydın İhtilalinden sonra mühür bastırmış ve üzerine de ”Vali-i Vilayet, Hademe-i Devlet, Atçalı Kel Mehmet” yazdırmıştır. Bu; yolladığınız kötü yöneticilerden bıktık, artık halkın desteği ile Aydın’ın valisi benim. Ben Atçalı Kel Mehmet, devletin de hademesiyim.” demektir.

Aydın Sancağında, (İzmir, Aydın, Muğla, Manisa, Denizli ve civarı) Atçalı’dan önce zeybeklik yapmış binlerce yiğit vardır. Ve Atçalı’dan sonra da zeybeklik yapan binlerce Türk evladı vardır. Bu zeybek muhafızlar (5) vatanın işgal edilmesi üzerine 1919 yılında Kuvâ-yı Milliye (6) akıncıları olmuşlardır.

İşgal günleri gelmeden önce zeybekleri yakalamakla vazifeli zaptiyeler, yurdun işgali üzerine zeybekler ile birlikte yurdun düşman işgalinden kurtarılması için mücadeleye başlamışlardır. Böyle bir ortamda efelenen yiğitlere Kuvâ-yı Milliye Efeleri diyoruz ve bu Kuvâ-yı Milliye Efelerininefelenmesi hareketine deEfelik Ruhudiyoruz. Tıpkı Atçalı Kel Mehmet Efe’nin Aydın ihtilalinde olduğu gibi!

Bu Çağ da Zeybeklik

O yiğitlik ruhu, Selçuklu’yu, Aydınoğulları’nı, Osmanlı’yı koruyup, işgal günlerinde de vatanı kurtarmış bir ruhtur. Bu sebeple her çağda bize lazım olan bir ruhtur… Bugün 2017 yılı itibari ile zeybeklik geleneği her ne kadar kültürel, sanatsal ve folklorik olarak yaşatılıyor olsa da; Türk evlatlarının karşılaştıkları her hangi bir haksızlık karşısında bir dakika dedikleri an, Efelik Ruhlarınınharekete geçtiği andır…

Bugün bu ruhu yaşatmak için silah kuşanıp, dağa çıkıp zeybeklik yapacak halimiz yok. Bulunduğumuz yeri bir yiğitlik ocağı, bir dergâh, bir karargâh olarak düşünüp, devlet ve millet menfaati için mesai yapmak gerek. Çünkü zor günler yaşadık ve zor günlerden geçiyoruz. Kuvvetle muhtemeldir ki ilerleyen günlerde de daha zor günlerden geçeceğiz. Biz göremesek de evlatlarımız, torunlarımız, bizden sonrakiler görecekler. Öyle ise onların daha az zorlukla karşılaşmaları için bugün mücadele etmemiz gerek. Tıpkı bizden önceki atalarımızın bizi düşündükleri gibi bizler de bizden sonrakileri düşünmeliyiz.

Efelik Ruhunu yaşatabilmek ve gençlere, milli bir ruh, milli bir şuur aşılayabilmek için pek çok kıymetli insan kendi alanlarında yıllarca hizmet ürettiler. Rahmetli, Albay İbrahim Ruhi Alkan, kurduğu Ege Zeybeklerini Anma ve Yaşatma Derneği ile birçok hizmet üretti ve 12 şube ile bu hizmetini yıllarca icra etti. Şeref Üsküp, Hürefe matbaasını kurarak yaklaşık 50 yıl gazete, dergi ve kitap çalışmaları yaptı. Tanıdığı Milli Mücadele kahramanı tüm Kuvâ-yı Milliye Efelerinden aldığı bilgiler ışığında, Türk gençliğine Efelik Ruhunu aşılayabilmek için vazife yaptı. Mustafa Kemal Yılmaz, Kamil Acun, Sadettin Demirayak ve daha niceleri Efelik Ruhunun birer sancaktarı idiler. Onlar, Ahmet Efe, Mehmet Efe, filan Efe ya da başkaca bir zeybek hakkında sövmek ya da övmek için değil; Türk gençliğine, Türk yiğitlik geleneğinin en önemli törelerinden birisi olan zeybeklik geleneğini ve bu köklü geleneğin sonucu olarak ortaya çıkmış olan Efelik Ruhunu dosdoğru bir şekilde aşılayabilmek için vazife yaptılar. Böylelikle bir nesil, onların ürettiği hizmetler ile yetiştirildi ve eğitildi. Zira pek çok diyara Efeler Diyarı denilir. Fakat bu diyarların okullarında gençlere ne yazık ki efelik öğretilmez! Zaten yıllardır sistematik olarak, özellikle sadece folklorik bir gelenek olarak sınırlandırılmış, unutturulmaya çalışılmış, kötü politikalarla yönetilen dernekçilik adı altında yozlaştırılmış ve aslından uzaklaştırılmıştır. Bu yiğitlik ocağını aslına uygun bir şekilde gençlere öğretmeye çalışan eğitmenlerin varlığı ise umutlarımızı yeşertmektedir.

Bu geleneğin mensupları, Selçuklu döneminde Ahi-Türkmen esnaflarının can güvenliğini sağladı. Ordu seferde iken iç asayişe memur edildi. Paşa kapısında kervanların yol güvenlik muhafızlığını yaptı ve Türkmen obalarını Moğol akınlarından korudu. Aydınoğulları Beyliği döneminde Aydınoğlu Umur Gazi Bey ile birlikte Bizans saldırılarına karşı akınlara çıktı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde her ne kadar 19. Yüzyılın sonuna doğru isimleri bir takım eşkıyalık hareketleri ile anılsa da; devlet ve millet ne zaman zorda kalsa yardıma koştu. Taburlar halinde cepheye giderek serdengeçti. Ve Milli Mücadele günlerinde de Sarı Zeybek Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte vatanı işgalcilerden temizlemek için savaştı. Yaptıkları fedakârlıklar ve gösterdikleri üstün hizmetler resmi arşivlerde mevcuttur.

Elbette ki insanın olduğu her yerde olan bir takım hatalar zeybekler arasında da vardı. İçlerinde iyiler ve kötüler mutlaka oldu. Fakat zaten Türk milleti, zeybekliğin şanına layık yaşayana efe, aykırı davranana da çalıkakıcı (sahte zeybek) diyerek, herkesin hak ettiği değeri biçmiştir. Bugün bize lazım olan şey, bu yiğitlik geleneği içerisinde yanlışları olanları anlatmak değil tam aksine doğruları olanları anlatmak ve yiğitliğin, zeybekliğin, yani muhafızlığın ruhunu, Efelik Ruhunu dosdoğru bir şekilde gençlerimize aşılamaktır. Çünkü bu ruh her çağda olduğu gibi bu çağda da bize lazımdır…

Efelik Ruhu Nedir?

Peki, nedir bu Efelik Ruhu? Efelik Ruhu; Yiğitbaşı Neslioğlu’nun, Sivri Bölükbaşı’nın, Birgili Cennetoğlu Mustafa Efe’nin, Yağdereli Sinanoğlu Mehmet Ali Efe’nin, Atçalı Kel Mehmet Efe’nin, Çakırcalı Mehmet Efe’nin, Yörük Cerit Osman Efe’nin, Yanık Halil İbrahim Efe’nin, Aydın, Menteşe ve Havalisi Kuvâ-yı Milliye Umum Kumandanı Albay Demirci Mehmet Efe’nin sancağını taşımaktır. Yörük Ali Efe’nin, Durmuş Ali Efe’nin, şehit Gökçen Hüseyin Efe’nin, şehit Poslu Mestan Efe’nin, Danişmentli İsmail Efe’nin, Mesutlulu Mestan Efe’nin, Köpekçi Nuri Efe’nin, İsabeylili Ese Efe’nin, şehit Kako Mehmet Efe’nin, Mavro Ali Osman Efe’nin, şehit Sökeli Ali Efe’nin, şehit Kınalı Dokuz Efe’nin, Çete Emire Ayşe Efe’nin, şehit Gördesli Makbule Efe’nin ve diğer tüm Kuvâ-yı Milliye Efelerinin, isimsiz kahramanların hatıralarını yaşatmaktır.

Efe Ruhlular, milli ve manevi değerlerine bağlı, elindeki herhangi bir meziyeti ile memleketine ve iyi insanlara, zeybeklik kültürüne hizmet eden, ÜRETEN, eğitimli, donanımlı, nefsi değil kalbi yaşayan, ahlaklı, vatanperver, milli menfaatleri şahsi menfaatlerinden üstün tutan, görev adamı ahlakı taşıyan, çağın gerektirdiği yöntemler ile devletine ve milletine hizmet edebilmek için çabalayan savaşçı delikanlılar demektir… Bu erdemleri korumayı başaranlara ve bu uğurda savaşanlara, bu azmi gösterenlere Efe; giydikleri manevi pusata da Efelik Ruhu diyoruz… İnanıyoruz ki; bu ruh ile yetiştirilmiş bir gençlik, kendi özel yaşamında ruhani olarak mutlu, huzurlu olacağı gibi ülkesi içinde yaşamın her alanında başarı ile var olacaktır ve devraldıkları sancağı bir adım daha öteye taşıyacaklardır…  

Evlatlarımızı bu bilinç ile yetiştirelim. Bu ruh ile yetiştirilen gençlik, ülkenin geleceği için çok büyük önem arz etmektedir… Bu milli bir vazifedir. Ve bu milli vazife için mesai yapanlar ile mesai yapanlara destek olanlar çok kıymetlidir. Çünkü okullarda gençlerimize öğretilmeyen bilgileri öğretebilmek amacıyla çalışıyorlar. Zamanlarını, enerjilerini, imkânlarını hatta sağlıklarını bu uğurda feda ediyorlar. Vatansever ve milliyetçiyim diyen herkes kendi alanında bu bilinç ve bu yüksek ruh hali ile hareket etmiş olsa, bizim sırtımızı “Evvel Allah” hiç kimse yere getiremez bu dünyada…

Bu sebeple çocuklarımıza sadece zeybek oyunlarını öğretmeyelim. Zeybek oyunları yanında, zeybekliğin bir yaşam tarzı olduğunu, herhangi bir haksızlık karşısında, masum ve mazlumdan, haklıdan yana tavır almak demek olduğunu, zeybekliğin bu çağda vatan ve millete hizmet aşkı olması gerektiğini öğretelim. Öğretelim ki Efelik Ruhu yaşasın. Devletimizin ihtiyacı olduğunda yiğitlerimiz, köşelerine çekilmesin, haksızlık karşısında susmasın, pusmasın, yiğitçe efelensin. Hakkını savunsun. Bunun için gençlerimize her alanda milli ruh ve milli şuur aşılansın. İşte Efelik Ruhu da bu mana da Kuvâ-yı Milliye yiğitlerinin manevi sancağını taşımak adına bir milli ruh, milli şuur aşısıdır.

Milli Ruhumuzu Yükseltmek İçin Öneriler

Sosyal medyada herhangi bir siyasi partinin ya da başkaca bir sayfanın paylaştığı bir içeriğin altındaki yorumları inceleyin. Ben bunu sıkça yapıyorum. Toplumsal psikolojimizi analiz edebilmek için muazzam bir yöntemdir. Ve ne yazık ki gözlemlediklerimden sonra gördüğüm manzara dehşet verici boyutta! Milletimizin evlatlarının bir bölümü kimliğini kaybetmiş durumda… Ancak ruhlarında cevher var. O cevherin parlaması için sebep olmak gerek. Bir şey yapmak gerek. O ruha dokunacak, o ruhu uyandıracak, o tohumu patlatacak ve yeşertecek bir şeyler. Örneğin kamu spotları gibi yöntemler ile kısa fakat çeşitli milli konuları içeren çalışmalar yapılabilir. Böylece sürekli göre göre, duya duya o ruh kendine gelmeye başlayacaktır. Zira büyük şehirlerimizde gündem farklı, taşra denilen şehirlerimizde gündem farklı. İnsanlarımız eğitim, ulaşım, iletişim, gıda, insani yaşam için lazım olan temel gereksinimler gibi konularda ekonomik sıkıntılar geçiyorlar. Ve bu sıkıntıları aşabilmek için bir yere ait olmaya çalışıyorlar. Kimileri yasa dışı yöntemlere başvurmak zorunda kalıyor, kimileri de bunalıma girip aile içi felaketlere sebep oluyorlar. Ve kimileri de çeşitli oluşumlara ya da siyasi partilere giriyorlar ve bir şekilde oralarda dertlerine çare arıyorlar. Milli konularda ki hedefler ikinci planda! Çünkü yıllardır süre gelen psikolojik operasyonlar ile insanlarımızın bir kısmı ekonomik olarak bezmiş ve hipnozlanmış gibi eğri ile doğruyu ayırt edemez bir durumda.

Bizler sosyal medya ile bilgileniyor, bilgi paylaşıyor ve iletişim kurabiliyoruz. Fakat Anadolu’nun birçok yerleşim biriminde halen zor şartlarda yaşayan insanlarımız var. Sadece Doğu bölgelerimizde değil Ege’de dahi bazı konularda durum farklı değil. Bu sebeple kanaatimce milli ruhu uyandırmak için en etkili yöntemler;

1-Televizyon

2-Gazete

3-Sinema

4-Tiyatro

5-Kitap

6-Konferans

7-Köy toplantıları

8-Dergi

9-Reklam afişleri

Bunlar üzerinde yoğunlaşmak ve bu konularda çeşitli faaliyetler icra etmek gerek. Elinde medya gücü olan bir siyasetçi toplumu kendi istediği yönde yönlendirebiliyor. Emperyalistler de kontrollerindeki sinema ve medya gücü ile çeşitli psikolojik operasyonlar yapabiliyorlar. Mademki insanlarımız bu yöntemler ile yönlendirilebiliyor, bunu doğru bir şekilde milli menfaatler için kullanmanın çarelerini bulmak gerek. Aksi halde uzun zamandır yürütülen psikolojik operasyonlarla kimliğinden uzaklaştırılmış olan Türk gençliği, milli ruhundan da uzaklaştırılır. Buna izin veremeyiz. Bu hizmetlerin hepsini üretebilmek de elbette ki ekonomik güç ister. Fakat milli ruh ile bunun üstesinden gelmek mümkündür. Televizyon programcısı, gazeteci, oyuncu, yazar, bilim adamı, asker, bürokrat ve çeşitli uzmanlık alanlarında bilirkişi olmuş aydınlarımız, kendi etkinlik alanlarında bu hizmetlerin bir kısmını icra edebilirler. Ve etmeliler…

”Benim kaygım, Türkiye’ye dönük… Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in sömürgeleşmeye gittiğini görüyorum… Şimdi yapılacak iş; hızla bu toplumun yeniden kaynaşmasına, bilinçlenmesine, vatanını, milletini kendisinden önce düşünen insanların çoğalmasına önayak olmaktır. Türkiye’yi tekrar Kuvayı Milliye ruhu, Atatürk ruhu kurtaracaktır.” (Büyük Uyanış / Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu)

Rahmetli Oktay hocamızın da ifade ettiği üzere, Türkiye’nin bu kaotik ortamda belki de en çok ihtiyacı olan şey; milli ruhtur. Ve bugün hepimize düşen ortak vazife, bulunduğumuz yeri bir kale olarak düşünüp, imkânlarımız dâhilinde de Türk milletinin evlatlarına uzun yıllardır uygulanan psikolojik operasyonlara karşı, gençlerimizin milli ruhlarını kabartacak hizmetler üretmek ya da üretenlere destek vermek olmalıdır.

 

Kaynakça:

(1) Paşa, Ahmet Cevdet-Tezakir

(2) Uluçay. M Çağatay / Atçalı Kel Memed

(3) Avcı, Ali Haydar / Atçalı Kel Mehmet İsyanı-Aydın İhtilali-1829-1830

(4) Bursalıoğlu, Nazım– Afyonkarahisar Yöresi Türküleri (2. baskı), Kültür Ofset, Antakya 1993 / http://www.turkucu.net/turku- hikayesi.asp?turku=4969

(5) Yılmaz, Şahin Efe / Ahilik Teşkilatının Yiğitler Bölüğü Muhafızları. Bilgi için bknz: Efelik Ruhu-Şahin Efe Yılmaz

(6) Kuvâ-yı Milliye-Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Dil Kurumu (TDK) düzgün Türkçe kullanımı için; Bitişik yazılan birleşik kelimeler madde: 18. Farsça kurala göre oluşturulan sözler bitişik yazılır. Gayrimeşru, ehlibeyt, erkânıharp, gayrimenkul, Misakımillî, Kuvâ-yı Milliye.