Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI (DPT) YENİDEN KURULMALIDIR

Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti yüzüncü yılını geride bırakırken, bir asırlık yeni devlet yapılanması tamamlanmakta ve geleceğin yüzyıllarında Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti devletinin çatısı altında kendisini güvence altına alarak, cumhuriyet rejiminin sonsuza kadar devam etmesini hedeflemektedir. Türk devleti diğer ulus devletler gibi dünya sahnesine çıkarken, gündeme gelen birçok engel ve tehditlerin sürüp gitmesi kaçınılmaz olarak öne çıkmaktadır. Böylesine bir kaotik ortamın cumhuriyet devletinin güvence altına alınması yolundan gidilerek önlenmeye çalışılması, Atatürk gibi kurucu bir önderin çağdaş ulus devlet modelinden yararlanılarak, hareket edilmesini gündeme getirmiştir. Avrupa gibi gelişmiş bir kıtanın yanında kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti böylesine bir yakınlık dolayısıyla, dünya uygarlığına öncülük etmiş Avrupa uygarlığından yararlanmak zorundaydı. Binlerce yıllık dünya uygarlığının Avrupa merkezli olarak yeniden yapılandırılmasında Avrupa kıtası öne çıkarken, yirminci yüzyılın koşullarında Türkiye de bu durumu dikkate alarak ve bu doğrultuda bilimsel bilgi birikimine dayanarak hareket etmek gibi bir etkileyici durumun zorlaması karşısındaydı. Bu çerçevede Türk devleti kurulurken aynı zamanda, Avrupa’nın temsilcisi olduğu çağdaş uygarlık düzeninin içinde yer alarak uygar uluslar ailesinin yeni bir üyesi olmak durumundaydı. Yüzyıllar süren imparatorluk döneminde Orta Çağ döneminden gelme bazı devlet ve toplum modelleri üzerinde çalışmalar yapılmasıyla Türkiye geride kalmış devlet modelleri ya da kamu düzenlerinden giderek uzaklaşıyordu. Orta Çağ uygarlıklarının dine dayanması üzerine Türkiye, bilimin öncülüğündeki çağdaş uygarlıkların da en gerçek yol gösterici olan bilimsel disiplinlerinden yararlanarak, Avrupa kıtası üzerinden bütün dünyaya yayılan cumhuriyetçi bir ulus devlet modelini, kurucu önder Atatürk’ün öncülüğünde orta dünyanın merkez ülkesi olarak öne çıkan Türkiye’de uygulama alanına getiriyordu.

Bilime uyan her şey, bilimden kaynaklanan her türlü bilgi ve plan ya da proje metodolojik olarak bilimsel esaslara yakın olması gerektiği için yeni Türk devleti planlama kavramına yakın durmak ve bu çizgide planlı bir çalışma ile bilim çevrelerine ulaşmak durumundadır. Her türlü bilimsel çalışmanın plan ya da proje gibi düşünce ürünü çalışmaları yansıttığı için plan kavramı hem bütün bilimsel çalışmaların öncesinde yön göstererek öncülük yapmak hem de bilimsel çalışmaların sonrasında değerlendirme gibi metodolojik öncülükler aracılığı ile de düşünce ürünü çeşitli bilimsel çalışmaların amacına ulaşması açısından alt yapı ve tasnif kolaylıkları sağlamaktadır. Bilimsel çalışmaların her alanında yeni tasnifler için kolaylıklar aranmaya başladığı zaman plan, proje ve programlar önem kazanmakta ve geçmişten gelen bilimsel çalışmaların sağladığı içerikler aracılığı ile de bu gibi çalışmalar bütün toplumsal, bilimsel ve kültürel araştırma ve çalışmalarda yönlendirici etkilerin, güçlü bir biçimde öne çıkması için, gerekli olan katkıların elde edilmesinde planlar aracılığı ile önemli ölçülerde destekler sağlamaktadır. Bu gibi etkinliklerin elde edilmesi sürecinde var olan bilginin genişletilmesi ve çeşitli yol ve hedeflere öncelik verilmesi gibi durumlarda, planlar ve plancılık en iyi seçenekleri bulan, belirleyen ve yönlendiren ana unsurlar olarak planların devreye girdikleri görülmektedir. Bilgi zenginliği içinde çalışmalarını sürdüren insanlar ve toplumlar, kütüphaneler dolusu bilgi birikimi içinde yitip gitmemek için, kesinlikle ilke ve kurallara dikkat etmek zorundadırlar. Her çalışmanın belirli bir hedef ya da amaç için yapılması esas olduğu için, bu noktalara ulaşabilmek açısından plan kavramı öne çıkarak yön göstermekte ve bu açıdan etkinlik sağlamaktadır. Gelecekte ulaşılmak istenen hedeflerin hangisi olduğu ve bu açıdan hangi araç ve yöntemlerin tercih edilmesi gerektiği, gene ana bir sorun olarak planlama kavramı ile çözüme kavuşturularak belirlenir. Bu açıdan ulusal planlama, siyasal iktidar tarafından var olan kaynaklar ve alternatifler arasından belirli bir sisteme dayanan tercihlerin bir bütünüdür. Kıt kaynaklar içinden yapılmakta olan işlerin gerektirdiği oranda tercih yaparak çözüm üretmek gene ortak planlama çalışmalarının bir sonucudur.

Her alanda yapılmakta olan çalışmalar ve araştırmaların ön aşamasında, ilgili hazırlıkların bir bütünsellik içinde bir ön hazırlık ya da bir özet halinde, bütün çalışmaların öncelikle ele alınarak ana çalışmaların önünün açılması için ana yollar aranırken planlamanın öncülüğünden yararlanılmaktadır. Dünya çapında plan kavramının ön plana çıkması, liberal batı düzenine karşı Sovyet devriminin gündeme getirmiş olduğu bir girişimdir. Yirminci yüzyılda iki büyük cihan savaşı ile karşı karşıya gelen insanlık, savaşlar sonrasında içine girilen özgürlükçü bir dönemin koşullarında ortaya çıkan kaotik ortam ve emperyalist çizgideki dışarıdan müdahaleler, devletlerin daha geniş bir otorite ile hareket etmeleri gerektiğini ve bu çizgide her devletin kendi ekonomisine müdahale ederken, ulusal planlama kavramını benimseyerek kısa ve uzun vadeli planlama çalışmalarına girişmişlerdir. Ayrıca incelemesi yapılan çeşitli sektörlerin ve alanların mikro ve makro kavramlarına dayanılarak, yapılan çalışmalar sırasında planlar iki ayrı grup içinde inceleme konusu haline getirilebilmektedir. Belirli alanlarda daha küçük çalışmalar mikro plancılık çalışmalarının konusu olarak belirlenirken, ülkelerin ya da kentsel alanların inceleme konusu olarak ele alındığı bu aşamada, daha geniş alanları kapsayacak biçimde makro planlara ve bu doğrultuda daha geniş plan ve programların gündeme gelmesi söz konusu olmaktadır. Bazı planlar devlet ya da ülke başlığı altında hazırlanırken, burada makro ve mikro planlar kendiliğinden gündeme gelmektedirler. Özel alanlar ile ilgili bilimsel çalışmalarda daha sektörel bakış açısıyla değerlendirmeler söz konusu olduğu için, toplumsal ve ekonomik alanlarda yapılacak plan çalışmaları sırasında, öncelikle mikro bir bakış açısıyla hareket edilmesi gerekmektedir. Bilimsel devrimler sonrasında bilimsel çalışmalarda metotlar ve yöntemler birlikte ele alınarak ülkelerin zaman içinde bilimsel esaslara ve bilginin kullanıldığı bir çizgide gelişmeler içine girmesi sağlanmıştır. Türk devletinin kurucu önderi Mustafa Kemal ATATÜRK de gerçekleştirdiği siyasal devrimi, yaşamda en gerçek yol gösterici bilim ve fendir diyerek geleceğin yeni cumhuriyet gençliği kuşaklarına emanet etmiştir. Bu doğrultuda Türkiye Cumhuriyeti bir model devlet olarak örgütlenirken plan kavramına ve plancılık çalışmalarına öncelikle önem vermiştir.

Türkiye’de modern anlamda plancılık çalışmaları iki ayrı dönemde ortaya çıkmış ve bu dönemlerde yoğun plan ve program çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Osmanlı yönetiminin son dönemlerinde başlayan bilimsel açılımlar ve Avrupa uygarlığının önde gelen ülkeleriyle kurulmuş olan bilimsel arayışlar ve çalışmalar özellikle Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde ön plana çıkmış ve bu tür çalışmalar doğrultusunda ilk üniversite kurularak bilimsel çalışma ve eğitim dönemlerine girilmiştir. Ülkede başlatılmış olan bu yeni dönem çalışmalarının sosyal ve teknik bilimler ile birlikte bunların hazırlayıcısı olarak planlama çalışmaları da başlatılarak, cumhuriyetin ilanı ile getirilen bilim ve kültür toplumunun yaratılması doğrultusunda bir yöneliş aşamasına gelinmiştir. İmparatorluğun son dönemlerindeki arayışlar ve bu doğrultudaki gelişmeler ile cumhuriyet devletinin kuruluşuna giden yollar açılmıştır. Beş yüz yıllık bir imparatorluğun çöküşü ile beraber meydana gelen devlet ve kamu düzeni yokluğu sonrasında, Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinin oluşturduğu demokrasi ve cumhuriyet sistemleri arayışları devreye girmiştir. Çok uluslu bir imparatorluğun çöküşü sonrasında çağdaş bir ulus devletin cumhuriyetçi bir çizgide kurulabilmesi için hem bilimsel bilgi birikimine hem de planlı çalışmalara gereksinme vardı. Bir devlet yıkılırken yerine yenisinin kuruluşu başlamış ve böylesine bir dönüşüm sürecinde de Türk ulusu plan kavramı ve plancılık çalışmaları ile karşı karşıya gelmiştir. Bu aşamada ulusal kurtuluş hareketinin öncüsü aynı zamanda çağdaş ulus devletin kurucusu olduğu için ulusal kurtuluş mücadelesinin hemen sonrasında ulus devlet ile birlikte halkçı cumhuriyet rejimi birlikte kurulmuştur. Bütün bu hareketler Kuvayı Milliye adı verilen milli mücadele döneminde Atatürk’ün kurucu plan ve projeleri aracılığı ile hazırlanarak devreye sokulmuşlardır. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti modeli bizzat Atatürk’ün hazırladığı programlara dayalı olarak başlatılmış ve daha sonraki aşamada da gene Mustafa Kemal’in planlı hareketleriyle gerçekleşme aşamasına getirilmiştir. İstanbul’da başlatılan milli mücadele dönemi TBMM yapılanmasına kadar tamamlanmaya çalışılmıştır

Türkiye Cumhuriyeti devleti bütünüyle plan ve programlara dayalı olarak kurulurken devletin ilk kuruluş aşamasında, hemen hemen bütün alanlarda önceden hazırlanmış olan programların birbiri ardına gündeme getirildikleri ve bu programların geleceğe dönük olarak bir arada toplanarak daha sonra planlı adımların atılması sayesinde, bunların uygulama alanına aktarıldıkları görülmektedir. Çökmüş bir imparatorluktan geride kalan bomboş bir ülke toprakları üzerinde çağdaş bir ulus devlet kurulurken, Avrupa tipi gelişmiş devlet yapılarından yararlanılarak hareket edilmiştir. Türkler bir an önce çağdaş uygarlık ailesinin içinde yer alarak tüm dünya toprakları üzerinde örnek bir devlet yapılanması aracılığı ile ortaya çıkarken, her alanda en ileri gitmiş batı ülkelerinin sistemleri dikkate alınarak, onların anayasa ve yasal düzenlemelerinden yararlanılmış ve var olan koşullarda her alanda en ileri sistemlerin bir araya getirilmesi ile az zamanda çok işler yapılmaya çalışılmış ve Türkiye merkezli bir orta dünya yaratma hedefi çizgisinde yeni cumhuriyet oluşumunu tamamlamaya çaba gösterilmiştir. Üç kıta arasındaki merkezi bölge toprakları üzerinde bir orta dünya sentezi yaratılmaya çalışılırken, yasal düzenlemeler ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarıyla başlatılan hukuki düzenlemeler kısa bir süre içinde bir bağımsız devletin çekirdek yapısını öne çıkarmıştır. Hiçbir şeyin olmadığı bir ülkeden her şeyin var olduğu bir devlet yapılanmasına doğru yönelinmesiyle, böylesine bir kutsal amacın, kısa bir zaman dilimi sonrasında öne çıktığı görülmüştür. Başlangıçtan kısa bir süre sonra böylesine bir siyasal düzen kurulurken hızlı hareket edilmesinin arkasında, geçmişten gelen program ve planların etkisi olmuş ve cumhuriyetin kurucu kadrosu bilimsel birikimden yararlanma ya da önceden hazırlanmış planlı programlar içinde hareket etme gibi yollara yönelerek, uygarlığın beşiği olan Avrupa kıtasının ileri ülkelerine komşu olacak yeni bir siyasal modeli dünya sahnesine getirmiştir.

Devletin kuruluş dönemini temsil eden tek parti hükümeti döneminde hiçbir şeyin olmadığı bir ülkede kısa bir süre içinde her şeyin bulunduğu ve bu doğrultuda devrimi gerçekleştiren siyasal partinin kapitalist ve sosyalist plan ve programların arasında kendi yolunu seçebilmek üzere, kendi yönünü ortaya koyarken ve batının önde gelen ileri ülkelerinin plan ve programları çerçevesinde ortalama bir yol geliştirilmeye çalışılırken, Türkiye Cumhuriyetinin ilk planları hazırlanmış ve daha çok sanayileşme hedefli planlar tek parti hükümetinin çalışmaları ile uygulama alanına aktarılmışlardır. Sanayi planları beş yıllık dönemler doğrultusunda hazırlanarak devreye sokulurken, daha çok tümüyle planlı ekonomiye dayalı olarak kurulmuş olan Sovyetler Birliği’nin planlı ekonomi çalışmalarından da yararlanılarak, üç kıta ortasında kurulmuş olan Türk devletinde, doğu-batı ya da kuzey-güney ekseninde yapılacak açılımlar ile ülkenin bulunduğu konumun gerekli kıldığı birleşik ve uyum hedefli ülke planlarına öncelik verilmiştir. Sanayileşme planları ile yeni kurulan cumhuriyet devleti hızlı bir yapılanmaya yönelirken kurulan fabrikalar ülkenin her tarafına eşit koşullarda kurulmaya çalışılmıştır. Her fabrika kurulurken, kendi bölgesinin yaşam merkezi olarak yapılandırılmasına dikkat edilmiş, alışveriş merkezleri ile kültür ve sanat merkezleri ve de bazı meslek okulları ile, yüksek okulların bu fabrikalara yakın bir yerleşim planında bütün ülkeye dağıtılmalarına dikkat edilmiştir. Sanayi planları ile ülkede üretim seferberliği ilan edilirken, Halkevleri ve Köy Enstitüleri gibi bazı kültür ve eğitim kuruluşlarının da fabrikalar ile birlikte yeni yapılandırılan yurt düzeyinde yer almalarına dikkat edilmiştir. Böylece hem ekonomik hem de sosyal ve kültürel alanlarda birlikte yeni yapılanmalar, devletin kuruluş aşamasında beş yıllık sanayileşme planları aracılığı birlikte toplu bir yeniden oluşum çizgisine uyum sağlanarak, yeniden yapılanma gereksinmelerinin tamamının gerçekleştirilmesine dikkat edilmiştir. Bu açıdan konuya bakıldığında, cumhuriyetin ilk dönemi olan kuruluş aşamasının hem devletin hem toplumun hem de yaşam biçiminin değiştirildiği bir noktaya geldiği görülmüştür. Kısaca çağdaşlaşma ya da modernleşme denilen değişen dünyanın yeni özelliklerine dikkat edilen ve yenileşme atılımlarının bütünüyle bu doğrultuda gerçekleştirildiği genç Türkiye Cumhuriyeti’nde, bu tür değişim ve dönüşüm atılımlarının daha önceden planlanarak devreye sokuldukları söylenebilir. Türklere çağ değiştiren büyük bir dönüşümün başarılı olmasının sırrı da planlı ekonomi olmuştur.

Cumhuriyet devletinin kuruluşu ile birlikte ilk yılları sırtlanarak devrimi gerçekleştiren ve aynı zamanda kurucu iradenin devletin kuruluşunu tamamlamasından sonra, Türkiye yirminci yüzyılın ortalarında dünyanın ortalarında yalnız kalan bir ülke görünümü kazanıyordu. Doğuda sosyalist sistem ile batıda kapitalist sistem karşı karşıya gelirken, bunların tam ortasında kurulan Türk devleti kendi modelini seçmek ve kendi yolunu inşa etmek üzere planlı olarak hareket etmek zorunda kalıyordu. Devletin kuruluşu yirminci yüzyılın ilk yarısında tamamlandıktan sonra, aradan geçen yarım yüzyıllık zaman dilimi çerçevesinde değişen dünyanın yeniden ele alınarak değerlendirilmesinin yapılması gerekiyordu. Özellikle yüzyılın tam yarısındaki dönem, dönüşüm açısından fazlasıyla önem kazanınca Türkiye’de bu doğrultuda bir yeni hareket olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin gene daha önce yapılmış olan ulus devlet planlarına uygun bir biçimde dünyadaki değişimi dikkate alarak devlet adına yeni bir yapılanmaya doğru adım atılması konusu siyasal gündeme gelmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılanma Birinci Dünya Savaşı sonrası dünya dengelerini yansıttığı için aradan yarım yüzyıla yakın bir sürenin geçmesi üzerine dünya dengeleri değişmiş, bir tarafta Batı dünyasında Avrupa Birliği gibi bir yeni devletler birliği kurulurken, diğer tarafta Asya kıtasının büyük bir kısmını işgal eden Sovyetler Birliği zayıflayarak çöküşe doğru giderken, dünyanın ortasındaki Türk devletinin batı dünyasındaki birleşme ile doğu bölgesindeki çöküş ve dağılma ile karşı karşıya kalınması nedeniyle, Türk devletinin merkezi gücünün artırılması gerekiyordu. Yirminci yüzyılın tam ortalarına gelindiği aşamada doğu ve batı dengelerinin değişmesi yüzünden, Türk devletinin değişen koşullar dikkate alınarak yeni bir düzenlemeye gereksinmesi vardı. Bir anlamda yarım kalmış Kemalist devrimin tamamlanması ve bu doğrultuda devlet ile toplumun gereksinme duyulan yerler ve konularda takviye edilmesi gerekiyordu. İşte bu zorunluluk Türk Silahlı Kuvvetlerinin askeri bir müdahaleye yönelmesinin önünü açıyordu. Dünya savaşı yıllarında yarım kalan ulusal anayasa yapılanması, sonraki yıllarda yirminci yüzyılın ikinci dönemine geçilirken yepyeni bir çağdaş anayasa yapılanması ile tamamlanmak isteniyordu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci anayasası devletin yarım kalan yapılanmasını tamamlama çizgisinde başarılı bir çıkışın simgesi haline geliyordu. Yeni anayasa hak ve özgürlükler alanında insan hakları çağına uygun düşen bir yapılanmaya yönelerek birçok alanda eksik kalan hak ve özgürlükleri gündeme getirerek bunlara anayasal güvence veriyordu. Yeni anayasa topluma modern çağın hakları ile özgürlüklerini getirirken aynı zamanda Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Senatosu, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu gibi yeni anayasal kurumlar getirerek, batı ülkelerinde var olan anayasal dengelerin yeniden kurulmasının önünü açmıştır. Bu doğrultuda yirminci yüzyılın ikinci yarısına doğru devlet yeniden düzenlenirken, yeni devlet kurumlarının arasına Devlet Planlama Teşkilatı adı altında merkezi bir planlama örgütü getirilerek, yirmi birinci yüzyıla doğru ülkenin dış güçler aracılığı ile içerden ya da dışardan itiş kakış operasyonuna alet olması önlenmeye çalışılmıştır. Amerika ve Rusya merkezli iki kutuplu dünya sürecinde, Türkiye hem NATO ülkesi olarak batı güvenlik şemsiyesi altına sokulmuş hem de Atatürk ilkelerinin Sovyet devriminden gelen devrimcilik, halkçılık ve devletçilik ilkeleri doğrultusunda yeni anayasa düzenlenerek uluslararası emperyalist devletlerin müdahalelerinin önlenebileceği yeni bir anayasal denge oluşturulmuştur. Yeni anayasa ile getirilen devlet düzeni planlı bir devlet modeline dönüştürülürken hem planlı ekonomi hem de planlı bir siyaset yapılanmasına doğru adım atılmıştır. Serbestlik ana esasına dayanılarak Batı bloğunun aşırı özgürlükçü bir yapıya doğru kayması gerçeği karşısında planlama kavramı daha da önem kazanmış ve Sovyet modeline paralel bir planlama anlayışı ve uygulaması yirminci yüzyılın ikinci yarısında Türkiye’ye getirilmiştir. Düzenli olarak hazırlanan beş yıllık planlarla Türk ekonomisi kontrol altında tutulurken aynı zamanda Türk devletinin geleceğe yönelen siyasal yapılanması da gene beş yıllık kalkınma planları aracılığı ile denetlenmeye çalışılmıştır. Anayasal çerçevede Türk devletinin ve toplumunun içinde bulunduğu sorunları ve durumu ülkenin tüm çıkarları doğrultusunda, Devlet Planlama Teşkilatı askerî dönemi geride bırakarak yarım yüzyılı aşkın bir süre zarfında bir kamu kurumu olarak devletin çatısı altında yer alarak Türkiye’nin her yönden planlı ve programlı olabilmesi hedefinde etkili olmuştur.

Ne var ki, bu kadar başarılı olmuş bir kamu kurumu ve bir devlet örgütlenmesi olarak Türk devletinin birçok gereksinmesini sağlayan Devlet Planlama Teşkilatı, küresel emperyalizm döneminde küreselci merkezlerin baskı ve müdahaleleri sonucunda bir gece ansızın kapatılmıştır. Aynı tür bir işlem ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin en büyük kamu kurumlarından birisi olarak Köy İşleri Genel Müdürlüğü bir gece yarısı operasyonu ile kapatılırken, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü gibi devletin kendini yenileme örgütü doğrultusundaki bir kamu kurumu da bir gece ansızın torba yasalarla birbiri ardı sıra tasfiye işlemleri yapılırken ortadan kaldırılmıştır. Yirminci yüzyılın birikimi ile yitirilen devletin önemli kamu kurumlarının yerini alacak bir biçimde yeni kamu kurumları ya da merkezlerinin kurulması gerekirken, giderek orta çağ dönemindeki şehir devletleri gibi ya da alt kimlikçi eyalet ve federasyon tipi yapılanmalar, bölücü ve devlet ile milleti ortadan kaldıran tasfiye girişimleri küresel merkezlerin yönetimi altında devreye sokularak küresel emperyalizmin 200 ulus devletten, 2000 eyalet devletine dönüşmesi programı ısrarlı bir biçimde dışarıdan zorlanarak eyleme dönüştürülürken ve ulus devletlerin tasfiyesiyle birlikte Orta Çağ düzeni bin sene önceki şehir devletleri aracılığı ile dünya değiştirilirken var olan devletler, yok olan uluslar ve geçmişten kalan kamu düzenleri ortadan kaldırılmaktadır. Var olan ulus devletlerin, ulusal yapılar ile kamu düzenlerinin varlığını koruyacak ya da geleceğin dünyasında güçlenerek var olabileceklerini sağlayacak düzenlemeleri yapacak büyük kamu kurumlarına, bugün her zamanki dönemlerden daha fazla gereksinme bulunmaktadır. Devlet Planlama Teşkilatı ve Türkiye ve Orta Doğu Amme Teşkilatı gibi büyük kamu kurumları bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti kamu düzeninin ayakta kalmasını sağlamışlardır. Bugün gelinen noktada bu büyük kamu kurumlarının kapatılmasıyla, çok önemli bir kamu yönetimi boşluğu emperyalist müdahaleler aracılığı ile ortaya çıkarılmıştır. Böylesine önemli kamu kurumlarının kurulmasını sağlayan Devlet Planlama Teşkilatının kapatılması ise, bu tür bir tasfiyenin üzerine bir şeyler ekilmesi olmuştur.

Son ara rejim döneminde değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti anayasası Doğu bloğunun yıkılması ve dünya hegemonyasının Atlantik merkezinin tekeline kalması yüzünden, yirminci yüzyılın koşulları içinde iki kutuplu dünya dengeleri ortadan kaldırılmış ve bu doğrultuda Atlantik merkezinin dayatması aracılığı ile anayasa ve yasalar gece yarısında torba yasalar üzerinden mutlak değişime doğru zorlanmaktadır. Yirminci yüzyılın birikimi ile çağdaş bir ulus devlete sahip olma şansını elde eden Türk ulusunun küreselleşme sürecinde tekelci şirketler aracılığı ile devletsizliğe doğru zorlanması, ya da bu amaçlı politikalara hedef olması karşısında Türkiye Cumhuriyeti ulus devletini kurmuş olan Atatürk ve arkadaşlarının kurucu iradesinin Türk ulusuna armağan olarak bıraktığı siyasal yapılanma ve kamu düzeni esas alınarak yeni bir milli mücadeleye, var olan gücü ve kazanılmış haklara dayanarak Türk ulusu ve devleti yönelmek zorundadır. Merkezi planlama örgütü kapatılarak tasfiye edilen Türk devletinin yönetiminin zaman içerisinde planlama örgütünün eksikliğini fazlasıyla çekeceği bugün gelinen anayasasızlık sürecinde iyice görülmektedir. Torba yasalarla değiştirilen ve tasfiye edilen kamu kurumlarının giderek sayısının artmasında küresel emperyalizmin dış müdahalelerinin fazlasıyla olumsuz rolleri bulunmaktadır. Orta çağlarda görülen uygulamalarda geri kalmış devlet düzenleri öne geçtiği için, birbiriyle çelişen birçok karar ve uygulamaların karışık biçimlerde öne çıkarılarak, kamu düzenlerinin karışıklık üzerinden kaos durumlarına doğru iteklendikleri göze çarpmaktadır. Emperyalist rüzgarların sürüklediği kaymalar giderek geride kalırken, bugünlerde küresel emperyalizmin tekelci şirketleri var olan ulus devletler düzenini ortadan kaldırabilmenin arayışları içindedirler. Emperyalizm kendi çıkarları doğrultusunda bütün dünyayı kaos ortamları yaratarak çökertmeye çaba gösterirken, bütün dünya halklarının ve devletlerinin kazanılmış haklarını görmezden gelmektedir. Hak ve özgürlükler insan hakları adına yıllarca, ulusal toplumları ve devletleri parçalama silahı olarak kullanırken, insanın yerini robotlar almıştır. Artık robot hakları insan haklarının yerini alırken, ulus devletlerin yerini de şehir devletleri alacak böylece bütün dünya ülkeleri geçmişten gelen haklarının tamamını korumak üzere yeni bir var olma savaşına sürükleneceklerdir.

Türkiye yeni dönemde var olma kavgasını kazanabilmek üzere yeni bir ulusal mücadele savaşına hazır olmak zorundadır. Böylesine büyük mücadeleler yapılırken kazanabilmek için kesinlikle planlı ve programlı bir çizgide hareket etmek zorunluluğu vardır. Devletler geçen zaman içinde zayıflamamak için kendilerini yenilemek zorundadırlar. Her devlet geçip giden zaman süreci içinde kendi durumunu ve konumunu iyi bilmek ve buna göre hareket ederek kazanılmış hakları ile birlikte devletin temelini oluşturan kamu düzenlerini de geliştirerek korumakla yükümlüdürler, ancak böyle bir tavır devletlerin ve toplumların dışarıdan gelen her türlü tehdit ve tehlikelere karşı durdurma ve korunma işlevlerinin yerine getirilmesini sağlayabilecektir. Her devletin sahip olduğu jeopolitik konumun devletler ve milletler tarafından iyi bilinmesi ve bu doğrultuda hareket edilerek en üst düzeyde korunmaların sağlanması ile sonuç alınabilecektir. Böylesine tehditler ile dolu bulunan bugünkü dünya düzeninde en üst düzeyde korumaların ancak bilimsel yollardan elde edilebileceği şimdiye kadar yapılan deneylerle belli olmuştur. Ülke ve devlet savunmalarında güvenlik ile ilgili her yola başvurulurken böylesine durumların önceden resminin çekilmesi gerekmekte ve böylesine bir hazırlık sonrasında hazırlanacak plan ve programlar devreye sokularak sonuç alınmasına giden yolların incelenmesi yapılmaktadır. Bir devletin ve ona bağlı kurumların güvenliği her türlü bilgi ve materyal ile elde edilmeye çalışılırken bilimin yol göstericiliği ve bilgi birikiminin iyi kullanıldığı plan ve program devlet ve toplumun hayatı açısından en üst düzeyde bilgi kullanımını ve buna göre plan ve programların devreye sokulmasını gündeme getirmektedir. Bu durum sivil sektörlerde olduğu gibi askerî ya da güvenlikle ilgili sivil alanlarda da bu duruma paralel gelişmeler göstermektedir.

Plan ve planlama çalışmaları kişisel düzeylerde olduğu gibi belirli gruplar aracılığı ile de toplumsal ya da grupsal yönler gösterebilir. Ayrıca toplumsal alandaki güvenlik ve düzen oluşturma girişimlerinde kamu kurumları ya da özel kuruluşlar ile şirketler de devreye girerek düzen, güvenlik ve diğer gereksinmeler çerçevesinde plan gereksinmelerini karşılamaya yönelebilirler. Bu nedenle, her türlü alanda bir şeyler yapmak isteyen kişiler ya da toplum kesimlerinin harekete geçerek bu tür gereksinmelerin elde edilmesi amacıyla plan ya da planlama çalışmalarını da kendi girişimlerinin tamamlayıcısı olarak öne çıkarabilirler. Doğru bir iş ya da eyleme geçme aşamasında yapılan çalışmaların doğru bir çizgide olduğunun belirlenebilmesi için gene plan ve planlama çalışmalarını iyi bilen ve bu alanda geçmişte önemli çalışmalar yapan deneyim sahibi tecrübeli plancılara gereksinme duyulabilir. Bireysel çalışmaların tam ve doğru bir biçimde yürütülebilmesi için kişilerin en üst düzeyde uzmanlık eğitimi almaları zorunludur. İyi bir plan yapılabilmesi için uzmanlaşan personelin işleri yürütmesi sağlanmalıdır. Kişiler için yapılan eğitim ve uzmanlık çalışmalarına, daha sonraki aşamalarda bu işler ile uğraşan kurum ve kuruluşlarda özel ders programlarıyla uzmanlık sağlanarak devam edilebilir. Ama bütün bu işlerin en üst düzeyde kurumlaşabilmesi için, her devletin ya da toplumun kendi kurumsal yapılarını tamamlamaları zorunlu görünmektedir. Bu çerçevede Türkiye’de açılmış olan Devlet Planlama Teşkilatının planlama işinin en üst düzeydeki uzmanlar aracılığı ile yapımı sürekli bir biçimde kontrol edilerek, her türlü plancılık işinde bilimselliğin gelecekteki koşullara uygun bir biçimde yapılması gereklidir. Bütün bu gerekli durumların dikkatle izlenebilmesi ve bu doğrultuda ülkenin ciddi bir plan düzenine kavuşturulması açısından her türlü durumu dikkate alacak bir biçimde planlama kurumlarına ya da büyük kuruluşların örgüt şeması içinde yer alabilecek planlama birimlerine yer vermek gerekmektedir. Devletler, ülkeler ya da toplulukların gereksinme duydukları doğru planlama çalışmalarının karşılanabilmesi için hem devletlerin bir planlama örgütünü öncelikli biçimde kurmalarında bir zorunluluk olduğu açıkça görülmektedir. Bu nedenle her yerde planlama işlerinin bilimsel yönlerden tamamlanabilmesi çalışmaları yapılırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin Devlet Planlama Teşkilatının kapatılması çok yanlış olmuştur. Türk devletinin önümüzdeki dönemde Atlantik emperyalistlerinin sömürgesi durumuna düşmesini önlemek için, her türlü resmi çalışmanın doğru bir planlama ile tamamlanması gerekmektedir. Bu nedenle, büyük bir hatadan geri dönülerek Devlet Planlama Teşkilatının acilen yeniden açılması gerekmektedir. Türk kamuoyuna saygı ile duyurulur.