Twitter
Visit Us
YOUTUBE
YOUTUBE
LINKEDIN
Share

UZAYA GİTMEDEN GİTMEK

Uzayı kontrol eden, dünyayı kontrol eder.

Son günlerde bir Türk’ün uzaya gidişi ile haberler kamuoyunun gündemine oturdu. Resmî açıklamaya göre, bu Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonu ve 18 Ocak günü yapılan fırlatmanın ardından Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (UUİ) 14 günlük dünyanın etrafındaki dönüş sona erecek. NASA’nın Axiom ve Elon MUSK’ın SpaceX ekipleri bu işi turizm haline getirmişler ve Axiom 3 adı verilen yeni yolculuk ile bir kez daha yerden 400 km. yukarıdaki Uzay İstasyonu’na giderek, dünyanın etrafında tur atıyorsunuz. UUİ aslında altı yatak odası büyüklüğünde bir uzay aracı ve internetten saniye saniye nerede olduğunu izleyebilirsiniz.

Kennedy Uzay Merkezinden başlatılan bu seyahatte diğer yolcular arasında İspanyol, İtalyan ve İsveçli astronotlar da var. Saatte 28 bin km. hızla ilerleyen uzay istasyonu dünya etrafındaki turunu 92 dakikada tamamlıyor ve astronotlar dünya günü ile bir günde 16 kez güneşin batışı ve doğuşunu görüyorlar. Bu uzay istasyonu 15 ülkeyi temsil eden beş uzay ajansının (ABD NASA; Avrupa ESA, Japonya JAXA, Kanada CSA ve Rus Ruscosmos) katkısı ile 10 yıl önce kuruldu ve Ukrayna’yı işgal eden Ruslar 2022 yılında kovuldu. Şimdi Rusların Mir, Çin’in Tiangong Uzay istasyonları var. Uzay gittikçe daha kalabalık hale geliyor. Uzayda devam eden silahlanma, jeopolitik gerilimi artırıyor.

Uluslararası Uzay İstasyonu bir uzay laboratuvarı olarak lanse edilse de, bu daha çok ticari amaca akademik görüntü vermek için bir örtü. Batılıların amacı, uzaya tamamen yerleşmeden önce uzayda sürekli varlık bulundurmak. İlk akıllarında olan uzayda koloniler kurmak için “Ay Kapısı” oluşturmak. Ancak bu iş çok pahalı yani hem biraz para kazanmaya hem de uluslararası iş birliğine ihtiyaç var. NASA ve Space-X, uzay turizmi konusunda devlet-özel sektör iş birliğini temsil ediyor. Ama Elon MUSKın Space-X’inin daha büyük ticari planları ve pek çok ülke uzaydaki askeri ve ticari rekabete çoktan katılmış durumda.

ABD ve Çin, halen uzay yarışında zirvede iki kutbu temsil ediyor. Rusya, Avrupa Birliği, Japonya ve Hindistan, daha alt seviyede olsa da birinci lig takımları. Türkiye ise son yıllardaki gayretleri ile üçüncü ligden ikinci lige dönüş yaptı ama henüz önünde uzun bir yol, yapması gereken çok iş var. Uzay ancak yerden 100 km sonra başlıyor ve gidilen mesafe dış uzayın dünyaya yakın kenarı. Özetle 2023 yılında uzaya sert iniş yapmayı on yıldır söyleyen Türkiye, başkasının atma aracından bilet alarak, başkasının istasyonu ile dünya etrafında kısa süreli bir yolculuk yapmış oldu. Uzaya gitmiş gibi yaptı. Bu makalede dünyada ve Türkiye’de uzay çalışmalarının gerçek resmini anlatacağız.

Dünyada Uzay Çalışmalarının Yeni Yönü:

1960’lı yıllardaki uzay çalışmaları yeni dünyalar bulmak gibi masalsı hedeflere yönelmiş ve “Uzay Yolu” gibi TV dizileri hepimizin ilgisini çekmişti. Ancak, uzay çalışmalarının çok pahalı olması ve ülke ekonomilerini sarsması Batılıları daha seçici ve ekonomik çalışmalara yöneltti. Uzaydan haberleşme, navigasyon alanında faydalanmak için uydular ve gözlem teleskopları gönderildi.  1990 yılında gönderilen Hubble teleskopu ile Büyük Patlama dâhil pek çok uzay teorisini kanıtladık ya da geliştirdik. Hubble’ın uzayın derinliklerini gözetleme işini 2009’da Kepler, 2021’de ise James teleskopu aldı.

Yeni bir dünya bulmaktan vazgeçmedik. Dünya büyüklüğünde bir gezegene ev sahipliği yapan en yakın yıldız Proxima Sentuaris, 4.3 ışık yılı uzaklıkta, Mars’tan 170 bin kat daha uzak. Bir ışık yılı, 9,4 trilyon km. yani bize en yakın yıldız 40 trilyon km uzakta. Buraya gidecek bir uzay aracı inşa etmek daha önce insanlığın hiç denemediği bir şeydi. İşte 2022’de gönderilen Minerva bu yolculuk geliştirildi. Saniyede 51.000 km hızla uçan Minerva, farklı yörüngelerden çıkmak için açısal düzeltmeler yaparak, 49 yılda hedefine ulaşacak; görevi ise yaşam bulmak.

Resim 1: Uzay İstasyonunun Yolculuğu

Picture1

Bir bilim insanı olarak, yapılan çalışmaların görünene çalışan modern bilim ile görünmeyenin fiziğinin (Metafizik) gittikçe birbirine yakınlaştığını düşünüyorum. Belki de gerçeği çok uzaklardaki galaksilerde aramamalı hemen yakınlara bakmalıyız. Bir bilimsel patlama yani yeni bir bilimsel devrimin eşiğindeyiz. Fizik alanında son iki yüzyıla sıkışan karanlık madde, zaman makinesi, elektron, kütle-çekim, kuantum dolanıklığı gibi kavramlar artık yeni bir formül ile açıklanmak, sonuca ulaşmak istiyor. Eğer formülü bulursak, evrende boyut atlayabilecek, sonsuzluğu keşfedeceğiz.

Uzaya dönecek olursak; uzay kaynaklarının jeostratejik değerde üç ana kullanım alanı var; bilimsel, ticari ve askeri.

Uzay alt yapısı artık modern hayatın sinir sistemi haline geldi. Ticari ve güvenlik yönlerini dikkate alarak, pek çok ülke şimdiden uzay madenciliği alanında çalışmaya başladı. Dış uzay gittikçe tüm insanlık için çok daha önemli hale geliyor; GPS, küresel televizyon ve internet dışında askeri ve istihbarat haberleşmesi için de hayati bir alan.

ABD, 2015 yılında çıkardığı kanunla kendi vatandaşlarına uzayda kaynak toplamaya ilişkin mülkiyet hakları tanıdı. ABD, Artemis Anlaşmaları ile uzayı yağmalama işine ortaklar ediniyor. Aynı işi Avrupa’da Lüksemburg yaptı; Japonya ve Çin de dâhil bazı ülkeler ile uzay madenciliği için mutabakat imzalıyor. Ay’da maden çıkarmak ve uzay kaynaklarını uzayda konuşlu güneş enerji altyapısında kullanmak için potansiyel planlar var.

Pek çok ülkede devlet, akademik dünya ve özel teşebbüs uzayda keşif ve madencilik için birlikte teknoloji geliştirmeye çalışıyor. Özel sektör, minyatür uydular gibi yeni teknolojilerle yeni bir uzay ekonomisi yaratıyor. Elon MUSK, uzay atma aracı ve uydu haberleşmesi şirketi olan Space X ile Ay ve Mars’ta çoklu-gezegenli türler yetiştirmek için kolonileştirme hayali kuruyor ve bunu da insanlığın geleceği adına yapacağını söylüyor.

NASA ise gelecek nesil insanlı uçuş vizyonu kapsamında, Artemis Ay keşif programı ve SpaceX ile iş birliği yaparak, çok yüksek performanslı bir uzay gemisi ile uzay merdiveni kurma çalışmalarına devam ediyor.

Yeni Amerikan uzay stratejisi; Dünya etrafından Ay’a dünya ile Ay arasındaki yörüngeleri ticari olarak kullanmayı, resmi olmayan kullanımları ve uzay madenciliği gibi uzay kaynaklarından istifade edilmesini öngörüyor.

NASA’nın beş yıllık planı içinde Ay’ın etrafında “Ay Kapısı” olarak yeni bir uzay istasyonu kurulması var. Bu kapı, mekik seyahatleri için uzun süreli kalma üssü olacak. NASA, ayrıca Ay’da sürekli kalabilmek amaçlı Ay’a inme sistemleri için ihaleler açıyor. NASA, Ay ve Mars’a gitmek isteyen Elon MUSK ve diğer özel şirketler ile rekabet yerine kendi Ay programını sona erdirebilir.

Elon MUSK, çok başarılı bir uzay gönderme aracı ve haberleşme uydu şirketi olan SpaceX’in kurucusu. SpaceX’in amaçları arasında Ay ve Mars’ta koloni kurmak, insanlığın geleceği hem kârlı hem de hayati çoklu gezegen türleri oluşturmak var. NASA, kendi Artemis Ay keşif programı ile SpaceX arasında iş birliği sağlayarak gelecek nesil uzay uçuşları için yakın iş birliği yapmak istiyor. Yüksek performanslı uzay gemisinin (Starship) 2030 yılına kadar tamamlanması hedefleniyor.

Hâlbuki Ay Antlaşması, uzay kaynaklarının kullanılmasını uluslararası olarak yetkilendirilmiş ticari faaliyetler haricinde bilimsel amaçlarla kısıtlıyor. Bu anlaşma, ABD, Rusya, Japonya ve Çin gibi ana uzay oyuncuları tarafından onaylanmadı.

ABD, Çin ve Rusya gibi büyük güçler, birbirlerinin kabiliyetlerini kendilerine tehdit olarak algılamaları, uzayın saldırgan bir biçimde kullanılması düşüncesini getirdi. Birbirini askeri olarak hedef alan uzay-savar kabiliyetlerini geliştirmeleri, uzayın silahlanmasına ve uzay savaşına ilişkin yeni senaryoların gündeme gelmesine yol açtı.

Havacılık ve uzay ile ilgili halen gelişim sürecinde üç genel çerçeveden bahsedilebilir.

(1) Atmosfer ve iç uzayda; ticari ve askeri uyduların, uzay istasyonlarının yer aldığı ve çeşitli silah platformlarının (uçaklar, füzeler) kullanıldığı ve daha çok dünya üzerinde devam eden ticari faaliyetlerine hizmet eden veya askeri hedefleri tespit ve vurmak için uçak ve diğer yok etme vasıtalarına hedef gösteren havacılık ve uzayda-konuşlu kabiliyetler (JSTAR).

(2) İkinci çerçevede artık dünya üzerindekiler değil, uzayda-konuşlu kabiliyetlerin vurulması ile ilgili geliştirilen silahlar ve kabiliyetler var. Siber kabiliyetler ve GPS, ABD savaş sisteminin sinir uçları iken, uzaya dayalı kabiliyetler ise belkemiği. Bu çatışmalar, Dünya ile büyük ölçüde Ay arasındaki yörüngelerde yapılacak ve bunları anlatırken tabii uzayı kontrol etme jeopolitiğinden de bahsedeceğiz.

(3) Üçüncü çerçevede ise Ay ve Mars başta olmak üzere diğer gezegenlerde yapılacak savaşlar ile ilgili hazırlıklar var. Ay’daki Helyum 3, petrol ve doğal gazdan on kat daha büyük enerji demek. Uzayda madencilik sahası açarak koloni kuran ve burada egemenlik isteyen devletler, bu bölgeleri korumak için şimdiden savaşa hazırlanıyor.

Uzay Komutanlıkları çoktan kuruldu, savaş konseptleri hazır, Ay askerleri tasarlanıyor. Ay’daki yer çekimi dünyadakinin altıda biri kadar olduğu için yeni silahlar ve stratejiler söz konusu. Bu çerçevede çalışmalar, biraz teorik olsa da üzerlerinde ticari sektörle birlikte ciddiyetle çalışılıyor, tatbikatlar yapılıyor.

Uzayda Türkiye:

Uzay alanında en kritik konu uzaya erişimdir. Uzay çalışmaları belirli yeteneklere göre kategorilere ayrılmıştır. Bu kategoriler;

– Ay’a İnsanlı Uçuş,

– Uzay İstasyonu,

– İnsanlı Uzay Uçuşu,

– Fırlatma Yeteneği,

– Dünya Dışı Yönetimler ve

– Yapay Uydular.

Türkiye, bunların sonuncusunda var ama bu da büyük ölçüde yerli değil. Türkiye’nin uzay ve uydu konularına ilgisi ileri ülkelere kıyasla oldukça geç başlamıştır. Türkiye, en önemli bir grup olan Uydu Fırlatan ülkeler grubu içinde de bulunmamaktadır.

Türkiye, 1990 yılında bir Fransız firması ile ilk sözleşmesini yapmış ve anlaşmanın ardından Ocak 1994’te TÜRKSAT 1A’yı fırlatmaya hazır hale geldi. Ancak, fırlatma anında yaşanan bir arıza ve talihsizlik nedeni ile TÜRKSAT 1A kaybedildi. Türkiye’nin cesaretini bu olay kırmamış, TÜRKSAT 1B uydusu 1994’te yörüngesine yerleştirildi, Ekim ayı içinde hizmete girdi. 1996 yılında TÜRKSAT 1C uzaydaki yerini aldı. TÜRKSAT 2A, 2000 yılında fırlatılmış, Şubat 2001’de görevine başlamıştır. TÜRKSAT 3A uydusu ise 2008 yılında hizmete girdi. Haberleşme uyduları alanında gerçekleştirilen bu projelerden sonra gözlem uydusu teknolojisi kazanmak amacıyla TÜBİTAK tarafında 2001 yılında teknoloji transferi başlamış, 2003 yılında BİLSAT uzaya fırlatılmıştır.

TÜBİTAK Uzay önderliğinde TUSAŞ, ASELSAN, C-Tech ortaklığı ile üretilen ve yörüngede 15 yıl kalacak Türksat 6A’nın hizmete alınmasıyla Türkiye haberleşme uydusu üretebilen 10 ülke arasına girecek. Türkiye’nin halen 5’i haberleşme (Türksat 3A, Türksat 4A, Türksat 4B, Türksat 5A, Türksat 5B), 3’ü gözlem (Göktürk-1, Göktürk-2 ve RASAT) olmak üzere aktif 8 uydusu bulunuyor. Türkiye aktif 8 uydu ile dünyada uydu sahibi olan 30 ülkeden biri konumuna geldi.

Uzay güvenliğimiz açısından öne çıkan konular şunlardır;

– Gizlilik (kriptolu haberleşme)

– Bilgiyi iletişim esnasında korumak.

– (Yörüngedeki) uyduyu korumak.

Uydu üretimi konusunda fena değiliz; yazılımı yapıyoruz, donanımın bir kısmı milli bir kısmı ise dışarıdan alınıyor. Bilgi kaybını önlemek açısından tamamen milli olması önemli hale gelmiştir.

Ağustos 2021’de açılan Roketsan Uydu Fırlatma, Uzay Sistemleri ve İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi temel olarak fırlatma teknolojilerine odaklandı. Türkiye’de Roketsan ve DeltaV şirketleri hem roketler konusunda hem de uygun bir yerde fırlatma rampası kurmak üzere yol haritası için çalışmaya başlamıştı.

2018 yılında kurulan Türk Uzay Ajansı (TUA) tarafından hazırlanan Milli Uzay Programı hedefleri arasında; 2023 yılında Ay’a sert iniş ve 2028 yılında yumuşak iniş yapmak, uydu üretimini tek çatı altında toplamak, bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi kurmak, uzaya bağımsız bir şekilde erişmek için uzay limanı kurmak gibi büyük hedefler vardı

Gelinen aşamada; Uzay Ajansı kuruldu ama faaliyetleri hakkında bir bilgiye ulaşmak mümkün değil.

– Roketsan; fırlatma ve uydu yönlendirme üzerinde çalışıyor.

– TAI’de sıvı yakıtlı roket teknolojisi çalışmaları var.

– TÜBİTAK Uzay, elektronik itme sistemi (yörüngeden çıkan uyduyu yerine oturtmak) konusunda çalışmalar yapıyor.

– Uzay ve havacılık konusunda üniversiteler arasında ODTÜ ve İTÜ öne çıkıyor. Bu kapsamda üniversitelerde mühendis yetiştirmek üzere “Havacılık ve Uzay Bölümü” açılması teşvik edilmelidir.

Uydularımız belirli bir oranda yerli ve açıklanan uzay programını gerçekleştirecek hazırlığımız da yok. TÜBİTAK ve TAI’nin edindiği tecrübeleri koruduğumuz da söylenemez. Mali kaynak olsa önce Avrupa Uzay Ajansının projelerine katılmamız gerekirdi ama sadece para değil, o projeler de yer alacak, projelerin bir parçasını gerçekleştirecek teknik kapasiteye de ihtiyaç var. Uluslararası Uzay İstasyonu’na katılmak da Türkiye’ye önemli tecrübe sağlayacaktır.

Uydu yapmanız yetmez, atma sistemlerinizin olması ve uydunuzu yönetebilmeniz de önemli. Uzaya atma (fırlatma) konusunda da 10-15 yıl öncesi başlayan çalışmalar var. Pek geride değiliz. Henüz uydu fırlatma sistemlerinin kurulacağı alan bile belli değil. Hem kendi yazılımınızı yazacaksınız hem donanımını yapacaksınız, kendiniz fırlatacak ve yöneteceksiniz, özetle teknolojisine sahip olacaksınız.

Sonuç:

Uzay gittikçe kaynakları için ticari ve askeri rekabet sahası haline gelirken, uzaya bakışın değişmesi gerekiyor; uzay, artık boşa ödenecek bir fatura değil, elle tutulur geri dönüşleri olan bir yatırım olarak görülmelidir. Bulunduğu coğrafi konum nedeni ile dünyadaki pek çok krizin ortasında bulunan Türkiye de kendi uzay kabiliyetlerini geliştirmek için geç ve yavaş da olsa son 30 yılda önemli adımlar atmıştır. Uzay mimarimizi yeniden düşünüp, büyük, pahalı ve karmaşık birkaç uydu yerine daha ucuz ve küçük (mikro) uydulardan bir model ile aynı kabiliyetleri sağlayabiliriz. Pek çok ülke şimdi bu yönde ilerliyor.

Türkiye’nin uzay ve havacılık konuları için önce milli bir uzay politikasına ihtiyacı var. Bu politika, uzayda rekabet edebilir ve sürdürebilir uzay ve havacılık kabiliyetlerimiz yanında bunların savunulması için özgün teknolojiler, silahlar ve kabiliyetler içermelidir. Nükleer silahlarda olduğu gibi hiçbir şey yapmamak, ölü numarası yapmak, çözüm değildir. Uzayı silahlandırmak çözüm değil ama kendi kabiliyetlerimizin her durumda çalışması ve korunması için tedbir almalıyız.

Türk GPS’i ve teknolojik üstünlüğe sahip yerli uzaya dayalı kabiliyetler olmadan Rusya gibi büyük bir güçle muhtemel bir savaşta düşmana üstün gelmemiz mümkün değildir. Bu kabiliyetlerde ABD ve NATO’ya bağımlıyız. Aksi takdirde bırakın askerlerinizin savaş alanında haberleşmesini ve istihbarat ihtiyacını, askerleriniz havadan tek tek avlanırken; sizde evinizde televizyon bile seyredemeyecek hale gelir, elektrikler gider, orta çağ koşullarına dönebilirsiniz. Uzay kabiliyetleriniz olmadan büyük güç olamazsınız, büyük savaşları kazanamazsınız.

Uzay çalışmaları çok uzun soluklu; şu anda ikinci ligdeyiz ama birinci lige yakınız. ABD, Rusya, Çin, Kuzey Kore gibi birinci lig seviyesine yükselmemiz için 10-15 seneye ihtiyacımız var. Uzay çalışmalarını tek başına yürütmemiz çok zor; teknoloji transferi ve mali yük paylaşımı için ortaklıklara ihtiyaç var. Bu kapsam da en iyi aday Avrupa Uzay Ajansı (ESA) gözüküyor. Ayrıca, Hindistan’da son yıllarda uzay çalışmalarında çok büyük adımlar attı. Uydularını kendileri atıyor ve kendileri yönetiyorlar. Uzay programları ve yol haritası örnek alınabilir.

Makalenin geniş versiyonu için;

https://www.academia.edu/113863089/Uzaya_gitmeden_gitmek