Geleneksel deprem korkusu yaşama, o kara günü anma ve birbirimizi korkutma gününe geldik. 17 Ağustos 1999 tarihinde artan farkındalığın üzerinden tam 18 sene geçti.

Şimdi işin uzmanları çıkıp ya nasıl yok olacağımızı ya da nasıl henüz sürenin olduğundan bahsedecekler. Deprem Konseyi’nin gereksizliği nedeniyle kaldırıldığı, 18 yıl sonra aynı şeylerin artan risklerle beraber konuşulduğu bir fotoğrafı ise kimse konuşmayacak.

Deprem vergileriyle yeniden yapılanmamız için kaybedilen süreyi, kentsel dönüşüme rant aracına haline dönüştürdüğümüzü yine yok sayacağız. Sadece korkacağız. Peki neden?

Şunu çok net söyleyebilirim ki deprem kuşağında olmak bu ülkeye verilmiş en büyük nimetlerden biridir. Çünkü her deprem aynı zamanda yeraltındaki kaynakların yer üstüne yakınlaşmasını, çıkarılmasını sağlayan bir özellik taşır.

Fakat biz korkuyoruz ve korktuğumuzun deprem değil, bilimden, akıldan, namustan uzak yapılan şehirler ve binalar gerçeği olduğunu kabul etmesek de biliyoruz. Oysa korkulması gereken deprem değil, yapılaşmadaki ürününüzün kalitesi.

Tekrar soruyorum; size zenginlik veren bir şeyden neden korkuyoruz? Çünkü yaşadık ve acı sonuçlarını gördük. Kondurmasak da başımıza neler gelebileceği konusunda tahmin yürütebiliyoruz.

Kimileri bu korkuyu ranta çeviriyor; kimileri fırsat haline dönüştürüyor; kimileri ünlü oluyor; kimileri bu vesile vergi topluyor. Ama hiç kimse korkuyu ortadan kaldırmak için gerçekten bir şey yapmıyor. Olası bir deprem anında kullanılacak toplanma alanlarına bile dev binalar dikmemiz bunun en güzel örneği.

Esasen deprem ile ekonomi arasında toplumsal anlamda çok önemli bir ilişki var. Depremi yaşayan toplum korkuyor; ama gereğini yapmak aklına gelmiyor. Bunu yapmayanları sorgulamıyor.

İşte ekonomideki iyimserlik de aynı bu. Hiçbir şey yapmaz hatta tersine büyük yanlışlar yaparsanız ekonomik depreme kadar iyimserlik masalıyla size uyuturlar. Ekonomide de depremde olduğu gibi iyimserlik ve kötümserlik yok; gerçekler vardır. Çünkü ikisi de siyaset kabul etmez.

Buna yönelik akılcı, bilime dayanan, gerçekler ışığında politikalar geliştirmeniz ve samimiyetle uygulamanız gerekir. Aksi takdirde deprem de, ekonomiden de korkarsınız.

Çünkü için için yanlış yaptığınızı ve kabul etmekten bile korktuğunu kabul etmezsiniz. Sonuçta da ortaya sadece ödenecek fatura kalır. Gerçekle tanışmak için, illa ölmek mi gerek?