Ege Bölgesinde uzun yıllar zeybeklik geleneği hakkında araştırmalar yaparken çok ilginç olaylar ile de karşılaştım. Gelenek hakkında özellikle ilgi alanım olan nokta Milli Mücadele dönemidir. Dolayısı ile de “Milli Mücadele Efeleri” hakkında araştırmalar yapmaktayım. Çünkü Türk yiğitlik geleneğinin en önemli törelerinden olan zeybeklik geleneğinin en son vardığı nokta ve aldığı şekil ile vazife; “Kuvayı Milliye Efeliği” olmuştur. Hal böyle olunca da bu çağın zeybeklerinden birisi ve aynı zamanda da yerel araştırmacı olunca, ana konum daima “Kuvayı Milliye Efeleri” olmuştur. Yerel araştırmalarım sırasında beni çok duygulandıran anlar olduğu gibi dehşete düşüren anlar da ne yazık ki oldu…

Bir gün Milli Mücadele günlerinde büyük hizmetleri olmuş bir efe hakkında araştırma yaparken, o efenin torunlarından birisini ziyaret ettim. Kendimizi tanıttık, anlattık ve sohbet etmeye başladık. Fakat neredeyse kovuluyorduk! İsim vererek rencide etmek istemiyorum kimseyi. Bu sebeple o kısmı atlıyorum… Görüştüğüm kişi kendimizi anlattıktan sonra bize dedi ki; “Yüz yıl önce yaşamış, Mustafa Kemal ile birlik olup padişaha kafa tutmuş, bize de düşmandan başka bir şey miras bırakmamış bir adamın nesini araştırmaya geldiniz siz!”

Bir başka araştırma esnasında ise yaşlı bir nine; “Yavrularım, kuzularım hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Karnınız aç mı çocuklar? Ah ah ah bu zamanda herkes unutmuşken o kahramanları, sizler buralara kadar gelip onların hatıralarını yaşatmak için çabalıyorsunuz. Elimde, avucumda olan bilgi, belge, fotoğraf bunlar. Sizlere nasıl yardımcı olabiliriz evlatlarım?” diyordu…

Her ikisi de Türk milletinin evlatları. Ve her ikisi de efe torunu. Fakat dünya görüşleri, eğitimleri, hayata bakışları, siyasi düşünceleri ve milli hisleri farklı!

Bunları şu yüzden yazıyorum: 2017 yılına kadar yörede sayıları az da olsa yerel araştırmacılar ve yazarlar kendilerince bazı hizmetler ürettiler. Ayrıca akademisyenler de çeşitli çalışmalar ile kaynak sağladılar. Yerel söylenceleri akademik ve bilimsel olarak değerlendirip, daha faydalı çalışmalar da meydana çıkarttılar. Ve yörede yeni yetişen gençler de bu çalışmalar ışığında daha bilgili olarak yetiştirilmeye başladılar. Tüm bu çalışmalar birbirini tamamlayan faydalı hizmetlerdir.

Fakat madem bu coğrafyada pek çok yörenin adı “Efeler Diyarı” öyle ise gönül istiyor ki bu diyarlarda, özellikle de Aydın’da mutlaka bir “Zeybek Vakfı, Zeybek Akademisi, Zeybek Enstitüsü, Zeybek Üniversitesi” olsun. Bu konuyu sıkça gündeme getirmeye ve yazılarımızda da tekrar tekrar dillendirmeye çalışıyoruz. Olur ki ilgililerin dikkatini çeker…

Zira başta Aydın yöresi olmak üzere bu geleneğin yaşatıldığı tüm yörelerde yetişmiş her Türk evladının ruhunda mutlaka zeybeklik geleneğine karşı bir ilgi olmaktadır. Çünkü yöre ruhunu bu gelenek ile beslemektedir. Bu ruh, Milli Mücadele günlerinde Mustafa Kemal Paşa’ya, “Sarı Zeybek” ve “Baş Efe” diyerek mücadeleye girişmiş Türk yiğitlerinin ruhudur. Ve bu ruh, milletimizin Kuvayı Milliyeci-Halife, Padişahçı, Milli Mücadele neferi-Milli Mücadele karşıtı gibi cephelere ayrıldığı işgal ortamında ordusu dağıtılmış, büyük devletler karşısında ne yapacağını şaşırmış, umudunu kaybetmiş Anadolu’nun “tüm” temiz yürekli insanlarını korumak adına “efelenmiş” Türk yiğitlerinin ruhudur…

Geçen aylarda çalışmalarımızda bize destek olmak amacıyla, Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) tarafından düzenlenen imza günümüzde, Tesud Başkanı E. Korgeneral Erdoğan Karakuş paşa şöyle demişti; ‘’Tez için İngiltere’de belge araştırmalarım esnasında karşılaştığım bir bilgiyi sizlerle paylaşmak isterim. İngiliz arşivinde efeler için kaynaklarda demişler ki; Türklere bulaşılmaz. Çünkü onların efeleri var!’’

İngilizler muhtemelen istihbari faaliyetler neticesinde çok doğru bir tespittte bulunmuşlar. Çünkü Milli Mücadele günlerinde Türk devletinin ve Türk milletinin düşmanı olan kim varsa efeleri karşılarında bulmuşlardır. Efeler ve emirlerindeki zeybekler ile gönüllü kızanlar, Kuvayı Milliye fedaileri çok zor şartlarda üstün fedakârlıklarla vatanımızın kurtarılması ve milletimizin esaret altında yaşamaması için savaşmışlardır.

Ve bugün bu geleneği seven, yaşatılmasını isteyen hatta kendi alanında temsil eden bizlere düşen asli vazife; “Kuvayı Milliye Efeliği” ruh halini milletimizin evlatlarına dosdoğru öğretmek olmalıdır. Bu alanda mücadele eden gençlerimizin yanında yer almak olmalıdır. Eğer bizler bunu yapmaz isek, bize düşman olanlar bu geleneğin yozlaştırılması için yürüttükleri tüm faaliyetlerde başarılı olurlar. Ve bunun sonuçları öncelikle yeni yetişen gençlerimize daha sonrasında ise milletimizin güvenliğine olumsuz yansıyacaktır. Çünkü bizler zeybeklik geleneği dediğimizde, bu geleneğin folklorik özelliklerinden ziyade Milli Mücadele günlerindeki ruh hallerinden bahsediyoruz. Ve o yüksek ruh halinin yaşatılması, dinç ve diri tutulması adına çalışmalar yürütüyoruz. Çünkü bu, bu çağın zeybeklerinin vazifesidir. Bu uğurda mücadele edenler “Cumhuriyet Efeleri”dir. Hangi coğrafyada doğmuş olursa olsun, hangi sektörde çalışıyorsa çalışsın, bu ruh hali ile hareket eden her Türk evladı “Cumhuriyet Efesi”dir.