Uluslararası ilişkilerde, diplomaside ve dış ticarette ülkelerin karşılıklı yararları esastır. İdeolojik ve/veya duygusal yaklaşımlar aklın yerini almamalıdır.

AB konusuna da böyle yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye’nin AB’ye tam ve eşit üye olmayacağı-olamayacağı artık tamamıyla anlaşıldı.

AB’nin ucu açık vadesi belirsiz bir süre sonunda Türkiye’yi üyeliğe kabulü halinde bile üye ülkeler “isterlerse” Türklerin serbest dolaşımına izin verecekler, kurulacak AB ordusunda Türkiye’nin yeri olmayacak vb. şeklindeki -garip ve 2. sınıf- bir üyelik tarifinin de kabul edilebilir ve ciddiye alınabilir hiçbir yönü yoktur.

Öyleyse yapılması gereken şey bu samimiyetsiz-maskeli baloyu sona erdirmek.

Türkiye ve AB arasında başta ekonomi-turizm ve yatırımlar olmak üzere, özel bir statü ile dengeli yeni bir anlaşmaya varmak. AB ve Türkiye, birbirlerinin içişlerine karışmadan ve saygı göstererek, Gümrük Birliği’ni güncellemeli ve aleyhe işleyen (örneğin 3. ülkelerle ticaret gibi) maddeleri yeniden düzenlemelidirler.

Benim AB’ye daha farklı bakışımın esas nedeni, AB’nin bugün ABD’yle yaşadığı ve yaşayacağı çelişkilerdir.

ABD, Türkiye’yi de AB üyesi yaparak, İngiltere ve Polonya gibi tam kontrolündeki ülkelerle birlikte, AB’yi vesayeti altına alacağını düşünüyordu. Bunun gerçekleşmeyeceğini görünce, AB’yi başta ekonomi olmak üzere kendisine rakip ve/veya zararlı olarak görmeye başladı.

Nitekim İngiltere AB’den “Brexit” süreci ile ayrılma kararı verdi. Bugün Almanya ve Fransa’nın kurucu ve taşıyıcı ana kolonları olduğu AB, artık ABD ile (tabi İngiltere ile de) kayıtsız-şartsız müttefik değil.

Almanya ve AB’nin ekonomik ve politik çıkarları, vizyonları ve jeopolitikleri ile ABD/İngiltere’ninkiler paralel değil çünkü.

Aralarından su sızmayan bir “emperyal” blok olma görüntüsü kayboldu.

Türkiye toplam ithalat ve ihracatının yarısından çoğunu başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri ile yapıyor. Katar gibi ülkelerin AB ile ticaretin, yatırım ve turizmin yerini tutması imkansız. Turizmde de, en çok turistin geldiği ve harcama yaptığı ülkeler, Almanya, Hollanda, Avusturya başta olmak üzere yine AB ülkeleriydi.

Bugün ise, turizm gelirlerimiz çok büyük ölçüde düştü.

Bunun en büyük sebebi ise, AB’den gelen turist sayısının dramatik bir şekilde azalışından kaynaklanmaktadır.

Diğer yandan Türkiye dış kaynaklı, fon ve yatırımların yüzde 60-70’ini AB ülkelerinden sağlıyor.

Yani turizmden ticarete, yatırımdan-fonlamaya kadar AB ile ilişkiler Türkiye açısından hayati öneme sahip.

Çin ve Rusya ile net ithalatçı durumundayız ve dış ticaretimizde milyarlarca dolar açık veriyoruz. Arap ülkeleri ise nüfusları ve ticaret hacmiyle AB’nin boyutlarının yanında bir şey ifade etmezler.

Türkiye, Almanya ve AB’yi, ABD/İngiltere bloğundan ayrı ve farklı değerlendirmelidir.