Dün Aydınlık gazetesinin manşetinde “Destekleyin Üretelim” diyerek Ankara’dan hep birlikte seslenen on binlerce çiftçi ve üreticimizin çağrısına yer verilmişti.

“Borsa coştu, döviz düştü” ezberini tekrarlamaktan başka bir sözü ve de ekonominin gerçekleriyle hiçbir bağlantısı olmayan merkez medyanın aksine, Aydınlık gazetesinin üreticiyi ve tarımsal üretimi gündeme taşıması son derecede yerinde ve doğru bir iş olmuştur bana göre. Çünkü tarım ve tarımsal sanayi 65 milyar doları aşan katma değeriyle ekonomiye çok büyük katkılar sağlayan bir sektördür. Tarımın milli gelir içindeki payının yüzde 6-7’ler civarında olması, tarımın ekonomideki ağırlığının ve katkısının sadece bundan ibaret olduğunu göstermez. Öte yandan, 3-4 yıl öncesine kadar Türkiye tarımsal ürünler ve üretim açısından Avrupa’da birinci dünyada 7. sıradaydı. Ama bugün hatalı ekonomi politikaları, tarımda samandan-sarımsağa kadar, ithalatçı duruma düşmemize neden oldu maalesef. Hâlbuki tarım, ekonomik çalkantı ve kriz zamanlarında işsizliğin azaltılmasında adeta tampon ve sigorta işlevi gören bir sektördür. Tarımı ihmal etmek, önemsememek hayati bir hatadır. Bugün tarımın, milli gelir içindeki payı yüzde 6-7’lere gerilemiş olsa bile, halen istihdamdaki payı yüzde 18-20’ler civarındadır. 4 milyona yakın tarımsal işletmede resmi olarak 5 milyon ama kayıt dışı neredeyse bunun 2 katı insan istihdam edilmekte ve/veya geçimini temin etmektedir.

Tarımda, girdi maliyetlerinin (gübre-mazot-ilaç-enerji gibi) düşürülmesi ve bu konuda teşviklerin artması, tarımsal sanayinin desteklenmesi, işleme, sulama, depolama ve ilaçlama vb. desteklerin sağlanması, kredilerin- vadelerinin hasat mevsimine göre ayarlanması gibi birçok önlem, teşvik ve desteğin eş zamanlı hayata geçirilmesi gerekiyor. Mobilyadan beyaz eşyaya kadar yapılan KDV-ÖTV indirimlerinin tarımda da hayata geçirilmesi gerekiyor. Kur artışlarının daha önce yapılan KDV indirimlerinin yararını ortadan kaldırıldığının da gözetilmesi gerekiyor. Kuşkusuz ki tarımda verimlilik tarımdaki nüfusla orantılı değildir. ABD’de tarımda istihdam edilen nüfus yüzde 2.4, AB’de ise yüzde 4 civarındadır. O nedenle, tarıma, çiftçimize ve tarımsal sanayiye daha doğru ve gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşmak gerekiyor.

Geçmişte TOBB Başkanı bu konuda ilginç bir çıkış yaparak tarım-köylülük ve çiftçilik konularında yerleşik anlayışları değiştirmeye yönelik bir açıklama yapmıştı. O açıklamada özetle şunları söylemişti;

“…a)Ziraat mühendislerini artık köylere göndermek, orada yaşamalarını sağlamak gerekir.

b)Mevcut 40 bin köyün, dağınık yerleşim nedeniyle hizmet ve alt yapı götürülmesinin zorluğu da göz önüne alınarak, birleştirilmek suretiyle sayılarının 10 bine düşürülmesi gerekir.

c)Tarım dışında, 3 tarafı denizlerle çevrili ülkemizde bir deniz-balık politikası olmak zorundadır.

d) Türkiye köylülükten kurtulmalı ve çiftçilik önemli bir iş kolu olarak benimsenmelidir.

e)Elbette tarım sübvanse edilmeli, dünyada da böyle yapılıyor ama tarımsal destek esas emeğin de üzerine geçmemelidir.

f)Müstahsil (üretici) milletin efendisidir diyen Atatürk’ün işaret ettiği üretimdir.

g) Köylü ile çiftçiyi ayırmanın zamanı gelmiştir. Teknolojiyi kullanmayan, günlük geçimi dışında üretim yapmayan, sadece bugünü düşünen, feodal değerleri aşamamış bir köylü toplumu olarak kalkınmamız mümkün olamaz.

h) Köyde oturanla, çiftçilik yapanlar aynı potada değerlendirilmemelidir…”

TOBB Başkanının cesur ve bir o kadar da tartışılmaya değer tarım sektörüne ilişkin bu açıklamaları dikkate alınmalıdır. Gerçekten de, Atatürk; “Türkiye’nin sahibi hakikisi ve efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür” derken, açık biçimde üreticiyi ve üretimi öne çıkarmıştır.

Önümüzdeki yıllarda her yıl ortalama 150 bin civarında kişinin tarım sektörünün dışına çıkacağı hesaplanmaktadır. Buna rağmen tarımın milli gelirdeki payı yüzde 6-7 ve istihdamdaki payı ise yüzde 18-20 civarındadır. Muasır medeniyetler seviyesine ulaşılması hedefinde ne tam anlamıyla bir sanayi toplumuna, ne de bilgi ve teknoloji toplumuna dönüşmeyi de maalesef başarabilmiş değiliz.

Tarım kesiminde eğitim düzeyi hala son derece düşüktür (Okumayı bilmeyen ve ilkokul mezunu oranı yüzde 85). Yakın gelecekte tarımdan çözülerek, kırdan kente yönelmeye devam etmesi mukadder olan büyük iş gücünün yeterli mesleki nitelik ve donanımdan mahrum olması Türkiye’de zaten kronik bir sorun olan işsizliği daha da vahim bir şekilde etkileyecektir.

Tarımda bir envanter çıkarılması, miras yoluyla parçalanan arazilerin birleştirilmesi, verimlilik-sulu ve makineli tarımda ilerleme kaydedilmesi, ayrıca üretim girdilerinin (yem, gübre vb.) desteği ve tarımsal sanayinin geliştirilmesi gibi tedbirler biran önce gündeme alınmalıdır.

Tarımda ve işsizlikte daha sıkıntılı günleri görmemek için, bu konuda süratle adımlar atılması şarttır.

Son olarak, tarıma üvey evlat muamelesi yapanlar, tarıma ve çiftçiye şaşı gözle bakanlar, tarımın bugün içine sürüklendiği çıkmaz sokağın da sorumlusudurlar.