Türkiye’de reel piyasalardaki düzen bozuldukça kötü niyet oranında da artış oluyor. Fakat bu yaklaşım sadece firmayla sınırlı kalmıyor. Ben bir esnaf çocuğuyum ve okul dışında tüm ömrüm piyasanın içinde geçti.

Yani ödeme yapmanın namus, çalışanın hakkının yenmesinin ayıp, sözün senet olduğu dönemleri bizzat yaşadım. Bu nedenle bir gazeteci olarak gördüklerim karşısında hem üzülüyor, hem de kokuşmuşluğun acısını hissediyorum.

Sokağa çıktığınızda insanların çalışanıyla işvereniyle çok ciddi sıkıntılar yaşadığına, halen sokağın içinde yaşayan bir gazeteci olarak şahit oluyorum. Fakat anlı şanlı firmaların organize batışlarını hazmedemiyorum.

Mutfak eşyaları sektöründe bir firma battı. Esse… 4 Temmuz Salı günü savcılığa suç duyurusunda bulunan bir grubun iddialarıyla, reel sektöre nasıl zincirleme bir darbe vurulduğunu gördüm.

Söylenen şu ki, bundan bir sene öncesine kadar markasıyla, bayileriyle ve ürünleriyle saygın olan bir kuruluşun içi organize bir biçimde boşaltıldı. Sektör mensupları ve tedarikçilerinin iddiası, hülle yollu bir satışın ardından, çek kanunun boşluklarından yararlanılarak, kredi çekimi, mal alımı ve çek yazımıyla büyük bir ekonomik terör ortaya çıktı.

Bu işten mağdur olanların sayısının aileleriyle birlikte 10 bini aşkın olduğu vurgulanıyor. 800 çalışanın ortalama 3-4 aylık maaşlarının ödenmediği ve bu maaşlar ve faizler dışında 706 milyon TL, yani eski parayla 706 trilyon liralık zincirleme bir zararın yaşandığı görülüyor.

Daha garibi iddia o ki, firma iflas mahkemesine başvurmak üzereyken, 15 Temmuz kalkışmasıyla birlikte başvurunun yasaklanmasıyla hesaplar bozuluyor. Yani başvuru yapılabilse tereyağından kıl çeker gibi sorunu aşıp, herkese soğuk su ikram edilecek.

Şu anda firmanın içi öyle bir boşaltılmış ki, şirketin mağazalarında bulunan ürünlerin dışında hiçbir varlığı bulunmuyor. Basın toplantısı dışında sohbet ettiğim tedarikçiler ve bayiler tehdit edildiklerini dahi söylüyorlar.

Bu süreçte bir süre firmanın büyük bir grubu satılacağı söylentisiyle, alacaklara mukabil ev verme teklifiyle oyalandıklarını vurguluyorlar. Bu da garip bir durum. Çünkü alacakları kadar senet imzalamaları söz konusu oluyor.

Senet verecekleri kişilerin pek de sağlam olmadığını araştırmaları sonucu öğrenince vazgeçiyorlar. Muhtemelen imzalasalar, alacaklarını unuttukları gibi, bir de çek senet mafyasıyla muhatap olacaklardı.

Hatta bu şahısların doğru ya da yanlış Ankara’ya yakınlık söylentisini bile kullandıkları görülüyor. Yani piyasada çokça görülen aslı olmayan ‘benim yakınım kim biliyor musun’ havucu kullanılmış. Aslı yok diyorum zira aslı olsa bu söylenmez; bilinir.

Bugün gelinen noktada ise personel ve faizler hariç 700 trilyon, yani 706 milyon TL’lik zarar ortada duruyor. Tedarikçisinden bayisine, çalışanından franchise sahibine kadar herkes mağdur. Filmin bu aşamasında 300 tedarikçi, 120 franchise, 800 çalışan, 17 banka, kiralar nedeniyle 25 AVM mağdur. Ortada da mağazalardaki mallardan başka da bir şey yok.

Bir firmanın organize bir şekilde yarattığı zararla sektörün 5 yıl geriye itildiği söyleniyor. Esasen personeli temsilen konuşan Avukat Elif Görgülü’nün şu sözleri çok anlamlı:

“Şayet burada hukuk kazanırsa, sadece bu firmanın çalışanları ve tedarikçileri kazanmayacak. Bundan sonra böylesine kötü niyetli yaklaşımları adet edinerek, hem insanları, hep piyasaları, hem de ülkenin ekonomik düzenini bozmaya yeltenen başka kötü niyetlilere de dur denilecek.”

Diyeceksiniz ki, peki nasıl kredi kullanılmış? Kurulan paravan şirketler birbirine çek kesip ödemiş. Böylece de kredibilitesi yüksek gözükmüş. Nasıl akıl? O zaman buradan çıkarılacak ders şu:

Birincisi kime kredi verdiğinize dikkat edeceksiniz. İkincisi köşe başındaki esnaf ya da holdingler kadar yüksek hacim yaratan şirketlere de mercek tutacaksınız. Üçüncüsü bu emsalin peşini bırakmayacak, işi kamu davasına dönüştürüp, ibret yaratacaksınız.

Aksi takdirde bu işin arkası gelir ve zincirleme batışlara neden olunur. Son söz de çalışanlar için. 800 kişinin 4 ay maaşını alamadığı ortada. Birçoğu harç parasını karşılayamayacak durumda olduğu için dava bile açamamış.

Artık bu personel maaşı ödememe ahlaksızlığından vazgeçeceksiniz. Vazgeçmeyen şirket varsa da, kamu olarak canına okuyacaksınız. Yoksa bu işin içinde çıkamayız. Çünkü bunun adı ne ekonomi ne de ortada gezen bu şahıslar gerçekten işadamı.

Şimdi anlatabildim mi ‘çok paranız oldu ama zengin olamadınız; firmalarınız oldu ama işadamı olamadınız’ derken ne kast ettiğimi?