Olduydu, olmadıydı derken bayram tatili 10 gün olarak ilan edildi. Sonuçta sıkışan turizm sektörünün istediği oldu. Ebette toplamda bu ülkeye fayda mı, zarar mı sağlar göreceğiz. Zira geçen sene uzun tatillerin ilan edildiği aylarda üretimde ve ihracatta dramatik düşüşler yaşanmıştı.

Fakat bizim gibi lobisi güçlü olana ya da ikna edene teşvik, imtiyaz ve hak verilen ülkelerde bunun hesabı kitabı yapılmaz. O yüzden uzun uzun bunun analizine girmeye gerek yok. Sonuçlara bakar konuşuruz.

Ama ortadaki gerçek 10 günlük bir tatilin oluştuğudur. Madem vaka bu, önerim bu 10 günlük tatili fırsata çevirmeniz. Hayır, ilk anladığınız gibi değil. Tatile kaçın, vur patlasın çal oynasın yapın demiyorum. Elbette tatilini yapamayanlar, zorlu sonbahardan önceki son çıkışı değerlendirsin.

Lakin büyük bir çoğunluğun memleketine gideceğini ve kışlık erzakını alarak döneceğini biliyorum. Sözüm bu amaçla gidenlere ve yaşadığı şehirde kalanlara… Bu fırsatı değerlendirerek unutmaya yüz tutan değerlerimizi hatırlayalım.

Büyüklere gidelim. Akrabaları ziyaret edelim. Komşularımızla çardak sohbetleri yapalım. Kapatalım televizyonları, hangi siyasinin nerede bayram geçirdiğiyle ilgilenmek yerine, bayramımızı yaşayalım.

Birbirimizle konuşmayı, sorunlarımızı paylaşmayı deneyelim. Sadece bu sohbette bile görüşünüz ne olursa olsun, hepimizin aynı gemide sıkıntıyı ortak çekecekler ve çekenler olduğunu göreceksiniz.

Kurban Bayramı, sadece bu inançta olanları ilgilendiriyor olabilir; ama biz hangi yaklaşımda olursak olalım, bunu fırsata çevirip, belki de siyasilerin en koktuğu şeyi yapalım. Birbirimizle konuşalım…

Yetinmeyelim… Bu 10 günlük tatilin içinde bir tarih var ki, 80 milyonu ilgilendiriyor. 30 Ağustos Zafer Bayramı… Başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, cepheye hizmet eden annelerimizi, babalarımızı, dedelerimizi, kardeşlerimizi hatırlayalım.

Onların ne uğruna hayatlarını feda ettiğini düşünelim. Ülkenin bugün verdiği fotoğrafla mukayesesini yapalım. Kumbaraları, kurulan fabrikaları, sanatla ilgilenen, aşını ve işini paylaşan o insanları hatırlayalım.

O Zafer’in sadece cephede değil, eğitimden üretime ve en önemlisi gönüllere kazınmış tarihi bir imza olduğunu bilelim. Belki büyükler çocukluk yıllarını anlatsın. Karneyle ekmek alınan günlerde bile, yokluklar içinde yüzü gülen insanları aktaralım yeni kuşaklara.

Yani madem bize zorla tatil verdiler; biz bunu gerçekten bayram yapalım. Çünkü önümüzdeki zorlu süreçte ihtiyacımız olan güdük siyasi söylemlere takılmak değil, faturayı öderken aynı tarafta olmak.

Hadi fırsatı değerlendirip, siyasileri oyun dışına atıp, tekrar biz olalım. Bunun için de işe birbirimizle konuşarak başlayalım. Bitirin küslükleri, kırın egoları, iki bayramı da gerçekten bayram yapalım.