Uluslararası ilişkilerde Batı’nın basit ve sade bir mantığı vardır. Sadece güce değer verir. Bunun dışındaki her şeyi zayıflık olarak kabul eder. Zeytin dalı uzatıldığında daha da vahşileşir, insanlığın bütün birikimini unutur. Rakibinin nefesini keser! Yalnızca güç karşısında anlaşma zemini arar. Uzlaşma görüntüsü bir taktiktir. Bunun amacı rakibinin direnme azim ve iradesini kırmak ve daha uygun koşullarda üzerine yüklenmektir. Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) de böyle değil miydi?

Sputnik haber ajansına demeç veren Başkan Esad, Cenevre barış sürecini şöyle tanımlıyor: Cenevre’de başarının kırıntısından bile söz edilemez. Alınan mesafe sıfırdır. Batı’nın uzlaşma diye bir derdi yoktur. Sürecin amacı silahlı muhalifler ve teröristlere soluk aldırmaktır. Görüldüğü gibi Sayın Esad’ın görüşleri, ittifak halinde bulunduğu Rusya’dan oldukça farklıdır. Çünkü Suriye bir ölüm-kalım savaşı vermektedir. Tek hedefi, ülkesinin birlik ve bütünlüğünü sağlamaktır. Ve her zaman olduğu gibi ateş düştüğü yeri yakmaktadır.

Jeopolitik Savaş

Soğuk Savaş boyunca NATO ile Varşova Paktı arasındaki mücadele yöntemleri son kerte ilginç ve dikkat çekicidir. Jeopolitik disiplini için benzersiz bir laboratuvardır. Bir bloka ismini veren Polonya’nın savaş sonunda taraf değiştirmesi bir ibret vesikasıdır. Türkiye’de çok iyi tanınan Aleksandr Dugin Soğuk Savaşı şöyle tanımlıyor:

SSCB’nin çöküşü, jeopolitik olarak “denizin” “karaya” karşı mutlak zaferidir. Çünkü Batı her adımında jeopolitik yasalara uyduğu için bu zaferi kazandı.

SSCB devşirilmiş en tepedeki kadroları ile jeopolitik intihar yaptı! Dönemin Rus siyasi eliti, tek kurşun bile atmadan benzersiz bir uygarlık projesini altın tepsi içinde Batı’ya sundu.

Rusya ya Avrasya’da kendine seçenekler ve yaşam alanı yaratacak ya da yok olacaktır. RF’nin bir devlet olarak hayatta kalabilmesi, ancak Avrasya’da jeopolitik gerçekliklere uygun olarak hareket etmesi ile sağlanabilir.

Batı’nın ünlü jeopolitik uzmanları da Dugin gibi meseleye yaklaşıyor. Başta Brzezinski ve Huntington olmak üzere birçok uzman, “SSCB’nin jeopolitik gerçekliklere sırtını döndüğü için kolay lokma olduğunu” ifade ediyorlar…

Suriye’de Tarih Tekerrür mü Ediyor?

SSCB 1991’de yıkıldıktan sonra NATO boşluğa düşebilirdi. ABD’nin yeni bir tehdide ihtiyacı vardı. O koşullarda değil tehdit, tehlike bile yoktu! ABD derin devleti “küresel terör” diye bir tehdit uydurdu ve bunu İslam dinine yapıştırdı. Böylece zengin doğal kaynaklara sahip İslam coğrafyasına müdahale için yapay bir gerekçe yaratıldı. Ayrıca bu yolla Çin, Rusya gibi Müslümanların da yaşadığı ülkeler kolaylıkla karıştırılabilirdi. Diğer bir ifade ile ABD’nin Terörle Küresel Savaşı (Global War on Terror) oyun içinde oyundu!

Bu basit numarayı yutan birine jeopolitik uzmanı denilemezdi! Jeopolitikçiler hayretler içinde şunları yazıyorlar: The Russians dithered, because they had totally unrealistic hopes of achieving a partnership with Washington via a joint effort against terrorism.This was a ridiculous idea as terrorism is Washington’s weapon! (Rusya tereddüt etti; çünkü Washington’la terörizmle ortak mücadele etmeyi hedefleyen gerçek dışı hayallere kapıldı. Terörizm Washington’un silahı olduğundan bu gülünç bir fikirdi!)

Türkiye’nin 25 Nisan 2017’de Sincar ve Karaçuk’ta terör örgütüne ağır darbe indirmesinden sonra Rusya resmi bir açıklama yayımladı: “Moscow is deeply concerned by these actions. The Turkish Military has acted here against the Kurdish forces that are genuinely combating terrorist groups, above all ISIS, on the ground. (Moskova derin endişe içindedir. TSK burada, başta IŞİD olmak üzere terörist gruplarla ciddi bir mücadele veren Kürt güçleri hedef aldı!)”

Bu açıklama tepeden tırnağa Atlantikçidir. Gorbaçov kokmaktadır. Yeltsin’i akla getirmektedir. Çünkü Rusya, John Kerry ve Obama ile El Nusra ve IŞİD’e karşı ortak mücadele için anlaşmıştı. Ama ABD, El Nusra ve IŞİD’e değil, Suriye ordusuna saldırdı! “ABD anlaşma yeteneği olmayan (not agreement-capable) devlettir!” açıklamasını Uganda mı yapmıştı? Trump’la flört mutlu sonla bitmedi! Tomahawk, sarin (!) gazı… Kim bilir sırada ne var? Diğer taraftan, koskoca bir devlet PKK/PYD’nin bölge ülkelerini parçalamak için ABD’nin kullandığı bir maşa olduğunu HÂLÂ ANLAMADIYSA