Dünya bambaşka bir noktaya gidiyor ve bu dönüşüm, aynı zamanda kabullenilmiş gerçekleri de farklılaştırıyor. Özellikle siber güvenlik meselesi artık, yepyeni bir bakış açısının da yansıması olarak ortaya çıkıyor.

Geçtiğim günlerde Siber Güvenlik Araştırmaları Derneği ve İstanbul Gelişim Üniversitesi Yeni Medya Bölümü birlikte bir konferans gerçekleştirdi. Burada yerli ve yabancı konuşmacıların aktardıkları ders niteliğindeydi ve mutlaka kafa yorulması gereken yanlar içeriyordu.

Teknoloji insanlara bazı olanaklar sunarken, bilgi toplama üzerinden esasen yeni bir rekabet alanını da oluşturmuş durumda. Üstelik bu alan, milli güvenliğinizden, Ostim ya da İkitelli’de üretim yapan bir fabrikanın hayatiyetine kadar çok geniş bir alanı kapsıyor.

Şu an eşyaların interneti konuşulsa da, bir sonraki noktada her şeyin interneti aşamasına geçilecek olması ve bu sürecin birkaç yıla kadar indirgenmiş özelliği, çok ciddi bir ders çalışmamız gereğini de beraberinde getiriyor.

Güvenlik dediğiniz şeyi şifre olarak algılıyorsanız, konferansta konuşan Prof. Dr. Pier Ligi Capucci bunun yanıtı veriyor: “8 haneli bir şifrenin kırılması, bugünkü şartlarda 1 saniye sürüyor.”

Sanırım bu, tehlikenin boyutunu oldukça net ortaya koyuyor. Her şeyin dijitalleştiği ve data ya da bilginin ekonomi, gelişme kadar risk, güç ve endişe verici bir yanının olduğunu da görmek durumundayız.

Yapay zekâların konuşulduğu bir süreçte, Capucci okuldaki eğitimin de buna uygun şekillenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Bugünkü eğitim sistemimizi göz önüne getirirseniz, riskimiz her zamankinden daha büyük.

Devletler şu an buna milyarlarca dolar kaynak aktarırken, aynı zamanda korunmanın da yollarını arıyorlar. Çünkü bu açık sistem, aynı zamanda savunma ve saldırı anlayışını da değiştirmiş durumda.

Mesela enerji konusu… Konuşmacılardan Akif Şenol şu örneği verdi: “İstanbul’da saldırıya açık bir biçimde 3 trafo merkezi bulunuyor. Bunları çökerttiğiniz anda çok büyük bir darbe söz konusu olur. Geçen yıl konuyla ilgili bilgilendirmeyi yetkili makamlara yaptım.”

Elbette burada o 3 trafo merkezini adreslendirmeyeceğim. Ama hayatımızın hangi noktasında bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldığımızı görmek adına, bu vurgu çok önemliydi.

Birleşik Arap Emirlikleri, geçtiğimiz günlerde dünyanın ilk Yapay Zekâ Bakanı’nı atadı. Obama 2012 yılındaki konuşmasında siber güvenliği, ulusal güvenlik meselesi olarak nitelendirdi.

Dünya siber ordulara yatırım yapıyor. Neden mi? Geçtiğimiz yıllarda ‘I Love You’ virüsüyle 45 milyon bilgisayara ulaşıldı. Zararın boyutu 10 milyar dolar. 5 Nisan 2017 tarihinde basına yansıyan habere göre Almanlar siber ordu kuruyor. Ayrıca güvenlik yazılımlarının pazar payı yüzde 16 arttı.

Türkiye’nin de mutlaka siber ordu kurması gerekiyor. Çünkü anlaşılan o ki, geleceğin caydırıcı ordularında tank, tüfek ya da insansız hava aracının pek bir anlamı kalmıyor. Siber saldırıyla ülkenin sistemini çökertmek mümkün.

Üstelik uzmanlar bunun ülke boyutundan, mikro boyutuna indiğine ve önümüzdeki süreçte belki de işletme bazında saldırılara şahit olacağımıza dikkat çekiyorlar.

Robotlaşan insana karşı, sorgulayan, felsefe bilen insanın yetiştirilmesinin önemine değinilirken, gelişmeyi kötüye kullananları kaçınılmaz olarak ortaya çıkacağına işaret ediyorlar. İvan Gaydarski konuyu konferanstaki sunumunda şu sözlerle özetledi: “Şirketlerdeki en önemli konu bilgi ve veri güvenliği haline geldi.”

Aslında bu konuda çok şey yazmak mümkün. Fakat fiziki ordumuzdan, işletmelerimize kadar bu dönüşümü bir tarafından gelişme, diğer tarafından korunma olarak algılamalı ve gerekli çalışmayı yapmalıyız. Aksi takdirde geleceğin fotoğrafı belli olmaya başladı: Siber ordun yoksa, sen de yoksun.